İstihbarat1 Haziran 2005 00:00

MİT Bilgi Edinme Birimi'nden Gelen Cevap ve Sorular - Ozan Bayram

Bu hafta farklı bir konu üzerine yazmayı tasarlarken e-posta kutuma düşen MİT Bilgi Edinme Birimi’nin iletisini sizinle paylaşmayı kararlaştırdım. 12 Mayıs tarihinde sorumlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak( kimilerinin deyimiye ise enayi vatandaş) sitemizde yer verdiğimiz “CIA Istihbarat Analizini Bir Türk Gencinden Öğreniyor” başlıklı açık kaynak tabir edilen istihbari bilgiyi MİT’in internet sitesinden ilgili birimlere iletmiştim. Aradan 15 gün geçtikten sonra, iletime cevap alabilmeyi bile düşünmezken MİT Bilgi Edinme Birimi’nin cevap iletisi geldi. Devletimizin İstihbarat Teşkilatının vatandaşına ve aktarılan bilgilere değer vermeye başladığını düşünmeye başlayıp, sevinirken iletiyi açtığımda şu yanıtla karşılaştım.new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardcialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Bu hafta farklı bir konu üzerine yazmayı tasarlarken e-posta kutuma düşen MİT Bilgi Edinme Birimi’nin iletisini sizinle paylaşmayı kararlaştırdım.

12 Mayıs tarihinde sorumlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak( kimilerinin deyimiye ise enayi vatandaş) sitemizde yer verdiğimiz “CIA Istihbarat Analizini Bir Türk Gencinden Öğreniyor” başlıklı açık kaynak tabir edilen istihbari bilgiyi MİT’in internet sitesinden ilgili birimlere iletmiştim.

Aradan 15 gün geçtikten sonra, iletime cevap alabilmeyi bile düşünmezken MİT Bilgi Edinme Birimi’nin cevap iletisi geldi.

Devletimizin İstihbarat Teşkilatının vatandaşına ve aktarılan bilgilere değer vermeye başladığını düşünmeye başlayıp, sevinirken iletiyi açtığımda şu yanıtla karşılaştım.

 

İlgiye konu elektronik posta iletiniz incelenmiş olup; 4982 sayılı Kanun uyarınca yürürlüğe konulan "Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmeliğin" 10. madde 2. fıkrası kapsamında, doldurulma zorunluluğu getirilen ve MİT Web sitesinin " Bilgi Edinme" bölümünde yer verilen Bilgi Edinme Başvurusu Formu 'ndaki eksik bilgileriniz nedeniyle, talebiniz işleme konulmamıştır.

        Bilgilerini rica ederim.

MİT
Bilgi Edinme Birimi

 

MİT’in internet https://www.mit.gov.tr/irtibat_yeni.html adresindeki irtibat formunu eksiksiz olarak doldurmama rağmen MİT Bilgi Edinme Birime göre başvuru formundaki “eksik” bilgilerim üzerine tabebim işleme koyulmamış.

Sanal ortamdaki teknik hataları göz önüne alarak ve MİT’e de “ilgilenmediniz, başınızdan savdınız” diye haksızlık etmemek için ve bu gönderilen cevabın doğru olduğuna güvenimiz tam olarak bu formu tekrar doldurmaya karar verdim.

“CIA Istihbarat Analizini Bir Türk Gencinden Öğreniyor” başlıklı açık kaynak istihbaratını bilgi formunda yer alan kutucuğa aktarak ve istenilen tüm kişisel bilgileri “tam” olarak doldurarak yeniden gönderdim.

İrtibat formuna bu bilgilendirme notunu ilettikten sonra MİT’e merak ettiğim diğer soruları sormaya karar verdim.

Bunun için ise 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca https://www.mit.gov.tr/bek_form.html adresindeki Bilgi Edinme Başvurusu Formunu (Gerçek Kişiler) “eksiksiz” doldurarak benim ve bir çok okurumuzun da merak ettiği şu soruları sordum;

 

1- MİT İstihbarat Başkan Yardımcısı Sabahattin Savaşman’ın itiraflarında yer alan “Teşkilatın kullandığı bütün teknik malzemeler CIA tarafından temin edilmiştir. Personel Amerikalılar tarafından yurtdışındaki kurslarda eğitilmiş, teşkilat binası CIA tarafından kurulmuş, eğitmenleri CIA sağlamıştır.(...) Personel yıllardan beri CIA gibi çalışmakta, Amerikan Servisi hesabına görev almakta, yurtiçi ve yurtdışındaki operasyonlarda ücret kabul etmektedir.”

