İstihbarat10 Haziran 2005 00:00

İSRAİL'in GENETİK PROJESİNDE KOBAY ÜLKE TÜRKİYE !!

Eskişehir’in Çifteler ilçesinde iki köyde patates üretimiyle ilgili yaşanan bir olay çiftçileri çileden çıkardı. Amerikan şirketi Lambweston, 1998-1999 yılları arasında Çifteler’e bağlı Kör Hasan ve Abbas Halim Paşa köylerinde, patates ekmek üzere vatandaşlardan toplam altı bin dönüme yakın tarlayı kiraladı. Tarlalarını yüksek fiyatla kiraya veren köylüler, iki yıl boyunca normal patateslerin iki üç katı büyüklüğünde ürünlerin elde edildiği tarlalarında artık hiçbir üretim yapamadıklarını ancak beş yıl sonra keşfetti... acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacleocin 150 mg read cleocin 300 mgrenovation vejle site renovacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupondiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Avrupa Birliği ve uluslararası sözleşmelerin arkasına sığınan çokuluslu şirketler, genetiği değiştirilmiş gıdalar ile halk sağlığını tehdit ediyor.
GDO nedir?

Genetiği değiştirilmiş organizmalar, kısa adıyla GDO’lar, bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da kendi doğasında bulunmayan bir karakter kazandırılarak farklı bir yapıya dönüştürülmesi anlamına geliyor.

Domatese domuz geni Biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar üretiliyor. Bu kapsamda domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bitkiye aktarılabiliyor.

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, kısaca GDO olarak adlandırılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar yoluyla ülkelerin silahsız olarak işgal edildiğini belirtti ve, “Verimlilik, bolluk var gibi görünüyor, ama gerçekte insan sağlığı elden gidiyor, türler ve tatlar kayboluyor” dedi

Biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar üretiliyor. Bu kapsamda domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bitkiye aktarılabiliyor. Sonuçta, doğal ürünlerin genetik yapısının değiştirilmesi ile geri dönülmez felaketlerin kapısı aralanıyor.

GDO’lu ürünler konusunda halkı uyaran Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Günaydın, “Bu ürünler insan ve hayvan sağlığı açısından çeşitli risk ve tehditler doğuruyor. Bu tehditler, yatay gen transferi, alerjiler, antibiyotiklere direnç, toksin birikimi ve metabolizma değişiklikleri olarak sayılabilir. İnek sütü, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri, soya, fıstık ve buğdayda alerji saptanıyor” şeklinde konuştu.

Yıllardır, özellikle İsrail tarafından yürütülen çalışmalarla insanlığın tehdit edildiği ortaya çıktı. Bazı türlerin genlerini başka türlere aktararak yeni ürünler elde edilirken, öteyandan doğanın yapısı bozuluyor. Doğal ürünlerin özelliklerini yitirmesi veya kaybolması nedeniyle de insanlık, bilinmedik hastalıkların pençesine düşüyor.

Kısaca GDO olarak adlandırılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, halk sağlığı konusunda en büyük tehditlerden birisi. Avrupa Birliği (AB) uyum yasaları ve uluslar arası sözleşmeler gereği, serbestçe hareket etme imkanı bulan şirketler Türk halkını sağlıksız yiyeceklerle tehdit ediyor.

İşgal yöntemi

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “Bir ülkenin işgal edilmesinde kullanılan yöntemlerden biri GDO’lu ürünlerdir. Burada taşınan demokrasi değil, verimlilik, bolluk ve refah oluyor. Ama halkın sağlığı, ağzının tadı gidiyor.” diyor. Tüm Avrupa’da 13 bin civarında olan bitki çeşidinin 11 bininin Türkiye’de bulunduğunun altını çizen Günaydın, “Kontrollü alanlar dışında GDO’lu ürünleri soktuğunuzda genetik çeşitler kayboluyor, yerel türler bunlarla rekabet edemediğinden hızla yok oluyor” diyerek tehlikenin büyüklüğüne işaret ediyor.


