APO, PKK ve İstihbarat Örgütleri ilişkileri - Sedef Kara
Geçmişte böyle bir ilişki kurulmuş olsa da MİT’in de Apo’nun da ittifakla kabul ettiği, PKK’nın içinde Mit ajanlarının varlığı, söz konusu olmuş olsa da bugün PKK MİT’in kontrolünden çıkmış, ilişkilerini MİT’in dışında uluslararası gizli teşkilatlarla sürdürmektedir. Örgütün dağılmasını beklemek beyhudedir. Böyle bir beklenti içinde olanlar hem kendilerini hem de Türk milletini kandırmaktadır. PKK artık CIA, MOSSAD gibi örgütlerin elinde Türkiye’ye karşı uluslararası bir pazarlık unsuru olmuştur. Öcalan’ın, 'Bu işi bitireyim desem, beni bitirirler. Türkiye'deki en güçlü kişi bitireyim dese, onu bitirirler' (Düzel, Neşe, Radikal, 27.10.03) sözü bize hem PKK’yı hem de T.C devletini ve hükümetlerini aşan bir savaşın sürdürülmek istendiğini ve zor da olsa biraz anlaşılır kıldığını gösteriyor.cialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan link buscopan plusoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Bu söylentilerin ilk kaynakları PKK’nin hedef aldığı Kürt örgütlerin iddiaları, D. Perinçek’in Aydınlık Dergisi, Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası adlı kitabı ile M. Ali Birand’ın Apo ve PKK adlı kitabıdır.
Bütün bu yazılanlar, ileri sürülen iddialar bir yana ama pratikte ilk günlerde Apo’ya dolayısıyla PKK’ya göz yumulduğunu kimse inkar edemez.
Sıkı yönetimin ilan edildiği, her tarafta askerin nöbet tuttuğu bir ortamda PKK militanları, uzun namlulu silahlarla sokakların hakimiyetini ele geçirmiş, tek katlı evlerin çatısına kurdukları mevzilerle kurtarılmış bölgeler ilan etmiş, askerlerin gözü önünde işledikleri seri cinayetlerle Güneydoğuyu savaş alanına çevirmiş olduğu bir ortamda devlet yetkilileri olayları sadece seyrediyordu.
Bu gelişmeleri zamanın siyasilerine rapor eden MİT’in bir yetkilisi: “Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler.” Şeklinde anlatıyor. (M.Ali Birand, Apo ve PKK, s.99)
Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki, devlet içinden birileri olayların devam etmesini istiyordu.
Sanıyorum bugünlere bu iddiaların tekrar gündeme gelmesinin altında yatan bazı nedenler var:
Eve dönüş yasasıyla dağdaki militanların istenilen sayıda teslim olmaması,
A. Öcalan ’ın yakalanmasıyla örgütün çözülme sürecine gireceği beklentilerinin boşa çıkması,
Devletin Kürtlere bazı kültürel hakları vererek PKK’nın etkisini kırma istediği sayabiliriz.
PKK-MİT ilişkisi gündeme gelirken kimse MİT’teki bu ilişkiyi kuran ve on binlerce insanın ölümüne neden olan MİT içindeki sorumluların ve suçluların kim olduğunun araştırılması gerektiğini hiç gündeme getirmedi/ getirmiyor ne hikmetse.
Eğer gerçekten böyle bir ilişki var ise – ki bu ilişki MİT’i başarısızlığa uğratırken, PKK’yı da büyütmüştür- bu MİT için bir skandaldır. Ve sorumlularının bulunup cezalandırılması gerekir. Şayet böyle bir ilişki yok ise; bunu haber yapan basının yalan haber nedeniyle cezalandırılması gerekir.
Geçmişte böyle bir ilişki kurulmuş olsa da MİT’in de Apo’nun da ittifakla kabul ettiği, PKK’nın içinde Mit ajanlarının varlığı, söz konusu olmuş olsa da bugün PKK MİT’in kontrolünden çıkmış, ilişkilerini MİT’in dışında uluslararası gizli teşkilatlarla sürdürmektedir.
Örgütün dağılmasını beklemek beyhudedir. Böyle bir beklenti içinde olanlar hem kendilerini hem de Türk milletini kandırmaktadır.
O artık CIA, MOSSAD gibi örgütlerin elinde Türkiye’ye karşı uluslararası bir pazarlık unsuru olmuştur.
Türkiye, yıllarca PKK’ya destek veren ülkeler olarak hep İran’ı, Rusya’yı, Irak’ı Suriye’yi suçlayarak asıl destek veren ABD’yi göz ardı etti. Oysa onun attığı her adımın CIA’nın kontrolünde olduğunu gerek Apo’nun yakalanmasında, gerekse bugün Irak Kürdistan’ında varlığını sürdürmesinde ABD’nin etkisini açıkça görüyoruz.
“Amerika gerçekçidir. Rusya’dan daha gerçekçidir. Kendi politikasında da daha atılgan, daha dinamiktir. Amerika girişkendir. Durumlara girebilir.” (M.Ali Birand, Apo ve PKK s. 186)
Apo’nun o dönemde ABD’ye yaptığı bu övgüler, ya ABD- PKK ilişkilerde bir itiraftı, yada ilişki kurmak için ABD’ye attığı bir zarftı. Neyse ki, CIA ile PKK ilişkileri bundan sonra basına delilleriyle yansımış, Ecevit de bu ilişkiden haberdar olduğunu söylemişti.
Aslında Apo – MİT ilişkisini, A. Öcalan da inkar etmiyor. Ama onun kendi açısından yaklaşımı MİT’i kullanmak niyetinde olması ve ancak bu şekilde ayakta kalabileceğini düşünmesidir. Kendisinin ilk dava arkadaşı olan nam-ı diğer meçhul Pilot Necati Kaya’yı MİT ajanı olduğu için, öldürmek isteyen militanlarına engel olması da bu nedenledir.
Anlaşılması daha da zor olan cephe ise; NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olmakla övünen T.C devletinin yıllarca sınır ötesi harekatlarla Irak’ta PKK’yı kovalaması; bugün ise terörle mücadele ortamının ve şartlarının oluşmasına ve Türk askeri Kuzey Irak’ta olmasına ve "müttefiki"(!) ABD'nin Irak'ta rağmen kendi sorununu aciz bir şekilde ABD’ye havale etmiş olması ve K.Irak'a müdahale edememiş olmasıdır.
Öcalan’ın, 'Bu işi bitireyim desem, beni bitirirler. Türkiye'deki en güçlü kişi bitireyim dese, onu bitirirler' (Düzel, Neşe, Radikal, 27.10.03) sözü bize hem PKK’yı hem de T.C devletini ve hükümetlerini aşan bir savaşın sürdürülmek istendiğini ve zor da olsa biraz anlaşılır kıldığını gösteriyor.
Bizim açımızdan anlaşılır olabilecek en açık izah: bugün uluslararası çıkarlar bunu öngörüyor ve PKK’nın görevinin henüz bitmediğini; Ortadoğu üzerinde oynanan oyunun gelecekte taraflarından biri olarak, farklı bir isimle, Türkiye’nin karşısına çıkarılacağıdır.