İstihbarat5 Temmuz 2005 00:00

Yakalamak - Mahir Kaynak

Terörle mücadelenin başarısı, teröristin önceden tespit edilmesi ya da, en azından, eylemden sonra yakalanması olarak kabul edilir. Böylece hem terör hedefine ulaşamamış olur veya cezalandırılarak caydırıcılık sağlanır. Bu düşünce hem halkta hem de ülkeyi yönetenlerde yaygındır ve yapılacak başka bir şeyin olmadığı düşünülür. Ancak Türkiye bir çelişkiyi sürekli olarak yaşar. Hem teröre karşı mutlak bir zafer kazanılır hem de terörü kullanan odaklar hedeflerine, herhangi bir sapma bile olmadan, ulaşır. Beklenti yakalamak ve cezalandırmak olunca güvenlik güçleri de, istihbarat örgütleri de bu noktaya odaklanır. İstihbarat örgütleri sürekli terör alarmı verir. Bu öngörülerin gerçekleşenleri başarılı haber alma olarak değerlendirilir gerçekleşmeyenler unutulur. Bu haberlerin genel siyasi tabloya uyup uymadığı, birbiriyle çelişip çelişmediği irdelenmez. Çünkü genel bir siyasi model ve yapılacağı söylenen eylemlerin tutarlılığını gösterecek bir kriter yoktur. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis walgreen coupon cialis discount cialis couponmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Tehdit değerlendirmesi ters bir mantıkla yapılıyor ve eylemlere bakılarak terörün kaynağı ve hedefi belirleniyor, buradan hareketle tehdidin kaynağı hakkında bir hükme varılıyor. Mesela birkaç terörist yakalansa ve bunların Rusya tarafından desteklendiğini gösteren işaretler bulunsa hemen Rusya’dan ülkemize yönelik bir tehdidin bulunduğu kabul edilir. Rusya’nın genel yaklaşımıyla bu bilgi arasında bir aykırılık olup olmadığı sorgulanmaz. Bunun en çarpıcı örneği 12 Eylül dönemindeki terör eylemlerinin SSCB’nin politikasıyla taban tabana zıt olmasına rağmen sol eylemlerin buradan geldiğine, başta devlet olmak üzere, herkesin inanmasıdır. Birinci kural teröristin kimliği ve beyan ettiği ideolojiye bakılarak tehdidin kaynağının belirlenemeyeceğidir. Bu yüzden son terör haberlerindeki solcu veya PKK’lı terörist ifadelerinin hiçbir anlamı yoktur. Ele geçirilen maddi delillerin bizi yanıltmak için kurgulanmış olması ihtimali, gerçek olmasından daha büyüktür.

Bizdeki değerlendirme süreci hemen ters çevrilmelidir. Yani tehdidin kaynağı aşağıdan yukarıya doğru değil, tam tersine, yukarıdan aşağıya doğru yapılmalıdır. Önce genel siyasi durum ve buna bağlı olarak ülkemizden beklentilerin ne olduğu tespit edilmeli, daha sonra bu amaca ulaşmak için kullanılması muhtemel metotlar konusunda bir tahminde bulunulmalıdır. MGK’nın amacının bu olması gerekir ama kadrolarının yeterli olduğundan emin değilim. Çok boyutlu olan operasyonların sadece silahlı bölümüyle ilgilenildiğini ve özellikle ekonomik boyutun ihmal edildiğini düşünüyorum. İstihbarat teşkilatı tehdidi tespit eden kurum değildir ve olmamalıdır. Bu kurum öngörülen modelin içinde araştırma yapar ve modelin doğru olup olmadığını, aksayan yanlarının ne olduğunu ve karşılıklı düzeltmelerle elde edilen nihai tehdit değerlendirmesine göre aktörlerin faaliyetini tespit eder. Bu tespit militan düzeyinde değil, devletler düzeyinde olmalı ve istihbarat faaliyetleri örgütlenmelerin üst düzeylerine yönelmelidir.

Karşı koyma, eylemleri engellemek olarak algılanırsa, fazla bir başarı şansı yoktur. Çünkü eylemi hazırlayanlar bizim gücümüzü, metotlarımızı, halkın tepkisinin ne olacağını bilirler. Arada bir başarısızlıkla sonuçlanan eylemler bir savaş zayiatı olarak kabul edilir ve sadece işlerini zorlaştırmış oluruz. Yapılacak ilk iş verilmek istenen mesajları saptırmak hatta onların amaçlarının tersine bir içerik kazanmasını sağlamaktır. Eylemin arkasındaki odağın ne olduğunu tahmin edebiliyorsak, halkın tepkisini onları zora sokacak bir biçime dönüştürmemiz gerekir. Ancak militanın kimliğine bakarak eylemi değerlendiriyorsak bunu gerçekleştirmemiz söz konusu bile olmaz aksine yaptıklarımız karşı tarafı güçlendirir. Doğru bir teşhisten sonra atılacak ikinci adım eylemin karşılıksız kalmayacağına ve çok farklı bir alanda da olsa, cevabının verileceğine herkesi inandırmaktır.