Domuz geni

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, genetiği bozulmuş ürünlerin tehlikelerine dikkat çekerek, “Biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalara ‘transgenetik’ ya da genetiği değiştirilmiş organizma deniyor. Bu kapsamda domuza ait gen, domatese, bakteri veya virüse ait gen de bitkiye aktarılabiliyor” diyor.

Genetiği değiştirilmiş organizmaların verdiği zarar tam olarak saptanamasa da, doğal ürünlerin genetik yapısının değiştirilmesinin geri dönülmez felaketlere yol açabileceğine işaret ediliyor.


Transgenetik ekim

Türkiye’de son hazırlanan tasarı ile bu tür ürünleri yasaklamak yerine serbesti getiriyor. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, bu tür ürünlerin ülkeye girmesinin yasaklanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Sayılarla GDO’lu ürünler

Türkiye’ de kullanımı 1990’da başladı. Türkiye, son 10 yılda hormonlu ürünlerin ithalatına 4 milyar dolardan fazla para ödedi. Türkiye’de 11 bin bitki türü var. Bunların 3 bin 700’ü sadece ülkemizde yetişiyor. GDO ekimleri, bu türlerin yok olmasını beraberinde getirecek.

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar: “Türk halkı kobay olarak kullanılıyor”

Genetiği değiştirilmiş gıdaların tehlikelerine dikkat çekmek için yıllardır mücadele veren Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, GDO tohumlardan elde edilen ürünlerin girip girmeyeceği konusunda yasal boşluk bulunduğunu belirterek, " Hükümetler ve Tarım Bakanlığı, bile bile 10 yıldan bu yana Türk halkını kobay durumuna düşürdüler. 4 milyar dolar verdiğimiz bu ürünler, Türkiye'de 900 çeşit ürüne katılarak bize yediriliyor. Bu bir mantıksızlıktır, ahlaksızlıktır ve vatan hainliğidir" dedi.

Turhan Çakar, dünyada gen teknolojisi 1990 yıllardan itibaren gelişmeye başladığını belirterek, gen teknolojisiyle üretilen ürünlerin ise 1995 yılından itibaren piyasaya sunulduğunu kaydetti. Gen teknolojisinin ortaya çıkışında bilim adamlarının ileri sürdüğü gerekçeleri de anlatan Çakar, " Birincisi tarımsal ürünlere zarar veren böcekleri öldürmek veya zarar veremez hale getirmek. İkincisi, ürünün dayanıklılığı artırmak. Üçüncüsü, verimi artırmak" dedi.

Mısıra, soya fasülyesine, patatese, domatese zarar veren böceği öldürmek amacıyla onu zehirleyecek bir bakterinin veya virüsün geninin alınarak bitkiye aktarıldığını söyleyen Çakar, daha sonra o ürünün ekildiğini, bitkinin verdiği ürünün yaprağına, tanesine ve gövdesine yaklaşan böceklerin bu nedenle de öldüğünü vurguladı.


Sağlığımız için çok riskli

Bilim adamlarına göre ise sözkonusu sebze ve meyveleri yiyen insanlar için büyük risk oluşturduğunu söyleyen Çakar, " Bu işlenmiş ürünleri ise biz tüketiyoruz. İnsanlar yediğinde, allerji etkisi yapabiliyor. Yani alerji riski var. Bilim adamları, allerji bir kişiye kaşıntı yaparken başka bir kişiyi öldürebilir diyor. Kişiden kişiye değişebiliyor,  ilgili ikinci riskin toksik etkisi olduğunu söyleyen Çakar, " Bu ne demek? Zehirlenme riski demektir. Bilim adamları başka birçok tehlikeye de dikkat çekiyor. İnsanların bağışıklık sistemini bozma tehlikesi var. Ayrıca, vücudun bağışıklık sistemini bozup kendi kendine saldırmasına neden olabiliyor. Bir başka tehlike ise, ilaca karşı direnci artırıyor. İlacın etkinliğini azaltıyor. Ve birçok başka riskler var…

4 Milyar dolar harcadık

Türkiye'nin ürün çeşitliliği bakımından çok zengin bir ülke olduğunu vurgulayan Çakar, 11 bin çeşit bitki türü bulunduğunu kaydetti. GDO'lu ürünlerin 1996 yılından beri Türkiye'ye girdiğine işaret eden Çakar, " O tarihten bugüne kadar 4 milyar dolarlık, işlenmiş ve işlenmemiş mısır, soya, soya küspesi, mısır yağı, soya yağı ithal edildi" dedi.

