Batının yayılma araçlarından biri:Küresel mücadelede din faktörü -Dr. Nejat TARAKÇI
Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasından soyutlanması çabalarında din unsuru da aktif olarak kullanılıyor. Ukrayna seçimlerinde din adamları da ikiye bölündü, batı yanlısı din adamlarının basına yansıyan konşmaları bunun kanıtını oluşturdu. İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi, bir anlamda Rusya ve eski Sovyet coğrafyasındaki Ortodoksları kontrol altına almanın aracı olarak ön plana çıkıyor.escitalopram i alkohol go escitalopram i alkohol
Soğuk Savaş sonrası askeri ve siyasal ittifakların dağılması yanında, bugün, dünyamızı en derin ve en geniş kapsamlı etkilemeye devam eden olgu, BM'ye kayıtlı 160'dan fazla ülkenin ideolojilerini kaybetmesi olmuştur. Böylece, Komünist-Emperyalist-Üçüncü Dünya olarak şekillenen siyasal bölünme ve ideolojik kamplaşma ortadan kalkmıştır. Şimdi ülkeler, kaygan bir küresel ekonomik zeminde, kendi ideolojilerini yaratmaya çalışmaktadırlar. Kalkınmış ve demokratik bir yapıda olmalarına rağmen, ülkelerin çoğunluğunda dini ideolojiler ulusal ideolojilerin üzerine çıkmaya/çıkarılmaya başlamıştır. Bu uygun ortamda, dini ideolojiler ve ortak inanç değerleri, küresel güçler tarafından siyasal bir güç unsuru olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dünyamız sanki yeniden Ortaçağ'daki dini bloklaşmalara doğru kaymaktadır. Şu farkla ki, Hristiyanlık ideolojisi kendi arasındaki mezhep ve fraksiyonlardan kaynaklanan gerilim ve çekişmeleri bir yana bırakarak, Ötekilere (Müslümanlık ve Yahudilik) karşı siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik bir ittifak içine girmiştir. SSCB'nin dağılmasının hemen ardından NATO istihbarat raporlarındaki yeni tehdidin adı süratle konuluvermiştir; İslam Kökten Dinciliği. Hristiyan dünyasının en uzun süreli yerleşik makamı olan Vatikan ve Fener Rum Ortodoks Patrikliği yüzyıllar süren dini çekişmeleri bir yana bırakarak, ABD'nin küresel politikalarında etkin bir rol oynamaya başlamışlardır.Bu makalenin amacı dini ideolojinin küresel güçler tarafından nasıl kullanıldığını ve Patrikhane'nin bu süreçteki işlevini vurgulamaya çalışmaktır.
DİNİN SİYASİ ALANA YANSIMALARI
Dini ideolojinin siyasal alandaki güncel yansımalarına ait örnekler aşağıda sıralanmıştır.
**Soğuk Savaş sonrası, Batı için, İslami Kökten Dincilik yeni bir düşman olarak yaratılmıştır.
* Yugoslavya'nın dağılması sonrasında Bosna'da Müslümanların katliamına Batı, uzun süre kayıtsız kalmıştır.
* Avrupa'da "Haçlılık ruhu" hortlatılmaya çalışılmaktadır. AB Anayasası'na Hristiyanlık zorunluğunu koydurmaya çalışan bir çok devlet bulunmaktadır. Vatikan, AB anayasasına müdahale etmek istemiştir.
* Hızlanan misyonerlik faaliyetleri, İlber Ortaylı'nın deyimiyle inanç coğrafyasını değiştirmeyi hedeflemektedir. Rusya'da Protestanlık hızla yayılmaktadır.
* Avrupa'da Yahudi ve Müslüman düşmanlığı yeniden ivme kazanmaktadır.
* Bush, ikinci defa kiliselerin yardım ve desteği ile seçimleri kazanmıştır.
* Ukrayna'da seçimlerle ortaya çıkan siyasal gerginlikte, ülke içindeki mezhep ayrılıkları büyük ölçüde kullanılmıştır.
* Irak ve Afganistan'la savaş, ABD tarihindeki Müslüman bir ülkeyle yapılan ilk savaşlardır. Irak'ta Amerikan ve İngiliz askerleri tarafından yapılan işkenceler ile kontrolsüz ve oransız askeri güç kullanımının nedenlerini, Iraklıların düşman kimliğinden çok Müslüman kimliği oluşturmaktadır.
