KAÇ APO SENİ VURACAKLAR!
Abdullah Öcalan Suriye’de iken düzenlenen bombalı suikasttan kurtulduğunda oradaki Türk Büyükelçisi Cem Duatepe idi. Duatepe Şam’da Türkiye çıkarları için mücadele vermek ve Türkiye’yi temsil etmek için gönderildiğinde birileri "Başkanım size suikast yapılacak bana haber verdiler" diyordu. Bu haberi veren Mesut Yılmaz'ın kendisi mi yoksa başka birisi mi? Bu konuda pek çok ihtimaller yazıldı,söylendi ama ilginç bağlantılar pek çok kişiden habersiz bırakıldı… naproxennatrium site naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Abdullah Öcalan Suriye’de iken düzenlenen bombalı suikasttan kurtulduğunda oradaki Türk Büyükelçisi Cem Duatepe idi. Duatepe Şam’da Türkiye çıkarları için mücadele vermek ve Türkiye’yi temsil etmek için gönderildiğinde birileri "Başkanım size suikast yapılacak bana haber verdiler" diyordu. Bu haberi veren Mesut Yılmaz'ın kendisi mi yoksa başka birisi mi?
Bu konuda pek çok ihtimaller yazıldı,söylendi ama ilginç bağlantılar pek çok kişiden habersiz bırakıldı… Şimdilerde kendisine ‘’kalpaklı’’ adını yakıştıran kişiden kaçımız haberdarız?...
Abdullah Öcalan Suriye’de iken düzenlenen bombalı suikasttan kurtulduğunda oradaki Türk Büyükelçisi Cem Duatepe idi. Saddam döneminde Barzani ve Talabani'nin bütün Silopi toplantılarını Duatepe’nin idare ettiği gelen bilgiler arasında idi. Cem Duatepe Dişişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığından Şam Büyükelçiliğine gönderildi.
Duatepe Şam’da Türkiye çıkarları için mücadele vermek ve Türkiye’yi temsil etmek için gönderildiğinde birileri "Başkanım size suikast yapılacak bana haber verdiler" diyordu. Bu haberi veren Mesut Yılmaz'ın kendisi mi yoksa başka birisi mi? Öcalana göre Yalçın Küçük'ten başkası değildi.
“Müdahil avukatlarından Cahit Torun'un ''Yalçın Küçük, operasyonlar olacağı konusunda size bilgi verdi mi?'' sorusunu Okyay sanığa yöneltti. Öcalan da, Prof. Yalçın Küçük ile telefonda görüştüğünü, yakalanmaması için Küçük'ün kendisine yerini değiştirmesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi. Sanık Abdullah Öcalan, ''Bu konuda ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın bana haber gönderdiği kesinlikle doğru değildir'' diye konuştu.” (1 Haziran 1999 İmralı A. Öcalan Davası Tutanakları)
Ve Küçük, DGM'ye verdiği ifadede 1995 yılında seçim öncesi Çiller'in APO'ya karşı düzenleteceği, operasyonu ve ayrıntılarını Mesut Yılmaz'ın kendine en üst düzey partili kanalı ile ilettiğini, kendisinin de APO'ya ulaşarak kaçmasını sağladığını belirtti.
Peki kayın birader orada Türkiye çıkarları için maaş alırken ve bir makamı işgal ederken eniştenin apo’ya haber vermesi ne kadar ahlaki sizce? Evet yanlış okumadınız Cem Duatepe’nin eniştesi Yalçın Küçük.
1993 yılının Agustos ayında Almanya Bochum’da düzenlenen bir festivalde bir konuşma yapan Küçük şöyle diyordu :
“Bu gün diyorum..
Bu gün diyorum..
Bu gün diyorum..
En güzel baş Kürt başıdır
Çünkü Kürt, baş kaldırıyor“
Aynı Küçük şimdi ise başka bir planın peşinde. Cumhurbaşkanına yazıp köşke ulaşmadan basına servis yaptığı bir mektupta Cumhurbaşkanını hassas bir yerden vurmayı hedeflemiş ki “anayasal düzene bir kıyam hali teşhis ediyoruz.” ifadesini kullanmış. Kıyam ve anayasal düzen iki kelimeyi bir arada okuyan sayın Sezer’in yüz ifadesin gerçekten merak ediyorum. Peki bu iki kelimeyi bir arada kullanmaya iten davranışın ne olduğuna bakacak olursak kendi kaleminden okuyalım.
“Bu arada, Amerika’dan dönüş uçağında, 12 Haziran 2005 tarihli gazetelerde var, “Abd gezisine katılan Başbakan’ın danışmanı ve Akp İstanbul milletvekili Egemen Bağış” tarafından, Hürriyet Gazetesi’ne verilen bir mülakat var ki, aktarmamız yerindedir. Şöyle denmektedir:”Uçağımızda daha önce de olduğu gibi her türlü ikram vardı.İçki servisi isteyene yapılacaktı.Ama ben kimin ne içtiğine dikkat etmedim”. Burada, Bagış’ın kendi sorumluluğu ile “valet de chambre” pozisyonunu bir birine karıştırdığını görüyoruz. Yüce Meclis üyeliği ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Yasama erkinin yürütme erki ile ilişkisini Mirabeau’nun sembolize ettiğini hep biliyoruz, ilk okullardaki yurttaşlık derslerinde okutuluyordu. Çok onurludur, “nous sommes ici par la volonté du peuple et nous n’en sortirons que par la force des baionettes”; bir yanda “halk iradesi” ve diğer tarafta “cebr’in süngüsüsü” var. İçki servisine nezaret ise hiç olmamıştı; anayasal düzene bir kıyam hali teşhis ediyoruz.”
Alıntının biraz uzun olduğunun farkındayım ama kırparak anlam kaybına sebebiyet verdiğim düşünülsün istemediğim için yerimi bu hezeyanlara feda ettim.
Sineğinde küçük olup mide bulandırdığı bu dünyada bazen mide bulandırmak için insanlar ne garip hallere giriyor anlamak mümkün değil.
Sorun Yalçın Küçük'ün kendisi değil, onu önemli bir referans haline getirenlerdir...