Siyaset17 Kasım 2004 00:00

Seferberlik Zamanı - Özcan Yeniçeri

Halktan insan olmanın ya da muhtaç olduğu gelişmenin ve kalkınmanın ancak AB''den geçtiğine iman etmesi istenmektedir.Bu bağlamda halkın kendine olan güvenini yıkmak için medyatik ve entelektüel boyutları çok büyük olan psikolojik operasyonlar düzenlenmektedir.Güvenliğin NATO''ya, ekonominin IMF''ye, siyasetin de ABD''ye tam olarak endekslendiği bir dönem yaşanmaktadır.Bu zihniyet sahipleri için yabancı uşaklığının sınırı yoktur.symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cena

Türk milletinin kendi kaynakları, iradesi, azmi ve gayreti ile ayağa kalkmasının mümkün olmadığına iman etmiş olan siyasi, etnik ve entelektüel bir kadro, Türkiye''ye tam egemen olma savaşı vermektedir.

Millete güvenmeyen, Türklüğü reddeden, sırtını AB fonlarına dayandıran bu kesimin bütün marifeti halkı, ancak Avrupa''nın, ABD''nin, IMF''nin ya da diğer uluslar arası kuruluşların yardımıyla ayakta durabileceğine inandırmaktır.

Halktan insan olmanın ya da muhtaç olduğu gelişmenin ve kalkınmanın ancak AB''den geçtiğine iman etmesi istenmektedir.

Bu bağlamda halkın kendine olan güvenini yıkmak için medyatik ve entelektüel boyutları çok büyük olan psikolojik operasyonlar düzenlenmektedir.

Güvenliğin NATO''ya, ekonominin IMF''ye, siyasetin de ABD''ye tam olarak endekslendiği bir dönem yaşanmaktadır.

Bu zihniyet sahipleri için yabancı uşaklığının sınırı yoktur.

Bu bağlamda yabancılaşma ve yabancılaştırma "küreselleşme ve çağdaşlığın" gereği olarak pazarlanmaktadır.

Türkiye''yi öteden beri yöneten oligarşi, aydını ve bürokrasiyi halka yabancılaştırmıştı.

Yeni iktidar elitleri işi çok daha ileri götürerek toprağın/devletin ve milletin birbirine yabancılaştırılmasına çalışmaktadır.

Aynı soyun, aynı dilin ve aynı dinin mensupları iç ve dış ihanet merkezleri tarafından azınlık ilan edilmektedir.

Milletin birliği ve bütünlüğü; farklılık, ayrılık, başkalık temelinde birbirine karşıt hale getirilerek bozulmaya çalışılmaktadır.

Türkiye ağzına kadar; yabancılaşmış, yabancılaştırılmış ya da yabancı uşaklığını onur edinmiş (!) kudret elitleriyle dolmuştur.

Komprador burjuvazi, provokatör aydın ve bir kısım satılmış medya ele ele vermiş ruh çağırma seansları düzenler gibi Sevr ruhunu tarihin çöplüğünden geri çağırma toplantıları düzenlemektedir.

Azınlığın çoğunluğu, etnik ayrıntıların milli yapıları denetim altına alma faaliyetleri alabildiğine hız kazanmıştır.

Bölücülük, bozgunculuk, yıkıcılık, ihanet ve satılmışlık en fazla ödüllendirilen kavramlar haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyetinin adı dahil olmak üzere tartışılmayan hiçbir değer kalmamıştır.

Kısacası bıçak kemiğe dayanmıştır.

Millet, milli ve dini değerlerin daha fazla tahrip ve tahrikine seyirci kalamaz! Bu gidişe bir dur demenin zamanın gelmiştir.

Milli çıkar, demokrasi, insan hakları, çok kültürlülük vb.

kavramlar üzerinden ülkenin altı oyulmaktadır.

Ülkeyi yöneten oligarşi, günümüzde "milli çıkar" kavramının değiştiğini, bağımsızlığın küreselleşen dünyada anlamını yitirdiğini, egemenliğin yeni anlamlar kazandığı gibi sureti haktan görünen açıklamalar yapmaktadır.

Türk milleti tarihi süreç içerisinde onlarca devlet kurarak kendi kaderi üzerinde başkalarının egemen olmasını asla izin vermemiş olan bir millettir.

Türkiye Cumhuriyetini "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyen bir iradenin kurduğunu, bu iradenin simgesi olan Atatürk''ün de "bağımsızlık ve egemenlik benim karakterimdir" demesine rağmen AB''ye kayıtsız şartsız teslimiyeti, Atatürk''ün hedef olarak gösterdiğini söyleyecek kadar işi ileriye götürenler vardır.

Televizyonlar, gazeteler, bürokrasi, büyük sermaye ve Üniversite kürsüleri AB uşaklığını tek çıkar yol olarak görenler tarafından işgal edilmiş durumdadır.

Oligarşi, milletin sesini duyuracak ne bir kürsüye, ne bir sese ne de etkili bir görüntüye izin vermemektedir.

Hainliği karakter olarak edinmiş olan oligarşi, ulusal çıkar kavramının değiştiğini, egemenlik ve bağımsızlığın önemini yitirdiğini iddia etmektedir.

Artık Türk milleti yeni ulusal çıkarlarını Brüksel''e endeksli bir takım gazetecilerden, medyadaki euro fonları ile destekli akıl hocalarından ve siyasi ahmaklardan öğrenecektir.

Bu zevata göre sanki Yunanistan, Ermenistan, Suriye, İsrail, ABD vb.

ülkeler ulusal çıkarlarını değiştirmiş artık bunların Megalo İdea''ları, Arz-ı Mevutları, Soykırım Tasarıları, küresel hakimiyet arzuları ya da Hatay üzerinde hak iddiaları yoktur da yalnızca bir klasik ulusal çıkar peşinde koşan Türkiye kalmıştır.

Türkiye''nin de bir kısım gazetecilerin, kışkırtıcı ajanlık yapan aydınların ve İnsan Hakları Komisyonlarının hazırladığı yeni çıkarları edinmesi gerekirmiş gibi bir mecburiyeti varmış! Görüldüğü gibi şartlar milliyetçi seferberliği zorunlu kılmaktadır.

Demiştim, demiştin, demişti dönemi artık kapanmalıdır.

Zaman tavır zamanıdır.