İstihbarat12 Haziran 2005 00:00

ABD- PKK-ASALA ÜÇLÜSÜ ve TÜRKİYE

Abdullah Öcalan, Noel hindisi gibi paketlenip Türkiye'ye hediye edildiğinde, sanırım hiç kimse bu paketin daha sonra Türkiye'nin istikrarını tehlikeye düşürecek bir saatli bombaya dönüştürüleceğini tahmin etmiyordu.Abdullah Öcalan, CIA-MOSSAD A.Ş. yapımı bu filmin (operasyonun) mağdur figüranını oynamasına rağmen, Türkiye'de alınan ve bir şekilde ulaştığımız gizli ifadelerinin hiçbirinde ne ABD'yi, ne de İsrail'i suçlayan bir tek cümlesine bile rastlamadık.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgrenovation vejle renovation skive renova

ABD, PKK İLE  FLÖRT EDERKEN NASIL VUR EMRİ VERECEK?

 

Abdullah Öcalan, Noel hindisi gibi paketlenip Türkiye'ye hediye edildiğinde, sanırım hiç kimse bu paketin daha sonra Türkiye'nin istikrarını tehlikeye düşürecek bir saatli bombaya dönüştürüleceğini tahmin etmiyordu.
Abdullah Öcalan, CIA-MOSSAD A.Ş. yapımı bu filmin (operasyonun) mağdur figüranını oynamasına rağmen, Türkiye'de alınan ve bir şekilde ulaştığımız gizli ifadelerinin hiçbirinde ne ABD'yi, ne de İsrail'i suçlayan bir tek cümlesine bile rastlamadık.


Evet Abdullah Öcalan İtalya'da kaldığı villada kendisini ziyarete gelenleri bile isim ve milliyetlerine varıncaya dek açıklarken ve bu villaya İtalyan gizli servisinin koruma engellerini aşarak (!) gizli ziyaretlerde bulunan çeşitli kimliklerdeki Türklerin ve Türk gazetecilerinin adlarını ve bunlarla yaptığı görüşmeleri de ayrıntılarına varıncaya kadar ortaya dökerken, ABD ve İsrail'in PKK'ya vücut bulması, gelişmesi ve eylem safhasına geçmesine dek süren süreçte vermiş olduğu destek ve yardımları konusuna bir cümleyle dahi değinmemesi dikkatimizi çekmekle birlikte pek de şaşırtmamıştı.

Çünkü ABD ve İsrail hakkında suçlayıcı ifadelerde bulunması, bir diğer ifade ile; CIA-MOSSAD ve PKK bağlantıları konusunda "ötme"si veya "sökülme"si A. Öcalan için kendi eliyle ipini çekmek olurdu...

 1992'ye kadar Irak ve Bekaa'daki kamp sayısı 4, toplam örgüt evi de 8-10 civarında olan PKK'nın 1992'nin Temmuz'unda Çekiç Güç'ün bölgeye yerleşmesiyle kamp sayısının kısa zamanda 81'e çıkması, özellikle ABD-PKK ilişkisini çözümlemek için yeter de artar bile..

 

Evet, nasıl ki Öcalan, ABD ve İsrail'i sorgulamaları esnasında ele vermediyse yani bir bakıma onları sözleriyle vurmadıysa, ABD de Türkiye istedi diye PKK'yı vurmaz. Eğer çok çok zorlanırsa, vurulacak bölgelerdeki PKK'lıları önceden uyararak, Türkiye ile göstermelik birkaç operasyona imza atabilir, ama bunun bile mümkün olacağını sanmıyoruz.


Gerçeği ifade etmek gerekirse, kamplardaki PKK'lılar yani sivrisinekler imha edilmekle sonuca ulaşılmış olmaz. Eğer kamplardaki militanların depolarına un, çay, yağ, şeker girmezse, ayağındaki bot, üstündeki elbise eskir, yenisi verilmezse, kütüklüğündeki mermiler yeni mermilerle takviye edilmezse, havalar soğuduğunda barınaklarında ısınma ihtiyaçları giderilmezse, ihtiyaçları için ellerine para verilmezse, o militanları orada bağlasan tutamazsın. Çare; sadece ABD ile birlikte dağları bombalamak, operasyon üstüne operasyon yapmak değil, finansman kaynaklarını yani bataklığı kurutmaktır!.. Fakat bu bataklığın en önemli bölümü de Avrupa'da...


