''...'Komplo Teorisi'mi, 'Aynıyla' Hakikat mi?!..'' Attila İlhan
Çağrışım/ 7. ''...o 'komprador alafrangaları'nı elbet tanımaktasınız; Vincent Pauvert 'in gözlerimizin önüne, şahitli ispatlı serdiği gerçekleri duyunca, mutlaka dudak büker; belirgin istihfafla: ''...- canım bütün bunlar, 'Komplo Teorileri'nden ibaret' diye, burun kıvırırlar. Bu bana kimi ve neyi hatırlatıyor, söyleyeyim mi? Fransa 'da Nazi işgalini yaşamış, onlara karşı silâhlı direnişe katılmış, 'camarade' Paul 'ü ve onun, bu çok bilmiş kazlara verdiği müthiş cevabı: ''-... bunlar böyle demekle, farkında olmadan, 'komplo'ya iştirak ediyor, onu bir güzel desteklemiş oluyorlar!'' ''...bunu bir kalem geçtikten sonra, isterseniz, 'İhtilâl İmâlatçıları' na, onların başka bir metodlarının, nasıl uygulandığına, bir göz atalım...) arcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon
Ne de 'totaliter'mişler ya!
(Tespit/ 9. ''...dördüncü aşama, sağlanan parayla, olabildiğince çok 'eylemci' toplamaktır. İlk dolarlar, ağzı lâf yapan 'öncüleri', taşraya 'ihtilal'i anlatmaya göndermek amacıyla kullanılır; o toplantıdan bu toplantıya, söyledikleri şudur: 'olmayacak şey yoktur, meselâ biz, ülkemizdeki diktatörleri, böyle kovduk!'
Dinleyicileri de kimler, alt tarafı, şaşkın ve üşümüş, yirmi kadar genç; onları harekete geçirmek için, herkesin bir 'reçetesi' vardır; meselâ Sırp asıllı Sinisa Sikman , bu turnelerin gediklisi; yanında hiç eksik etmediği bavuluyla, geçen yıl 'Beyaz Rusya'ya gidiyor: '-...bavulun içinde, promosyon için ne gerekirse var; tişörtler, yapışkan afişler, Otpor'un logosunu taşıyan balonlar, vs; yâni başarının sembolü olacak ne varsa, hepsi!''
''...çokluk bu seminerler, iç karartıcı ve kötü ısıtılmış salonlarda ''gizlice'' yapılıyor. Yalnız o mu? Bazen de kırsalda, Komünist Gençlik Teşkilâtı'nın ve izcilerinin eski kamp yerlerinde filân. Polis''e, böyle bir kalabalığın bir araya gelişi, 'tatil kampı' olarak ''yutturuluyor''; pek de yalan sayılmaz hani, zira kamptaki atmosfer, hem Club Med'in tatil atmosferini, hem de askeri talimleri hatırlatıyor. İşte örneği: Gürcistan, 2003 yazı, İhtilâlden üç ay önce, Kmara, Tiflis'ten uzakça bir yörede, 700 militanı bir araya getirmeyi başarıyor, kalabalığın liderlerinden birisi, Greorgui , durumu şöyle anlatmaktadır: ''-...barakalar perişandı, çeşmelerden su akmıyordu; buna rağmen bir hayli eğlendik!..''
"...benzer bir olay: 2004 senesi, ağustosu. Pora örgütüne mensup Ukraynalı gençler, Kırım'da, Karadeniz sahilindeki bir parkta, dört gün süren bir toplantı tertiplemişler; Slovakya'nın asi bakanlarından Pavel Demes de, onların bir strateji yumurtlaması için, orada bulunmuş, diyor ki: "gençler, örgüt içi uyuşmazlıklarını unutmuş, küçük gruplar halinde toplanıyordu; bazen plajın kumları üzerinde, oracıkta; bazen de kulübelerde uyunuyordu. Harika bir şeydi bu!..
Bak hele, şu Gürcü kızına!
Zaman zaman bu 'seminerler' mesela diş hekimlerinin 'kongreleri'ne benzermiş! Bunu kim diyor, geçen yıl eski Sovyet topraklarında bir türlü paylaşılamayan, henüz 24 yaşındaki, güler yüzlü bir Gürcü kızı: "...2004 Nisanı. Hollanda'dan bir vakıf, beni Ukrayna'ya, Odesa 'ya göndermişti; maksat otuz kadar genci, yüreklendirmek ve örgütlemek! Olay, iki hafta boyunca bir suit/dairede kaldığım şahane bir otelde yaşandı; bu yetmezmiş gibi, üstüne 250 Euro da para verdiler.” Yok, yok, hepsi bu kadarla bitmemiş. "...aradan birkaç ay geçti, Soros Vakfı (Vay vay, bu size bir şeyler hatırlatmıyor mu?) Almatı'da kazak 'devrimcileri' için bir seminer düzenlemiş. Orada da, büyük bir otelde kaldık; her türlü imkan emrimize verilmişti; röportaj deneylerini tespit etmek için kameralar; hatta, Kazak polisinin etrafımıza yerleştirmeyi ihmal etmediği mikrofonların kayıt düzenini bozmak için bazı aletler.." Üstüne bir de gülerek, neyi ekliyor acaba? "...bitişik salonda kimler vardı, bilin bakalım: Ağrısız doğum yapabilme eğitimini alan bir kadın grubu!..)
Gerisi, laf-ü güzaf!..
'Çağrışım/7. "...bilir misiniz ki Mustafa Suphi'nin neferi 'Sarı' Mustafa (Börklüce) anlatmıştı; İsmet Paşa'nın devr-i saltanatında, o kadar sıkı bir takip, o kadar büyük bir polis baskısı altındaymışlar ki, aralarındaki söyleşilerde bile, 'şifreli' konuşmak zorunda kalırlarmış! Diyordu ki: " komünist diyemez, şuyi' derdik; Sovyetler'den söz edilirken, 'yukarısı' denilirdi; Stalin'in adı geçecekse, 'bıyıklı'..."
Gerçek bir diktatörlüğün nasıl olduğunu anlatabilecek, başka bir çağrışım: Sadri (Alışık) hoşsohbet, tatlı dilli bir adamdı; '40 Karanlığı' meyhanelerinde, sohbetini sıcak bulan öteki müşteriler, ufak ufak, masasına yaklaşıyorlar; bundan bunalıp da, onları dağıtmak istedi mi, garsona şöyle dermiş. "yahu kardeşim, şurada üç beş komünist oturmuş, kaynatıyoruz; nedir böyle bu kalabalık?" Gülerek eklerdi: "komünist filan de- ğildik ama, beş dakika içinde, masanın çevresinde kimse kalmaz, hatta meyhane boşalırdı."
"Totaliter baskı yönetimi böyle bir şeydir; sizce, 'İhtilal imalatçıları'nın, gülümseyerek dalga geçtikleri ülkelerde, rejimler böyle mi, buna benziyor mu? 'Baskı' bahane, asıl amaç Sistem'in -isterseniz büyük sermaye de diyebilirsiniz- yeryüzünü işgalidir.
Gerisi laf-ü güzaf!