GDO'lu ürünlerin Türkiye'de piyasadaki 900 çeşit gıdada kullanıldığına işaret eden Turhan Çakar, " Mısır'dan tatlandırıcı elde ediliyor. Tatlandırıcı kotası Türkiye'de yüzde 15'e çıkarıldı. Yani şeker yerine tatlandırıcı kullandırılıyor. Bunlar coladan tutun, baklavaya kadar heryerde kullanılıyor. Et suyu, bebek maması, meyvesuyu, pasta, hazır çorba gibi hemen hemen birçok üründe yeralıyor. Soya ve mısır, 900 çeşit üründe kullanılıyor. Bu konuda bir tezgah yapılıyor" diye konuştu.

Kobay gibi kullanılıyoruz!

Kanser hastalıklarının görülmesinde etken kabul edilen hormonlu yiyecekler sağlığın düşmanı.

Önce hayvan yeminde kullanıldı

Deli dana hastalığı İngiltere’de ortaya çıktığı zaman bilim çevreleri ‘hormonlu yem’e karşı bir sert bir muhalefete başlamıştı. Hayvanlardan elde edilen atıkların yine hayvanlara yem olarak yedirilmesiyle ortaya çıkan deli dana hastalığı ve dolayısıyla hormonlu etler, ABD ile AB’nin arasının bir süre açılmasına neden oldu. Sonunda bu etleri üçüncü ülkelere ithal ederek aralarındaki meseleyi çözdüler...( yani bize yollayarak yedirdiler…)

Son bilimsel gelişmelerde, canlının en temel yapı taşı olan DNA’larıyla oynanması, bitki ve hayvan türlerinin kopyalanması gibi bilimsel deneylere imza atılıyor. Genetik bilimi, 1990’lı yılların başından itibaren tarım ve hayvan ürünleriyle hayatımıza girdi. Bilim çevreleri artık tavuk genli patates, balık genli domates, akrep genli pamuğu tartışıyor.

Uzmanlar tarafından kanser hastalıklarının görülmesinde etken kabul edilen hormonlu gıdalar, sivil toplum kuruluşları ve pek çok araştırmacının can alıcı tespitlerine rağmen denetlenmiyor.

AB ülkeleri kendi vatandaşları için ithal ettiği malları titizlikle inceleyip hormonlu gıdaları almazken AB kapısında olmakla övünen iktidar, hormonlu gıdalarla ilgili ciddi bir çalışma yapmıyor. En çok ABD’de üretilen hormonlu gıdaları tüketen çeşitli ülkeler, kanser vakalarından dolayı hormona karşı savaşırken kamu sağlığını birinci dereceden ilgilendiren bu konu ile ilgili bir çalışma yapılmaması kafaları karıştırıyor.

Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü’nün (KKGM) web sitesinde yer alan “Domates, patlıcan ve kabakta zaman zaman bir kısım üreticiler tarafından hormon kullanılıyor ama hormonlar kalıntı bırakmıyor” ibaresindeki “Kalıntı bırakmıyor” iddiası konunun uzmanları tarafından ciddiyetsiz bulundu.

