İstihbarat26 Haziran 2005 00:00

Etki Ajanları - Afet Ilgaz

Eric Edelman’ın (ABD’nin Türkiye Büyükelçisi) giderayak Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan sorumlu devlet bakanına bir takım şikayetlerde bulunması, bir de üstelik Hıristiyanların dini özgürlüklerinin bulunmadığını belirtmesi insanı hayretler içinde bırakıyor. Hiç de yılmıyor, yılmıyorlar!“Bize sömürge valisi gibi davranıyorlar” diye karalar bağlamaktansa bunların ne olduğunu araştırmak ve incelemenin daha doğru bir yöntem olduğunu düşünerek şu “etki ajanları” denilen faaliyeti inceledim biraz.Meselâ Almanya... 1989’da Stuttgard Başkonsolosluğumuzda görevli iki, Berlin Konsolosluğumuzdan iki, Bonn, Nürnberg, Hamburg ve Köln’de görevli birer diplomatımız “casus” suçlamasıyla Türkiye’ye yollanmıştı. 1994’te de Bonn Büyükelçliğinden iki, Berlin’den bir diplomatımız “casusluk” suçlamasıyla geri yollanmıştı.arcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Oysa Türkiye’nin, Almanya’nın millî bütünlüğüne yönelik hiçbir faaliyeti yoktu. Orada 2.5 milyon Türk olduğu halde, bir “etki ajanı” programımız bile yoktu. Ayrıca Gümrük Birliği’nden dolayı Alman şirketlerine yönelik ihale veya ithal kısıtlaması da yoktu. Hiçbir olumsuz ön yargımız, yatırım programımız yoktu yani kısaca. Yalnız ulusulararası anlamalara göre Türkiye, Almanya’daki vatandaşlarının kimliğini, huzurunu ve can güvenliğini korumakla yetiniyordu. Almanya ise tıpkı ABD, Çin, Rusya gibi stratejik önemi olan ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de görevli diplomatlarını BND kadrosundan tayin ediyor. BND Ulusal Polis Örgütü ve Dış İstihbarat Servisidir.
*
Türk diplomatlarının geri çekilme sebebi, PKK’nın 350 vatandaşımızın ölümünden sorumlu sözde komutanı Murat Karayılan’ı izlemesi gösterilmişti. Bu iş için, Almanya istihbarat servisleri koordinatörü Ernst Uhrlau bizzat Türkiye’ye gelmişti. Türkiye bu dayatmaya şartlı da olsa boyun eğdi. Görünüşteki sebep bu ama asıl sebebin “Yarasa” ve “Safari” gibi iki başarılı operasyonu o zamanın millî istihbarat teşkilâtının gerçekleştirmesi olduğu söyleniyordu. Yarasa ile Şemdin ve Arif Sakık, Safari ile Abdullah Öcalan yakalanmıştı. Ayrıca 1999’da bir başka PKK’lının, Cevat Soysal’ın MİT görevlilerince yakalanması ve bunun J. Fisher’in (Almanya Dışişleri Bakanı) Türkiye’yi ziyaretine denk getirilişi ve Soysal’ın üzerinden çıkan Eyalet Ofisi LfV mahreçli seyahat belgesinin gösterilerek bunun açıklanmasının istenmesi de, buna ilave olarak MİT müsteşarının bu gelişmelere tavır koyarak Almanya’ya yapacağı seyahati iptal etmesi, bu misillemelerin kaynağı olmuştu. Daha önce BND’nin, bizim istihbarat teşkilatını kontrol altında tutma ve yönlendirme başarısının yanında bilgi akışının kesilmesine de “bozulduğu” anlaşılıyordu. Biz ABD elçilerinin yahut diplomatlarının, Diyarbakır gezilerine, Nevruz kutlamalarında halay çekmelerine falan alışkınız da Almanlarınkini pek bilmeyiz.
Bu yılın başında Ankara’ya büyükelçi olarak atanan Dr. R.Shimidt’in ilk işinin KDP’nin irtibat bürosunda (sözde elçilik) verilen izinsiz nevruz resepsiyonuna katıldığını biliyor muyuz? Biliriz elbet. Haber saatlerinde izlemiştik. Bunu neyin takibettiğini de hatırlıyor muyuz? Sonra, “ArtıkKürtler için federasyonun tartışmaya açılması” talebi geldi. Büyükelçi, 2000 tarihinde Diyarbakır’da 40 milyon DMark’a malolacak atıksu arıtma tesislerinin temel atma törenine de bölge halkına ülkesi adına, “doğrudan destek mesajı” vermişti. Adapazarı depreminde Alman Protestan Kilisesi, Federal AlmanKilisesi, Türkiye Alman Kiliseler Birliği (BND bağlantılıdırlar) Müslümanlara din değiştirme telkini yapmaktaydılar. Humboldt Vakfı, Konrad Adenaur Vakfı, “Heinrich Böll Wakfı”nın da BND’nin kontrolünde olduğu söyleniyor.
*
Uzmanlar, Türkiye’nin “güçlü bir demokrasiye” sahip olmak istiyorsa, en az ABD, İngiltere ve Almanya kadar güçlü bir hukuksal yapıya sahip olması gerektiğini belirtiyorlar. İkinci olarak Türkiye en az ABD, Almanya, İngiltere kadar güçlü bir devlet yapılanmasına sahip olmalıdır. ABD’de FBI, İngiltere’de Mİ5, Almanya’da ise “Federal Anayasa’yı Koruma Teşkilâtı” (BfV) gibi güçlü kurumlara sahip olmalıdır. Almanya’nın siyasal partilere ve illegal örgütlere yönelik mevzuatı, İngiltere’nin terör ve basın özgürlüğü ile ilgili mezuatı, Fransa’nın azınlıklara yönelik mevzuatı, bizimkilerle karşılaştırılamayacak kadar sert ve radikaldir.