* 8 Ocak 2004'te Danimarka'da Müslüman mezarlığı tahrip edilmiştir.
* Amerikalı ünlü tarihçi Bernard Lewis yüzyılın sonuna kadar Avrupa'daki Müslüman nüfusun Hristiyanları geçeceği yorumunu yaparken, ünlü İtalyan yazar Oriana Fallaci Avrupa'ya; Ey Batı Uyan (Wake up Occidente) çağrısı yapmıştır.
* Yeşiller Grubu'nun Almanya'daki Müslümanlar için dini bayramlarda tatil önerisi, Hristiyan ve Sosyal Demokrat partiler tarafından kabul edilmemiştir.
* Hollanda'da film yapımcısı Vangough'un bir Faslı tarafından öldürülmesi sonrasında çıkan olaylar ve Hollanda kamuoyundaki Müslümanlara karşı olan büyük değişim, AB içinde, etnik farklılıklardan çok farklı inançları tartışmaya açmıştır.
* ABD-Avrupa Kiliseler Birliği (Holly Mass), geleceğin potansiyel küresel güç adaylarından Hindistan'da yoğun faaliyetler içindedir.
* İsa'nın Çilesi adlı tamamen Hristiyanlık kimliğini ve ruhunu canlandırmaya çalışan film gişe rekorları kırmış ve Yahudi karşıtlığı fikir ve ideolojiler için ateşleyici bir ortam yaratmıştır.
Dini güçlerle küresel güçlerin işbirliği
Ortaçağ'dan başlayarak 19. yüzyıla kadar devam eden Hristiyan-Müslüman çatışması, Soğuk Savaş'ın kendine özgü şartları ve keskin siyasal ideolojik farklılıklarının öne çıkması nedeniyle, 20. yüzyılın ikinci yarısının başında (1945) uykuya yatırılmış; hatta devam eden süreçte, Müslümanlık, komünist ideolojiye karşı bir kalkan ve bariyer olarak kullanılmıştır. Huntington'un ileri sürdüğü "Medeniyetler Çatışması" savı yeni bir şey değildir. Müslümanlığın ortaya çıkmasından bu yana her zaman ve her yerde vardı. Soğuk Savaş biter bitmez, bu zorunlu ateşkes de sona ermiştir. ABD'nin başı çektiği Batı, en kolay yolu seçerek; 21. yüzyılın başından itibaren kendisine yönelik terörist faaliyetleri özelden genele tamlayarak Müslümanlık kimliğini, Hristiyanlık kimliğinin karşısına yeniden bir rakip ve hedef olarak oturtmuş ve Müslümanlara karşı ortak bir strateji izlemeye başlamıştır. Bu bağlamda, Yahudilik de, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, bu stratejiden nasibini almış ve Avrupa'da, Baltık ülkeleri, Fransa ve bazı orta Avrupa ülkelerinde Yahudi karşıtlığı (Anti-semitizm) hareketleri ivme kazanmaya başlamıştır.
ABD- RUSYA GÜÇ MÜCADELESİ
Bu gelişmelerin arkasında yatan gerçek neden, devletlerin hayatta kalma, yaşama ve güç dengesini sağlama mücadelesinden başka bir şey değildir. ABD-Rusya ve AB-Rusya güç mücadelesi, ekonomik, askeri, teknolojik ve kültürel alanda devam etmektedir. Başlangıçtaki ABD-AB güç birliği, Irak Savaşı ile birlikte sona ermiştir. Batı, kollarını budadığı Rusya'yı tamamen etkisiz hale getirerek politik kontrole alamamıştır. Soğuk Savaş sonrasının politik çalkantıları içinde, Rusya'yı yönetenler, çok kısa zamanda gerçekleri fark ederek karşı denge mücadelesini başlatmışlar ve Aleksandır Dugin'in ortaya koyduğu Avrasya stratejisini benimsemişlerdir. Batı'nın, mali, ticari, ekonomik çemberi daralırken, Rusya, sahip olduğu nükleer güç, stratejik mineraller ve enerji kaynakları ile Batı'nın politik kontrolünden kurtulmayı başarmış, güç dengesini yeniden sağlama girişimlerini hızlandırmıştır.