 


Zürriyetsiz tohuma mahkum ediliyoruz

Bu ürünlerden gelecek yıla tohum da ayırılamadığını da kaydeden Turhan Çakar, "ABD kökenli uluslararası tarım tekelleri, yerel tohumculuğu bitirip bu ülkelerin tarım sektörünü ele geçiriyorlar. Bu tohum ekildiği zaman, bir daha ki yıla tohum ayırılmıyor. Ekseniz bile ürün alamıyorsunuz. Üretkenliği yok ediliyor. Kısırlaştırılıyor. Zürriyeti olmayan bir tohum elde ediliyor. Yani bağımlı hale geliyorsunuz" dedi. "Para vererek hem malımızdan, hem canımızdan oluyoruz. Birkaç ABD tekeli köşeyi dönecek diye, Türk halkının sağlıği riske atılıyor" diyen Çakar, "Türk tarımı bitiriliyor. Böylece ABD'li tekelleri Türk tarımını ele geçirmeye çalışıyor. Türkiye'nin biyoçeşitliliği büyük tehlikeye atılıyor. Bütün bunların yapılmasını isteyen IMF ve Dünya Ticaret Örgütü’nün arkasında ABD'li ve Avrupalı tekeller bulunuyor” dedi.

GDO'lu ürünlerin riskine dikkat çekmek için çeşitli örnekler veren Turhan Çakar, "Bir şehire atom bombası atıldı. 5-10 yıl sonra yaralar sarılır. Ama ABD'nin kafası bozuldu veya Türkiye ile arası açıldı. Ben size tohum vermiyorum dediğinde ne yapacağız? Ne ekeceğiz, ne yiyeceğiz? Hani kendi kendine yeten 7 tarım ülkesinden biriydik. İşte Türkiye, haince ve yanlış tarım politikaları yüzünden bu hale geldi " dedi.

 Almanya`nın tarım politikası olarak hormon kullanmaya son verdiğini ve bir Alman firmasının hormonsuz tarım yapmak için İzmir`in Selçuk ilçesinde 5 bin dönümlük arazi satın aldığını kaydediyor.


Önlem alınmazsa topraklarımız kirlenecek!


Tarım Bakanlığı kayıtlarına göre de GDO’lu tohum ekimi yapılmış yer yok. Resmi kayıtlara göre, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün deneme amaçlı ekim sahaları dışında genetik değişime uğramış bitki ve tohumlar Türkiye’de topraklarla buluşmadı.

GDO’ya Hayır Platformu ve bu alanda bilimsel çalışma yapan bazı akademisyenlerin iddiaları ise, Manisa, Çukurova, Sakarya, Bursa, İznik gibi bölgelerde çiftçilere bilgileri dışında GDO’lu ürün tohumlarının ücretsiz dağıtılıp denendiği yönünde.


Amerikalılar, Eskişehir’de iki yıl patates yaptı

Eskişehir’in Çifteler ilçesinde iki köyde patates üretimiyle ilgili yaşanan bir olay çiftçileri çileden çıkardı. Amerikan şirketi Lambweston, 1998-1999 yılları arasında Çifteler’e bağlı Kör Hasan ve Abbas Halim Paşa köylerinde, patates ekmek üzere vatandaşlardan toplam altı bin dönüme yakın tarlayı kiraladı. Tarlalarını yüksek fiyatla kiraya veren köylüler, iki yıl boyunca normal patateslerin iki üç katı büyüklüğünde ürünlerin elde edildiği tarlalarında artık hiçbir üretim yapamadıklarını ancak beş yıl sonra keşfetti.

Tarlalarda transgenik tohum ekimi yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. Ancak patates dışında hiçbir üründen verim alınamaması, tarlalarda görülen arazi kellikleri, verimin düşmesi, gözle görülür fizyolojik değişiklikler, bölgede test ekimi yapılmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Çünkü, yüklü paralar karşılığında iki yıl süreyle patates eken Amerikalılar, daha sonra bilinmeyen bir sebepten dolayı köylerden ayrıldı.

 


Ekolojik denge tehlikede,  Bitkilerin “gen”leriyle oynanıyor


 "Mısır, soya, patates ve pamuk gibi önemli bazı bitkilerde yeni tekniklerle gen aktarılmış (transgenik), tescilli çeşitlerin başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Kanada ve Arjantin gibi ülkelerde yaygın olarak ekimi yapılmaktadır. Transgenik buğday çeşitlerinin de geniş alanlarda yetiştirilmesi gündemdedir

Zararlı hormonlar İsrail kaynaklı

“Zararlı hormonlar daha çok ABD ve İsrail kaynaklı” şeklinde konuşan Demirok, “tohumlarda istenmeyen genler ışınla bozuluyor ve tahrip ediliyor” diyerek Türkiye’de tohum ıslahının bitki düzenleyicilerle yapıldığını kaydetti.
Ziraatçi ve Tohum Uzmanı Mehmet Demirok “Hormonlar genel olarak bitkileri düzenlemek ve gelişimlerini kontrol altında tutmak için kullanılıyor” için yapılıyor” dedi.

