AB8 Eylül 2004 00:00

İŞTE AB'NİN TÜRKİYE'YE BAKIŞI - Emin Pazarcı

Amaç, Türkiye'yi yabancı sermayenin sömürüsü altına sokmak. Bunu da gizli saklı yapmıyorlar. Şimdi haklarını yemeyelim, son derece açık oynuyorlar. Karşımıza geçip, amaçlarını net olarak söylüyorlar. Türkiye'ye yıllardır bu yönde çeşitli dayatmalar uyguluyorlar. Problem bizde... Görmeyen, görmek istemeyen, sürekli olarak kendimizi kandıran biziz!claritin mazilo claritin tablete claritin mazilo

 

AB'nin "Akil Adamları" bir rapor hazırladılar. Avrupa'ya çağrıda bulundular. "Fırsatı kaçırmayın, Türkiye ile müzakerelere biran önce başlayın" dediler.

Öylesine mutlu olduk ki...

Adeta, başımız göğe erecek. Mutlu yarınları hayal ediyoruz. Hep birlikte bayram yapıyoruz.

Niye?

Çünkü, müzakereler sonucu AB'ye girme ihtimalimiz var. Hayatımızın güzelleşeceğini, standardımızın yükseleceğini düşünüyoruz. Türkiye daha da ileri gidecek. Hepimizin cebi para dolacak. Sonuçta daha mutlu olacağız...

Acaba gerçekten öyle mi?

İşte bu tartışılır!

* * *

AB, bize sürekli olarak baskı yapıyordu:

- Sosyal güvenlik kurumlarının durumlarını iyileştirin. Kara delikleri kapatın. Sosyal güvenlik kurumlarınızın bu haliyle AB'ye giremezsiniz.

Gerçekten de sosyal güvenlik kurumlarımızın hali içler acısıydı. Hem kötü yönetiliyorlardı, hem de "vurgun yerine" dönmüşlerdi. Özellikle ilaçta büyük kaçaklar vardı. Sosyal güvenlik kurumları göz göre göre soyuluyordu.

Tedbir için kollar sıvandı...

Akıllı ve gerçekçi bazı adımlar atıldı.

Bakıldı ki, SSK ve Bağ-Kur'un satın aldığı "a" ilacının fiyatı 10 lira. Çünkü marka satıyor.

Bir başka firmanın ürettiği "b" ilacı da aynı etkin maddeleri ihtiva ediyor. İçindeki bütün maddeler, diğeri ile aynı. Aralarında hiçbir fark yok. Üstelik, "b" ilacı daha ucuz. Onun fiyatı 5 lira.

İki ilacın arasında yüzde yüz fark var.

"Olmaz böyle şey" denildi:

- Biz, "a" ilacına o kadar para vereceğimize "b" ilacını satın alırız. Böylece ilaçta yüzde yüz kâr ederiz.

Doğru karar verildi.

* * *

Doğru karar verildi, verilmesine de...

Bu, AB'nin hiç işine gelmedi. Sosyal güvenlik kurumlarımızın aldığı bu karar üzerine hop oturup, hop kalktılar. Olayı, büyük bir mesele haline getirdiler. Avrupa Komisyonu Ticaret Genel Müdürlüğü hemen harekete geçti.

"Olmaz, yapamazsınız" denildi...

Türkiye'ye 8 maddelik bir ültimatom gönderildi.

Çünkü, çıkarları zedelendi.

Üstelik, Türkiye'ye gönderilen ültimatomda, bu durum açık açık ortaya konuldu:

"İlaç endüstrisi, AB'nin en büyük işverenlerinden biridir. 2001 Yılı'nda sektörde 580.000 civarında insan istihdam ediliyordu. Bu sektörün ihracattaki payı da yüzde 19'dur. Bu bakımdan, AB farmasötik ürünlerinin önündeki ticari engeller kaldırılarak, Türkiye gibi hızla büyüyen Üçüncü Dünya ülkeleri pazarlarında eşit muamele görmesinin güvence altına alınması hayati önem taşımaktadır."

Daha açık ifade edersek, bu yazılanların tek anlamı var...

"Göz göre göre soyulmaya rıza göstereceksiniz" diyorlar:

- Pahalı da olsa ilacı bizden alacaksınız. Sizin yerli sanayiniz batarsa batsın. Fabrikalarınız kapanırsa kapansın. Biz, kendi 580 bin insanımızı düşünürüz. Sizin insanınız umurumuzda bile değil!

Bitmedi...

Bizi, "Üçüncü Dünya Ülkesi" olarak değerlendiriyorlar. Bunu da yüzümüze vurmakta hiç sakınca görmüyorlar. Biz, onlar için sadece Üçüncü Dünya Ülkesi bir pazarız!

* * *

Şu hale bakın:

AB, bir yandan, "Sosyal güvenlik kurumlarınızın durumlarını iyileştirin" diyor. Diğer taraftan, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın iflasına yol açacak dayatmalar yapıyor.

Aslında ortada şaşırılacak bir durum yok.

Her şey son derece normal...

AB'nin bu tutumu yeni değil ki. Türkiye'ye karşı sürekli olarak çifte standart uyguluyor. İşine gelirse öyle, işine gelmezse böyle davranıyor.

Amaç, Türkiye'yi yabancı sermayenin sömürüsü altına sokmak.

Bunu da gizli saklı yapmıyorlar. Şimdi haklarını yemeyelim, son derece açık oynuyorlar. Karşımıza geçip, amaçlarını net olarak söylüyorlar. Türkiye'ye yıllardır bu yönde çeşitli dayatmalar uyguluyorlar.

Problem bizde...

Görmeyen, görmek istemeyen, sürekli olarak kendimizi kandıran biziz!