Evet bugün, o girmek için neredeyse can atar göründüğümüz ikiyüzlü Avrupa'da örgüt (PKK'nın görevlileri) finansman teminine yönelik faaliyetlerini yan kuruluşları ve dernekleri vasıtasıyla olanca hızıyla sürdürmektedir. Bu çerçevede Avrupa'daki finans hareketlerini şu başlıklar altında özetlemek mümkündür:


1) Yardım kampanyaları, 2) Üye aidatları, 3) Bağışlar, 4) Kültürel etkinlikler, 5) Yayın gelirleri, 6) Tehdit, şantaj, gasp, 7) Ticari işletmeler, 8) Adam kaçırma faaliyetleri, 9) İlticacılardan sağlanan gelirler...


Bu arada örgüt, uyuşturucu madde kaçakçılığından da önemli gelirler elde etmektedir. Örgüt yurtdışında ve yurtiçinde barınma, haberleşme, silah, cephane, mühimmat, yiyecek ve giyecek giderlerini temin edebilmek için yıllardan bu yana uyuşturucu kaçakçılığına yönelmiştir.

PKK yıllar yılı Bekaa'da Baalbek ve Hevmen yörelerinde haşhaş ve kenevirden elde edilen afyon ve esrarı Abdeh, Tripoli, Beyrut, Sayda, Sur ve Minyan limanlarından tüketici ülkelere sevk ederken, o ülkelerdeki insanlar zehirlenirken ve bu iğrenç ticaretten elde edilen paralar silaha, mermiye, bota, parkaya çevrilir, namluları masum insanlarımıza döndürülürken kendini dünyanın jandarması olarak gören ABD ve yamaklarından çıt çıkmadı ve çıkmıyor!..


Türk narkotik polisinin ülke içindeki olağanüstü çabaları ve çeşitli ülkelerdeki narkotik birimlerini de harekete geçirmeleri ile PKK militanları, Almanya-Duisburg'da, İspanya-Marbella'da, Almanya-Trier'de, Almanya-Wüzbürg Frankfurt karayolundaki restoranda, Fransa-Nice'de, İtalya-Milano'da, Hollanda'da, Almanya-Karslruhe kentinde, İsviçre-St. Gall şehrinde ve Danimarka'da, Hollanda-Amsterdam Marrot Otel'de, Almanya-Thedinghausen şehrinde önemli miktarlarda uyuşturucu madde ile yakalandıkları halde, PKK'nın uyuşturucu trafiğindeki etkinliği bir türlü yok edilemedi. Niçin edilemediğini de ABD ve İsrail çok iyi bilmektedir...


Şimdilerde Amerika'nın "Stratejik Ortaklık" ya da "Stratejik İlişki" adına PKK'ya karşı askeri bir operasyona zorlanması, PKK'nın finans kaynakları kesilmediği müddetçe korkarım pek bir işe yaramayacaktır. Kaldı ki, ABD şimdilerde "Stratejik İlişki" ile daha alt bir düzleme oturttuğu Türkiye için parmağını bile oynatmayacaktır.


Sonuç olarak Türkiye kendi göbeğini kendi kesmek, yani her zaman olduğu gibi PKK ile tek başına mücadele etmek ve ne pahasına olursa olsun başarıya ulaşmak durumundadır! Bunun için de PKK'nın finans kaynaklarını her ne şekilde olursa olsun kurutmak, daha açıkçası İMHA etmek zorundadır!.. Hem de Amerika'ya rağmen...

 

ASALA YENİDEN SAHNEYE SÜRÜLEBİLİRMİ?


Türkiye düşmanı uluslararası karanlık odaklar ve Ermeni mafyası destekli Ermeni lobilerinin Batılı ülke parlamentoları ve medyası üzerinde yürüttüğü yönlendirici sözde "Ermeni Soykırımı" atakları, buna karşın Türkiye'nin "Ermeni Soykırımı(!)" iddialarına hâlâ ve doğru bir yaklaşımla 'sözde' demesi ve 'sözde' demeye de devam edeceğinin anlaşılması, Ermenilerin "Ermeni Soykırımı" yalanlarıyla ve bu yalanların kabulüyle kurmayı planladıkları ve Türkiye'nin bir kısım topraklarını da kapsayan "Büyük Ermenistan" düşlerinin hayata geçirilmesinin hiç de kolay olmayacağını göstermektedir. Bu durum ise maalesef ASALA'nın tekrar sahneye sürülebilirlik ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

 

1983'te birden bire sahneden çekilen, fakat çok geçmeden PKK'nın ardında beliren ve Bekaa'da PKK militanlarına verilen silah eğitimleriyle dolaylı olarak gündeme gelen ASALA'nın şu ana kadar terör piyasasından tamamen çekildiğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.
Ve ne gariptir ki, ASALA bilinen tüm kanlı eylemlerine rağmen bu piyasada deşifre edilememiş tek terör örgütü konumunu korumaktadır.Tüm terör örgütlerine sızan, hatta onların merkez komitelerine bile eleman yerleştiren malum ülke istihbaratlarının ASALA'ya sızamamış olması da son derece  düşündürücüdür..