Tarım Uzmanı Mehmet Demirok, yaklaşan tehlikeye dikkat çekiyor:

 “Yakın bir gelecekte, tedbir alınmadığı taktirde sebebi belli olmayan hastalıklar, ani ve toplu ölümler olursa hiç şaşırmamak gerekir”

Tedbir alınmazsa toplu ölümler olabilir

Balık çeşitleri kurudu

Bundan 15-20 yıl evvel Karadeniz’de binlerce çeşit balık türü, dağ ve göl kenarlarında yine binlerce kuş çeşidi varken şimdi acaba Karadeniz’de kaç balık türü, dağ ve göl kenarlarında kaç adet kuş türü kaldr?

Şimdi de durum aynı. Derelerde, çaylarda, ırmaklarda ve göllerimizde balıklar hızla ölüp kayboluyor. Urfa Balıklı Göl’deki balıkların ölümü iyi araştırılmalı. 

Türk çiftçisi bilinçli ve sistemli bir şekilde kasıtlı olarak batırılıp bitirilmek isteniyor. Komşu ülkenin birisinde tarım ilacının fiytının yüzde 80’ini devlet karşılıyor; yani yüzde 80 devlet desteği var. Bizim ülkemizde de arazinin dönüm başına çok cüz’i bir devlet desteği var. Arazinin kirası, toprağın sürülmesi, tohum ücreti, ekimi, sulaması, çapası, gübresi, ilacı, hasadı vs. vs. Sonuç itibarı ile; ülkemizin çiftçisi yıllara yayılan bir süreçte azar azar silinip yok edilmek isteniyor. Bununla birlikte, bu alandaki yanlışlar, halkımız için da yakın bir gelecekte ortaya çıkacak tehlikelerin sinyallerini veriyor…

Bu  anlattığımız ve bilim adamlarının görüşlerini içeren açıklamalar sonrasında; daha önceden de haber olarak geçtiğimiz  Şanlıurfa devam etmekte olan   İSRAİLİN GENETİK PROJESİ haberini  yeniden vermeyi uygun bulduk..  Bu haberi de genetik konusundaki açıklamalarla birlikte yan yana koyarak düşünmenizi  istiyoruz…

 

 

 

Aşağıdaki haberimizin cevabı yukarıda okuduğunuz metindir.

 İSRAL’İN GENETİK PROJESİ

 

 

Tarih   :   14.05.2005

Yer     :   ŞANLI URFA

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 59. tek partili koalisyon(!) hükümeti Şanlıurfa`ya geniş bir katılımla geliyor. Şanlıurfa semalarında devlet ricaline ait ATA uçağı ile bakanlar kurulu Şanlıurfa’ya iniş yaptı. Ayrıca 2 uçak daha Şanlıurfa ya yaklaşmaktaydı. Şehir bu üç uçağın neden geldiğini günler öncesinden reklam panolarından biliyordu.

Bu üç uçak “HALEPLİ BAHÇE PROJESİ TEMEL ATMA TÖRENİ” için geliyordu. (Bununla ilgili bilgiyi http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=58240 adresinde bulabilirsiniz)

 

Halk hazırlandı ATA uçağının muhtevasını az çok tahmin ediyorlardı. Başbakan ve bakanlar olabilirdi.

 

Diğer 2 uçakta kimler vardı acaba?

 

İşte koalisyonun diğer ortakları bu 2 uçakla gelmişlerdi.