Şimdi Batı, en güçlü silahını cepheye sürmektedir. Amaç; din faktörünü kullanarak Rus halkı üzerinde Batının liberal ve sosyo-kültürel ideolojisini yaymak ve bu suretle Rus yönetimini zayıflatmak ve orta vadede işbirlikçi yönetimleri iş başına getirmektir. Bu stratejinin ilk aşaması Rus yönetimini destekleyen ve yönetime doğrudan iştirak eden Rus Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluğu'nun etki alanını daraltmaktır. Bu nasıl yapılacaktır? Rus Kilisesinden daha eski, kökeni Ortodoksluk ve Bizans tarihine dayanan yeni bir kilise bularak; Böyle bir kilise nerededir? Bu kilise, hem Bizans'ın hem de Ortodoksluğun tarihi merkezi olan İstanbul'da 551 yıldan beri hazır bekletilmektedir. Şimdi, artık görev zamanıdır. ABD ve AB, Katolik topluluğun desteğini sağlamışlardır. Protestanlık, Anglikanlık ve diğer mezhepler zaten ABD ve İngiltere'nin kontrolünde bulunmaktadır. Sıra, Ortodoks toplumunu kontrol altına almaya gelmiştir. Bu gereksinim, ABD ve Batı'nın Avrasya projesi için hayati bir faktördür. Bu senaryonun ilk denemesi Ukrayna'daki Başkanlık seçimlerinde yapılmıştır. Seçim sonuçları kilise ve Batı tarafından finanse edilen sivil toplum kuruluşları kanalıyla değiştirebilmiştir. "Turuncu Devrim" olarak nitelenen olaylarda yüzde 13'ü temsil eden Katolik kiliseler ile Ortodoks kiliselerin yüzde 70'i Batı yanlısı lider Yuşenko'yu desteklerken. Moskova Patrikliğine bağlı yüzde 30 Yanukoviç'i desteklemiştir. Ukrayna Patrikliği'ne bağlı Boris ve Hlip Kilisesi Başpapazı ve bağımsız milletvekili Boyko Yuriy, seçimlerde Yuşenko'nun kazanması sonrasında Vatikan'dan Papa'nın resmen tebrik ettiğini, 12 yıldır ilk kez Fener Rum Patriği Bartholemous'un da kendilerini resmen kutladığını ifade etmiştir. "Ukrayna kiliselerinin Fener'e bağlanması hayatımın gayesi" diyen Yuriy, Fener Patrikhanesi ile ilgili bugüne kadar gayrı resmi temaslar kurduklarını, Amerika ve Avrupa'daki Ukraynalılar diasporasının Fener'e bağlandığını, "Bizim de amacımız bu olmalı. Yavaş yavaş Fener'e bağlanmalıyız." şeklinde konuşmuştur. Yuriy, Moskova Kilisesi'nin Deli Petro'dan bu yana devletin bir organı gibi çalıştığını belirtmiştir. "Şu an bile destek gösterilerinde Çar'ın fotoğrafını Yanukoviç ile birlikte taşıyorlar" diyen Yuriy, Moskova'nın kilise dili eski Slavca'yı reformlarla günümüz diline uyarladığını ve kilise müdavimlerini Rusça öğrenmeye zorladığını, Ukrayna'nın bağımsızlığı için Fener'e bağlanmalarının önemini vurgulayarak hayalinin Ukrayna Meclisi'nde Bartholemous'u temsil etmek olduğunu açıklamıştır.
ABD Yönetiminin İstanbul'daki Patrikhane'nin Ekümenik (evrensel) hale getirilmesi konusundaki kararlılığı ise, Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'nde Aralık 2004 başında verilen resepsiyonda açıkça ortaya çıkmıştır; Bartholomeos, ABD'den gelen Ortodoks kiliselerinin temsilcilerini bir din devleti başkanı gibi diplomatik bir protokolle, ABD Büyükelçiliği'nde, ABD'nin himayesinde kabul etmiş, Türk Devleti'nin yetkili organlarına da "Ekümenik Patrik" imzasıyla adeta komşu bir devlete davet gönderiyormuş gibi ABD Büyükelçiliği'nin ortak imzasıyla davetiye göndermiştir.