 

Oysa Batı Beyrut'un terörist örgütler tarafından tahliyesine kadar, ASALA'nın o sıralar sözcüsü durumundaki Hagop Hagopyan'ın (ki daha sonra bu şahsın ASALA lideri olduğu da açıklanmıştı) bir sefer olsun gözaltına alınıp sorgulanmaması da son derece garipsenecek bir durumdur.
ASALA, 1978'lerde karargâhını geçici bir süre Beyrut'tan Bekaa'ya, oradan da Kıbrıs Rum kesimine taşıdığında Trodos Dağları'ndaki kamplardaki çalışmaları da sanki görünmez bir elin koruması altındaydı.


ASALA Avrupa'da, Danimarka, İsviçre, İtalya, İspanya, Fransa, Almanya ve Avusturya'da, Amerika kıtasında Venezüella ve ABD'de, Ortadoğu'da, Libya ve Avustralya'da da örgütlenirken hiçbir engelleme ile karşılaşmadı.
Mesela "Yachia Kecmic mean Grubu", "Martyr Kharmian İntihar Hücresi", "Los Angeles ASALA Şubesi", "Toronto ASALA Şubesi", "15 İsviçre Grup", "Eylül Fransa Grubu", "Orly Grubu" olarak çeşitli isimlerle faaliyet göstermeleri de nedense hiçbir ülke istihbaratının ilgisini çekmedi.


Bir ara Türk istihbarat birimlerinden biri ASALA'nın Merkez Komitesi'nin Hagop Hagopyan, Antranik Bogosyan, Onnik Basmaciyan ve Bagos Turbacliyan'dan meydana geldiğini açıkladıysa da bu isimlerin gerçek mi kod adlar mı olduğu hiçbir zaman belirlenemedi.
Mesela 1980 yılı Aralık ayında Paris'te yayınlanan Ermeni gazetesi Hay Baykar'da Hagop Hagopyan ASALA'nın başı olarak tanıtıldı. Eylül 1981'de ASALA'nın Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında ise Hagop Hagopyan'ın örgüt sözcüsü olduğu açıklandı.


1982 Temmuz'unun sonunda ise Hagop Hagopyan'ın İsrail'in Beyrut bombardımanında öldüğü söylendi. Bu ölüm ASALA'nın diğer liderlerinden Mihran Mihranyan tarafından da teyit edilmişti. Fakat daha sonra Mihranyan, Hagopyan'ın sahte ismi olduğu iddia edildi.


Tüm bu kafa karıştırıcı bilgilerden sonra Hagopyan'ın Şubat, Mart 1983'te Paris'te ortaya çıktığı açıklandı. Beyrut'ta Ermenilerin yoğun olduğu Bourij el-Hamud'da adının Abu Mujahed olarak da geçtiği belirtilen Hagopyan'ın 1983 Haziran'ında ise Lübnan'da ASALA'yı temsilen Abu Mujahed ile yapılan röportajı yayınlanıyordu.


Sürekli ikametgâhı bile tespit edilemeyen Hagop Hagopyan'ın 1983 Eylül'ünde Libya'da olduğu söylenirken, FBI kaynaklarına göre ise Mayıs 1984'te Şam'da yaşıyordu...


Sadede gelecek olursak, görüleceği üzere 1983'e kadar çok sayıda insanımızı öldüren ve 1983'te ASALA adıyla sahneden çekildiği söylenen ASALA'nın bugüne kadar ne lideri, ne Merkez Komite üyeleri, ne de militan sayısı belirlenebildi.
Görünmez bir el ya da eller ASALA'yı nedense hep özenle bir giz perdesi arkasında tuttular, deşifre edilmesine izin vermediler.
Ve korkarım, bir zaman sonra Türkiye'yi parlamentoların ve uluslararası kamuoyunun baskılarıyla siyaseten hedefledikleri noktaya getiremeyeceklerine hükmeden güçler özenle giz perdesi ardında tutmayı sürdürdükleri ASALA'yı tekrar sahneye sürmekte tereddüt etmeyeceklerdir.


Evet yakında birileri ASALA kartını yeniden açabilir!

 

 

   Terör örgütlerinin para kaynakları ve derin güçler…..