Bu ifadeler hala geçirliğini sürdürmekte midir?

2- MİT’in NATO ve CIA-MOSSAD-BND ile ilişkileri ne düzeydedir? Bu örgütlerinin Türkiye’deki etnik ve dinci terörü destekledikleri, çeşitli “sivil” toplum örgütlerine, medyaya parasal destek sağladıkları, ajan devşirdikleri ve Türkiye’de ekonomik ve siyasal operasyonlara imza attıkları saklanamaz bir gerçek iken, bu örgütlerin operasyonlarına karşı MİT faaliyetlerde bulunmakta mıdır?

3- Dönemin Başbakanı Ecevit “ABD’nin APO’yu niye verdiğini hala bilmiyorum” diye açıklama yapmıştır. Başbakan Ecevit’in Apo’yu ABD verdi diye açıklamasına rağmen neden bu operasyonu MİT yaptı diye kamuoyuna duyurma gereği duydunuz? ABD’nin APO’yu vermesindeki asıl amaç neydi?

4- MİT’nin üst yönetim kadrolarına sadece NATO ve Batılı servislerle “uyumlu” kişilerin yüksebildikleri doğru mudur? Batılı servislerin ve NATO’nun aktif olarak yönetim kadrolarına, yurtiçi ve yurtdışı operasyonlarına müdahil olabildikleri doğru mudur?

5- Türkiye her fırsatta saldıran ve yabancı gizli servislerle bağlantısı olduğunu açıkça belirtilen Barzani ve Talabani isimli peşmerge ağalarına örtülü ödenekten para aktarıldığı ve bunların aldıkları cesaratle Türkiye’de rant imparatorluğu kurdukları ve hatta siyaseti satın almaya başlamaları doğru mudur? Doğru ise MİT bu kişilere ve faaliyetlerine karşı ne yapmıştır?

6- PKK ve Barzani-Talabani’nin güçlenmesinde önemli bir rol oynayan Habur Sınır Kapısına alternatif bir kapı neden açılamamıştır?

7- MİT, PKK'ya moral ve yeni terörist sağlayan; Türkiye Cumhuriyeti'nin, şehitlerin, milletin onurunu ve gururunu kıran ve fiyasko ile sonuçlanan eve dönüş yasanın çıkmasına niçin destek verdi?

8- Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi bu ülke için çalışan vatansever aydınların ve gazetecilerin öldürülmesi tesadüf müdür? Bu cinayetlerde yabancı servislerin rolü nedir? MİT, niçin vatansever aydınların ve gazetecilerin öldürülmesine engel ol(a)mamıştır? Niçin yıllardır bu cinayetler çözülememiştir?

 

 

 

Bu sorulara cevap alabileceğimizi düşünmek bizim “saflığımız” ama eğer cevap gelirse sizinle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

 

Doğu Rüzgarı.....

 

     

    52. 
    Dünya üç beş bilgisizin elinde; 
    Onlarca her bilgi kendilerinde. 
    Üzülme; eşek eşeği beğenir: 
    Hayır var sana kötü demelerinde. 

     

    53. 
    Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;  
    Şu dünyanın sırrına ermişim az çok. 
    Derken aklım  geldi başıma, bir de baktım: 
    Ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok.

     

    Ömer Hayyam 

Bilgi Notları.....

1- Doğu Sorunu

 

 

Osmanlı Devleti'nin dağılmaya başlamasından sonra büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki rekabetlerini açıklayan terim (Eski dilde Şark Meselesi). İlk kez 1813 Viyana Kongresi'nde kullanılmıştır.