 

Halk daha sonradan öğrendi ki Kadir Has bey ve ricali bir KOÇAİR`a ait uçakla geldi. Urfa Halkı Koç adına yabancı değildi nede olsa Urfa’ya yatırım yapmış hem de hayvancılık üzerine yabancı ortağı olan İSRAİL menşeli ADI bizden kendisi ONLARDAN olan ATA şirketiyle “şirket evliliği” yapıp KOÇ-ATA şirketini kurmuşlardı. Şehirdeki marketlerde ise bu şirketin HARRAN markalı sütleri satılmakta idi .

Koç – Ata şirketi demişken birkaç konudan daha bahsedelim ...

 

Şehir sokaklarında okumuş kesim yani mürekkep yalamış takımı İsraillilerin bu kapalı kapılar ardında genetik mühendisleri ile ne yaptığını az çok kestiriyor. Birkaç tahmin yürütüyordu. Onlara göre bu adamlar 2 iş yapıyor olabilirlerdi.

 

İlk tahminleri “satın aldıkları büyükbaş hayvanlar üzerinde genetik çalışmalar yapıyorlar” yönündeydi. Urfa halkı bu süt ürünlerine temkinli bakıyor diğer markalardan daha ucuz olan bu ürüne pek rağbet göstermiyordu.

 

İkinci tahmin ise tohumlar üzerindeki genetik çalışmaları ile ünlü olan bu ülkenin mühendisleri “SÜT üzerinde bazı değişiklikler yapıyordu”.

 

          Buna ek olarak Urfalı olan bir akademisyenin KOÇ-ATA şirketinde çalışanlardan duyduğu bilgi bizler için çok daha önemli. Söz konusu Koç-Ata şirketi çalışanına göre süt içine eklenen bir kimyasal madde vardı! Ve bu kimyasal madde bir hormondu!

 

          Buraya kadar sadece iddia gibi görünmesine rağmen eksik kalan parça dün yaptığımız bir görüşmeyle tamamlanıverdi. Bu görüşmeyle gelen bir askeri istihbaratın da eklenmesi, Koç ve İsrail’in GAP’taki tarım faaliyetlerinin hikmetini gözler önüne seriverdi!

 

          (Koç belki Türkiye’de ticari faaliyet için resmi bir zorunluluk gibi görünebilir olabilir ama adı “Koç” olunca “hep de niye o çıkar bunun altından” dedirtiveriyor insana?! Koç’un Rum-Yunan ve Yahudi’lerle ilişkileri gerçekten hep ilginç olmuştur!)

 

            Bu istihbarata göre : İsrail’in GAP gölgesinde “insan genleri üzerinde değişiklik yapabilecek kimyasallarla tarım kisvesi altında, öncelikle de yöre insanlarına yönelik bir faaliyet yürüttüğü” tesbit edilmişti.

 

          Genlerde değişiklik yaratabilen kimyasalların; hormon yüklenmiş taşıyıcı nitelikteki bitkisel-hayvansal besinlerle veya direkt olarak canlılara verilebildiği zaten biliniyor.

Bu taşıyıcı besinlerin (bilinen ve emin olunan) adı : Urfa için ucuz Harran SÜTÜ!

 

          İş o ki, bu istihbarata göre; İsrail’in bu projesinde, genlerde değişikliğe neden olacak olan hormonların veya kimyasalların alınması gen yapısında hemen bir değişikliğe neden olmuyor!

            Ta ki 2. bir tetikleyici etkenle tetiklenene kadar! Evet ancak o zaman bir genetik değişiklik gerçekleşiyor!

 

            Buradaki açık tehlike şu!

          Tetikleyiciyle zamanlanabilir yani kontrol edilebilir bir genetik değişiklik demektir bu!

 

          Bu bilgi önümüze gelince biz de İsrail’in amacına yönelik kestiremediğimiz eksik parçayı yerine koyuverdik.

 

            Şimdi kestiremediğimiz ise bunun neyi etkilediği veya etkileyeceği!

 

Saygılarımızla,

            DeliKurtKağan                                                 H E D D A M

delikurtkagan@hotmail.com                                   www.heddam.com

                                                                            heddam@heddam.com                                 

                                                                heddam1919@hotmail.com (MSN)

                                                      heddam_heddam (Skype Web Telefon Numaram)