Karşıt görüşlü öğrenci hareketlerinin, belli merkezlerden düğmeye basıldığı izlenimi veren bir şekilde yavaş yavaş ivme kazanmaya başladığı şu sıralar, 302. maddenin değiştirilememiş haliyle yürürlüğe girmesi, dolayısıyla Öcalan'a yeniden yargılanma yolunun açılması sanırım uluslararası derin güçleri, Türkiye üzerindeki oyunlarının başarısı yönünde oldukça umutlandırmakta ve sevindirmektedir.


Maalesef şu bir gerçek ki; terör örgütleriyle direkt ya da endirekt temas içerisinde olan 'derin güçler' ve onların bağlı oldukları devletler, kontrol edilebilir ve kullanılabilir durumda olan herhangi bir terör örgütünü, dayanılmaz baskılar gelmediği müddetçe kolay kolay terör örgütleri listesine koymaz, koysa da onu hedef alıcı bir konuma oturtmaz. Çünkü terör örgütleri kimi devletler için kolay kolay vazgeçilecek ve mevcudiyetleri, o örgüte karşı olan devlet ya da devletleri sevindirme adına ortadan kaldırılmasına yeşil ışık yakılacak unsurlar değillerdir!


Niçinine gelince! Evet, terör örgütlerinin bilinen fiillerinin dışında bir de genelde sessiz ve derinden sürdürmekle yükümlü oldukları bir "görev"leri daha vardır. O da, uyuşturucu trafiğinin "asli unsurları" olarak büyük bir ketumiyet içerisinde, verilen görevleri titizlikle yerine getirmek!..


Bilinmesi gereken o ki; üretim alanından, tüketim bölgelerine dek devam etmekte olan süreçte "uyuşturucu" terör örgütleri üyelerince 'hem de oldukça ucuza' nakledilir.
Teslimat ve dağıtımın çok önemli bir bölümü de yine onlar eliyle yapılır...


Terör örgütlerini kullanan 'derin güçler' bilirler ki; uyuşturucu, terör örgütleri için yaşamsal öneme sahiptir. Çünkü bir terör örgütü elemanının örgüte maliyeti yılda ortalama 10-15 bin dolar civarındadır.
Yani bir terör örgütü kurup, bir devlete kafa tutmanın maliyeti son derece yüksektir. Bunu karşılamanın tek yolu ise uyuşturucu sektöründe "Nakledici", "Güzergâh Koruyucusu" ve "Dağıtıcı" olarak yer almaktır.


Örneğin; bugün sadece Avrupa'daki bağımlıların günlük 'eroin' ihtiyacı 75-190 ton civarındadır. Tekrarlıyoruz, 75-190 kilogram değil, günlük 75-190 ton...


Bu uyuşturucuların tüketiciye "Parti kaptırılmadan" ulaşması için de 'derin güçlerin', elemanları hapsi veya ölümü göze almış ve "Vatan kurtaran Şaban" rolüne soyundurulmuş karanlık organizasyonlara yani terör örgütlerine ihtiyaçları vardır!..


DHKP-C ve PKK, yılda yüzmilyarlarca doların döndüğü dünya uyuşturucu trafiğinin vazgeçilmez örgütleri arasındadırlar.
Mesela; PKK, üretim noktalarındaki denetimden güzergâh güvenliğine ve dağıtımına kadar bir dizi uyuşturucu etkinliği içerisinde yer almakta, Avrupa ve ABD'deki dağıtımı ise kurduğu dernekler aracılığıyla yapmakta ve yılda ortalama 350-400 milyon dolar para kazanmaktadır. Silah alımından ve örgüt içi giderlerden arta kalan para ise örgüt yetkililerinin İsviçre'deki gizli hesaplarına aktarılmaktadır.


PKK'nın, sadece Avrupa ülkelerinde uyuşturucu dağıtımında kullandığı belirtilen 290 derneği bulunmakta, dost(!) ABD'deki dernek sayısının ise 13 olduğu ifade edilmektedir.


Evet, son derece özetleyerek verdiğimiz bu kısacık bilgiden sonra PKK gibi kanlı bir terör örgütünün, bugüne kadar niçin AB ve ABD'ce hedef alınmadığını, liderine niçin AB'ce yeniden yargılanma yolunun açılmak istendiğini bilmem anlayabildik mi?
Evet, terör örgütleri, 'derin güçlerin' ve yuvalandıkları devletlerin karanlık siyasal ve ekonomik hedeflerinin vazgeçilmez unsurlarıdır!..
Tabii, görevlerini eksiksiz yerine getiren liderleri de……