1699 Karlofça Andlaşması ile Osmanlı ilk kez büyük toprak kayıplarına uğramıştı. Kuzeyde Rusya'nın büyük bir güç olarak ortaya çıkması ile de XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti'nin hem Karadeniz'de hem de Balkanlar'da nüfuzu sarsılmaya başladı. Bu arada Rusya I. Petro zamanında itibaren Kafkasya'ya da inmeyi başlamış, bu da Osmanlı Devleti için başka bir sorun olmuştur. XIX yüzyılda sömürgeci Avrupa devletleri de Osmanlı Devleti'nin Afrika ve Ortadoğu'daki topraklarına göz dikmeye ve buraları ele geçirmeye başladılar.

Bu parçalama süreciyle beraber tek bir devletin Osmanlı Devleti üzerindeki etkisini artırılmasından korkan büyük devletler, mevcut dengeye korumak amacıyla Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü Batılı devletlere dayanarak koruması ve bunun karşılığında çeşitli ödünler verme yolunda bir politika izlediler. Ama XIX. yüzyılın sonunda Osmanlı'nın artık yaşamayacağına karar veren bu devletler, başta İngiltere olmak üzere, artık Osmanlı Devleti'ni paylaşma çabasına girdiler. Bu durum Osmanlı Devleti'ni Almanya'ya yaklaştırdı. 1912-1913 Balkan Savaşları'nda Avrupa'daki son topraklarını da kaybeden Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşının hemen öncesinde Almanya ile bir ittifak andlaşması imzalandı. Savaş sırasında Sykes-Picot andlaşması ile Osmanlı'yı paylaşma konusunda anlaşan Batılı devletler, savaş sonrasında Rusya'da Bolşevik Devrimi'nin olması sonucu doğan yeni ortam doğrultusunda San Remo Konferansı'nda yeni bir paylaşıma gittiler. Bunun sonucunda Ortadoğu'daki Osmanlı toprakları İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı. Büyük devletlerin Boğazlar ve Anadolu için öngördükleri paylaşım ise Kurtuluş Savaşı ile başarısızlığa uğratıldı. Sonuçta Batılı devletler 1923 Lozan Andlaşması ile Türkiye'yi tanımak zorunda kaldılar.

 

 

2- Divan-ı Lügat-it Türk

 

 

Divan-ı Lügat-it Türk (Türk Dili Sözlüğü) Karahanlı dil bilgini Kaşgarlı Mahmut tarafından yazıldı. Kaşgarlı Mahmut, 1074 yılında tamamladığı "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı yapıtıyla Araplara Türk dilini öğretmeyi ve sevdirmeyi amaçlamıştır. Yapıt Arap dili ile yazılmasına karşın, Türkçe sözcükler, deyimler, atasözleri ve koşuk örnekleri içeren çok değerli bir kültür kaynağıdır. Bu değerli yapıtta Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğu örneklerle açıklanmıştır. Balasagunlu Yusuf Has Hacib’in 1070 yılında yazdığı " Kutadgu Bilig" (Kutlu Bilgi) adlı yapıt, olgun yazı dili ve güçlü anlatımıyla epik Türk edebiyatının özgün anıtlarındandır.

 

 

Biyografi.....

Niyazi Sayın

 

 