Hıristiyanlıkta kendine yer bulan tanrı ile kul arasındaki Vatikan ve Patrikhane gibi kutsal makamlar geniş insan topluluklarının politik olarak da kontrolünü kolaylaştırmaktadır. İslam dininde 1517'de Osmanlı Padişahlarına geçen Halifelik de böyle bir makamdı. Dünyamızda gelişen her olayda büyüklüğü ve öngörürlüğü bir kere daha ortaya çıkan Yüce Atatürk'ün 1922'de Hilafeti kaldırmasının ne kadar isabetli olduğu şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye'ye ılımlı İslam Devleti yakıştırması yapan ABD'nin, tüm Müslümanların kabul edeceği bir Halife'nin Türkiye'de olmasını her zamankinden daha fazla arzu edeceğine hiç şüphe yoktur. Böylece Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) daha kolayca realize edilebilecektir. Şimdi, mezhep, inanç ve uygulama bakımından büyük bir bölünme içinde olan Müslüman devletlerle ayrı ayrı mücadele etmek zorunluluğu bulunmaktadır. Son zamanlarda Türkiye'deki Halifelik söylentileri, Batı'nın, Müslüman dünyasını Hıristiyan dünyasına benzer mekanizmalarla kontrol etme arzusundan kaynaklanmaktadır.
PATRİKHANE'NİN BATI VE HELLENİZM'LE İLİŞKİLERİ
Fener Patrikhanesi Lozan'dan bu yana geçen zaman içinde, Kuzey Amerika'dan-Ortadoğu'ya, Finlandiya'dan-Avustralya'ya kadar 320 milyon insanı kontrol eden idari, finansal ve dini bir kurum haline gelmiştir. Patrikhane, 1821'deki Yunan isyanından, İstiklal Savaşı'na, Lozan'dan, 1947 Paris Anlaşması'na kadar Türkiye aleyhine her türlü faaliyetin içinde yer alarak, Atatürk'ün açıkça belirttiği gibi bir fesat ve hıyanet ocağı olduğunu göstermiştir. 16 Mart 1920'de İstanbul işgal edildiğinde Patrikhane'nin kapısına çekilen çift başlı Bizans kartallı bayrağı hala dalgalanmaktadır. 1821 İsyanı sonrası, Patrik'in önünde asıldığı ve kin kapısı olarak adlandırılan kapının İstanbul Türklerden kurtulana kadar açılmaması asılan Patriğin vasiyetidir. Bu kapı hala kapalıdır. Patrikhane'nin statü değiştirmeye yönelik son fırsatçılığı, Türkiye'ye tarih verileceği 17 Aralık 2004 öncesinde ortaya çıkmıştır. Patrikhane tarafından AB'ye; Ruhban okulunun açılması, Patrik'in Türk vatandaşı olma zorunluluğunun kaldırılması, Patrik seçimlerinin Hıristiyanlık geleneklerine göre yapılması, bazı mülklerin geri verilmesi gibi talepleri içeren 10 maddelik bir istek listesi verilmiştir.
Patrikhane bu güne kadar hem Batı'nın hem de Hellenizm'in çıkarlarına kesintisiz hizmet etmiştir. Şüphesiz Hellenizm'e olan hizmetleri daha fazladır. Türkiye'den kopartılan her toprak parçası Fener'e bağlanmıştır. Bugün Yunanistan'ın Atina'da bağımsız bir kilisesi olmasına rağmen, Girit, Oniki Adalar, Aynaroz'daki kiliseler ile Selanik ve kuzey Yunanistan'daki kiliselerin çoğu İstanbul'daki Fener'e bağlıdır. Bu ne demektir? Yunanistan'la Fener Patrikliği bir bütündür. Eski Yunan Dışişleri Bakanı Papendreau'nun açıkladığı gibi, İstanbul Patrikhanesi onların Mekke'leridir. Bu bütünlük, Yunan Anayasası'nın üçüncü maddesinde şöyle yer almaktadır: Grek Devleti İstanbul Patrikhanesi'ne ayrılmaz bir biçimde ebediyen bağlıdır. Fener Patrikhanesi Türkiye Cumhuriyeti'nin iyi niyetli tutumu ve bir kısım hataları nedeniyle, İstanbul'da 1500 civarındaki Rum'un din işleri başkanlığından çıkarak yukarıda anlatıldığı gibi, geçen 80 yılda fonksiyonel olarak Ekümenik hale gelmiştir.
Bu güç, başta ABD olmak üzere Batı tarafından kullanılmaktadır. Patrikhane'nin bu günkü statüsünün resmen Ekümenikliğe dönüşmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin idari ve sosyal yapısında tehlikeli gelişmelere yol açacaktır. Bu nedenle Patrikhane'nin gitmesi gereken yer, kiliselerinin yarıdan fazlasının zaten kendisine bağlı olduğu Yunanistan'dır. *