NİYAZİ SAYIN 1927 senesinde, İstanbul Üsküdar’da, açık Türbe denilen Doğancılar semtindeki ahşap eski bir Türk evinde dünyaya geldi. Burada bir müddet oturduktan sonra, Doğancılar’daki şimdi artık pek bulunamayan ahşap iki katlı kendi evlerine taşındılar. Babası Rumeli dediğimiz Resne, annesi de yine aynı beldeden Manastır’da dünyaya gelmişlerdir. Ağabeyi ve ablası ise, Neyzen Niyazi SAYIN gibi İstanbul’da dünyaya geldiler. İlk ve orta okulları, Üsküdar Paşakapı’da, liseyi, Haydarpaşa ve Beyoğlu’nda okudu. İkinci Cihan Harbi ve yoksullukların önde olduğu bir devirde tahsilini tamamlamak nasip olmadı. Askerliğini eğitim alayında yaptığı devirde, İstanbul Belediyesi Konservatuarı’na devam etti. Okul sıralarında çeşitli spor dallarında muvaffakiyetleri vardır. Babası, aileden gelen müzik terbiyesiyle, Neyzen Niyazi SAYIN’ı genç yaşında müziğe yönlendirmiştir. Okul sıralarında, ağız mızıkası ve armonika çalması, batı müziğine olan düşkünlüğü ve aynı zamanda manevi inancı münasebetiyle, cami mûsikîsini öğrenmek için, gençliğine rağmen bu yoldaki mesaisi fazladır. Özellikle Haydar Paşa Lisesi’nde okuduğu yıllarda çok iyi ağız armonikası çalmaktadır. Esasen en başarılı olduğu dersler arasında edebiyat, müzik ve spor başı çekmektedir. Daha o yıllarda güzel sanatlardaki kabiliyeti, kendini derslerinde belli etmiştir. Hatta bir dönem Fenerbahçe genç takım seçmelerini en ön sırada kazanmış ve bir süre bu takımda futbol oynamıştır. Plastik sanatlara da çok büyük ilgisi ve yeteneği bulunan Neyzen Niyazi SAYIN’ın küçüklüğünden beri en büyük zevklerinden biri de, mahalleden bazı arkadaşlarıyla birlikte resim ve ağaçları oyarak küçük heykelcikler yapmaktır. Babasının İstanbul kültürü içindeki yaşayışı ve bilhassa Tanburi CEMİL BEY’e olan sevgisi neticesi olacak ki; evlerinde bazı zamanlar, evlatlarını borulu gramofonun etrafına toplar, çocuklarından birisi plağı yerine koyar, diğeri gramofon zemberek kolunu kurar, Neyzen Niyazi SAYIN’a da iğnesinin takılması kalırdı. Neyzen Niyazi SAYIN’ın bu günlere gelmiş olmasını sağlayan güzelliklerin başında gramofondan dinlediği Tanburi CEMİL BEY’in taksimleri çok önemli bir yer tutar. O günün atmosferi içinde gerek evlerden, gerekse Camilerden ve bilhassa Minarelerden gelen sedalar da, kendilerini bu günlere getiren güzellikler arasındadır. 1947 yılında, Semtlerinin Camiinde, bir ikindi ezanı Neyzen Niyazi SAYIN’ı, kimin okuduğunu öğrenmek için Cami kapısına götürdü. Oradan çıkanlar içerisinde mahallenin büyüklerinden Mustafa DÜZGÜNMAN ile karşılaştı. Ezanın kimin tarafından okunduğunu sordu, bu durum Mustafa DÜZGÜNMAN’ın çok hoşuna gitti. Cevap olarak; kendisinin okuduğunu söyledi ve ilaveten; “eğer istersen gel bizim evde dini eser meşk ediyoruz” dedi. Bilahare oraya devam etmeye başladı ve hocasının en çalışkan talebelerinden oldu. O kapı Neyzen Niyazi SAYIN’a mûsikî aleminin açılmış olduğu ilk ciddi kapıdır. Dini ve tasavvufi eserleri geçerken, bu eserlerde ifadesini bulan duyuş ve düşünüş tarzı ilgisini çekmeye başlamış, güftelerin anlamını çözmeye çalışırken kendini tasavvufun içinde buluvermiştir. Daima kendisinin velinimeti olarak gördüğü, rahmetli hocası; Mustafa DÜZGÜNMAN, Neyzen Niyazi SAYIN’a istidadının doğrultusunda çok yardım etmiş ve mensup olduğu diğer sanatlarda da önder olmuştur. Aralarındaki yakınlık ve bilhassa, mesleği olan aktarlık sebebi ile, o manevi insanların buluştuğu aktar dükkanındaki, güzel sohbetlerden aldığı feyzlerde, hocasının tesirinin çok önemli olduğunu söylemeyi bir borç bilmiştir. Her nedense ney sazına olan sevgisinin nereden geldiğini hala bilememektedir. Bir ney almak ve öğrenmek istiyordu. Üsküdar’ın kıymetli ailelerinden olan ve Üsküdar Mûsikî Cemiyeti neyzenlerinden Emin BEY’den bir ney almaları için rica eder. Beraberce Beyazit Çadırcılar’da Osman DEDE’ye giderler, on lira mukabilinde bir sipürde ney alırlar. Neyzen Niyazi SAYIN, o günün tarihini, hayatının en önemli günlerinden biri olduğu için hiç unutmamıştır. 4 Mart 1948. İlk olarak Yenikapı Mevlevî-hânesi Şeyhi Abdülbaki DEDE’nin oğlu Neyzen Gavsi BAYKARA’dan iki ders aldı. Bu günler içerisinde hayatının unutamayacağı büyüklerinden, Hezâr-fen (bin fen sahibi) Hattat Necmeddin OKYAY, Neyzen Niyazi SAYIN’ı alır, Resim Heykel Müzesi müdürü ve Güzel Sanatlar Akademisi resim hocalarından Neyzen Halil DİKMEN’e götürür. Kendileri Neyzen Emin Dede’nin talebesi, Türkiye’nin en büyük neyzenidirler, Neyzen Niyazi SAYIN bundan habersizdir. Kendisini, Necmeddin Hoca ona teslim eder. Neyzen Niyazi SAYIN artık aynı zamanda Güzel Sanatlar Akademisinin en büyük hocalarından birinin de talebesidir. İlk dersin tarihi 21 Ocak 1949’dur. Her Perşembe günü on beş yıl hocasından ney ve ahlâk dersi alır. ” Bir daha böyle bir hocanın bulunacağını tahmin etmiyorum”, şeklindeki ifadesi de Neyzen Halil DİKMEN’in büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. “Bir gün hocamdan ders almak için müzeye geliyordum. Bahçede, hocadan ders alan akademi talebelerinden Cemal’e rastladım. Hatırını sordum, bana şöyle dedi: “Niyazi; ben artık hocadan ders almayacağım. Çünkü onun yaptıklarını neyde yapmaya imkan yok. Ama şunu bil ki yine Hoca’ya geleceğim. Ney dersi almak için değil, ahlâk dersi almak için” şeklindeki ifadesi hiç aklımdan çıkmaz". Bu ifadesi de Neyzen Halil DİKMEN’in kıymetini açıkça ortaya koyar. Kıymetli Hocası Mustafa DÜZGÜNMAN’dan ilâhîlerin yanı sıra, ebru, cilt ve fotoğrafçılığı öğrendiği gibi, tespih koleksiyonu yapmayı ve tespihin her türlü değerini de yine ondan öğrendi. Bilâhare tespihe olan merakı münasebetiyle altı ay kadar bir müddet Edirnekapı’da Galip Usta’dan tespih yapmasını öğrendi. Neye olan sonsuz öğrenme arzusu yanında Hocası Neyzen Halil DİKMEN’den resim dersi almaya başladı. Bu günler içerisinde yine Hoca’sının arzusu ile ki daha evvel de bahsedildiği gibi konservatuara devam ettiği söylenebilir. 1950 senelerinde Üsküdar Mûsikî Cemiyeti ile ve Neyzen Süleyman ERGUNER (Dede Süleyman ERGUNER) ile İstanbul Radyosu’nda saz eserleri icra ediyorlardı. Yapmış olduğu soloların bir neticesi olarak Dr. Nevzat ATLIĞ Bey’in arzuları ile İstanbul Radyosu Müzik Yayınları’nda vazife aldı. O devrin kıymetli hocalarının bulunduğu yıllarda ve devamında radyo muhitinden çok feyz almış olduğu söylenebilir. 1954 yılından 1956 yılına kadar bu vazifede bulundu. Aynı zamanda radyo müzik neşriyatına da iştirak ediyordu. 1956 yılından 1969 yılına kadar Münir Nureddin SELÇUK’un arzusu ile İstanbul Belediyesi Konservatuarı icra heyetinde vazife aldı. Bilâhare, bu vazifeden sonra o devirde yeni kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarı’nda Öğretim Görevlisi ve Nefesli Sazlar Ana Bilim Dalı Başkanı olarak vazife aldı. Halihazırda bu vazifesi devam etmektedir. 1980 yılında Amerika’nın Seaatle Üniversitesi’nde bir yıl kadar bir devrede arkadaşı Tanbûrî Necdet YAŞAR ile Türk Mûsikîsi eğitimi yapmış bulunmaktadırlar. Aynı zamanda İngiltere, Almanya, Fransa gibi memleketlerde de çeşitli zamanlarda konserler vererek mûsikîmizin ciddi ve asil olan güzelliklerini tanıtma saadetine kavuştular. Amerika’da bulunduğu zaman içerisinde Seattle Public’te iki de ebru sergisi açmıştır. Gerçek bir sanatçı olan Neyzen Niyazi SAYIN ebrudan fotoğrafa, tespihçilikten sedef kakmacılığına, elektronikten tornacılığa, balıkçılıktan gülcülüğe, ağaç işlerinden kuşçuluğa kadar yoğun bir ilgi yelpazesi içinde yoğrulmuş, günümüzün ender şahsiyetlerinden biridir. Bu bakımdan evini gerçek bir sanat atölyesi olarak kullanmaktadır. Her biri tek başına bir insan ömrünü doldurmaya yetecek olan o kadar sanat ve zanaatta üstâd olan Neyzen Niyazi SAYIN, sanatta bir yere gelebilmek için bütün yan sanatlarla ilgilenmeyi şart olarak görmektedir. Ama her şeyden evvel ahlak; Çok sevdiği Mesut Cemil BEY’in Tanburi Cemil BEY hakkındaki ”Babamın ahlakı sanatından üstündür.” Sözünü hatırlatarak sanatta gayenin cemiyete ahlaklı insanlar yetiştirmek olduğunu her fırsatta ifade eden Neyzen Niyazi SAYIN’a göre; üstün ahlaka sahip olmayanlar, sanatta başarılı olamazlar. Sırası ile; Mustafa DÜZGÜNMAN, Şeyh Hayrullah EFENDİ, Mızıkalı Muhiddin EFENDİ, Zekâî DEDE’nin talebesi Kadırgalı Hüseyin Fahrettin EFENDİ, Hafız Ali EFENDİ, Kadıköylü Vahit BEY, Emin ONGAN, Şefik GÜRMERİÇ ve bilhassa Mesut Cemil BEY gibi hocalardan feyz almış olduğu söylenebilir. Neyzen Halil DİKMEN hocasının başta ney olmak üzere her hal ile kendisine olan yardımlarını hiçbir zaman unutamamaktadır. Bir köklü ekol olan ney tavrının, kendileri son mümessilleridir. Tanburi Cemil ÜSTAD’a olan sevgisi ve onun elinde olan plaklarından ve oğlu Mesut Cemil BEY’in göstermiş olduğu yoldan bilhassa istifade etmiş olduğunu söylemeyi her zaman bir borç bilmiştir. Neyinde gerek Hocası Neyzen Halil DİKMEN’in ve gerekse Tanburi Cemil BEY’in yollarını ve sanat anlayışlarını birleştirmek yegane arzusu idi. “Elli üç yıllık sanat hayatım içinde her ikisinin tevhidi ile ortaya bir şeyler koymuş isem, kendimi bahtiyar addederim.” Şeklindeki ifadesiyle sevgi ve saygısını dile getirmektedir. Neyzen Niyazi SAYIN’ın ney icrasında yeni kalıplar ve pozisyonlarla bir dönüm noktası teşkil ettiği, bu manada geleneği kendi içinde yenilediği ortak kanaattir. Neyde, bir “Neyzen Niyazi SAYIN öncesi” ve “Neyzen Niyazi SAYIN sonrası”ndan söz etmek gerekir. Bazı pozisyonların ve baskı şekillerinin eksikliği dolayısıyla eskiden Kürdîlihicâzkâr, Şedd-i-arabân, Nihâvend gibi makamlarla taksim bile yapılamazken, bugün çoğu Niyazi Bey’in talebesi olan genç neyzenler onun açtığı yolda mucizevi başarılar göstermektedirler. Perdeleri büyük bir titizlikle kullanması, nefes hakimiyeti ve benzersiz legatosuyla, mûsikî tarihinde seçkin bir yer edinen Neyzen Niyazi SAYIN; Ney açarken 26 lı birim sistemine ilaveten kullandığı kaydırma sistemi ile de gelecek kuşaklara örnek bir liderlik ve ekol sergilemektedir. Neyzen Niyazi SAYIN ekolü...

 

Ozan Bayram

Köşemizde yer almasını istediğiniz konuları, önerilerinizi ve eleştirilerinizi e-posta adresimize gönderebilirsiniz.

ozanb@interaktif.gen.tr


http://www.acikistihbarat.com