Siyaset18 Ağustos 2004 00:00
ABD güzel, İsrail güzel, Abant güzel!
Fethullah Gülen’in, Türkiye’de rejimin baskısından kurtulmak için gittiği ABD ile bağlantısının ne düzeyde olduğuna dair çok sayıda makale ve kitap yazıldı. Bunlardan birinde şöyle deniliyor: “Amerikan İstihbarat Servisi CIA’nın Fethullah Gülen’in cemaatine bağlı okullarda öğretmenlik yapan yaklaşık 3 bin ABD’li öğretmene yalnızca devlet görevlilerine verilen diplomatik pasaporta eşdeğer resmi pasaport verdiği ortaya çıkıyordu.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesabilify idippedut.dk abilify
Çoğunluğu Türk cumhuriyetlerinde faaliyet gösteren okullardaki ABD’li öğretmenler, İngilizce adıyla, “Official Passaport”a sahiptirler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan Amerikalı öğretmenlerin normal olarak turistik pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Buna rağmen Amerikan devleti, Gülen’in Nur cemaatine bağlı okullarında çalışanları resmi görevli sayıyor. Bu sebeple diplomatik pasaporta eşdeğer resmi pasaport veriyor. Türkiye’deki karşılığı yeşil pasaport olan ‘Official Passaport’ ABD’li öğretmenle diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.” (Ergün Poyraz, Fethullah’ın gerçek yüzü, sayfa 343-344)
Gülen ile Papa ll. Jean Paul’un 1998’de Vatikan’daki buluşmalarını da ABD’nin etkin isimleri organize ediyor. Fethullah Gülen 8 Şubat 1998 günü Vatikan’a hareketinden önce yaptığı açıklamada, “Birkaç ay önce Abromowitz cenaplarının yardımıyla bu buluşma gerçekleşti” diyor.
ABD Ankara eski büyükelçisi Morton Abromowitz, Başabakan Recep Tayyip Erdoğan ile de daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıllarda görüşen Amerikalı.
Tüm bu bilgiler ABD’nin, Türk cumhuriyetlerine kadar uzanan güzergahta Gülen üzerinden hesaplarını ortaya koyuyor.
ABD’nin Soğuk Savaş dönemi sonrası bölge politikaları bakımından temel eksen olarak gördüğü ABD-Türkiye-İsrail ekseni ve Türkiye-İsrail stratejik işbirliği Gülen’in girdiği uluslararası münasebetlerde de hep gözetildi. Örneğin, İsrail’in Sefaret Hahambaşısı Eliyahu Bakşi Doron, Nur cemaatinin lideri Gülen’i ziyaretinde Kudüs’e davet ediyordu. Gülen de, bu davete en kısa zamanda icabet edeceğini söyledi. Gülen’le Doron bir süre yalnız görüştü. Gülen İsrail’de bir okul açma konusunda, ‘Devlet nezdinde diyalog var. Onlar bize, biz onlara talebe gönderdik’ dedi.” (a.g.y, sayfa 344)
İsrail’in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında her gün kan dökmesi Gülen’in bu ilişkilerinde bir eleştiri konusu olarak bile gündeme gelmedi. Ve Gülen’in dahil olduğu bu ilişkiler de Abant Platformu katılımcıları tarafından eleştiri konusu edilmedi. Türkiye’de isim yapmış birçok yazar ve biliminsanı Abant toplantılarına katıldıktan sonra yazdıkları yazılarda, toplantıları organize eden Gülen’in Vakfı’na teşekkür ederek, bu “meşruiyet” zincirine ister istemez bir ucundan bağlanmış oldular. Örneğin Alev Alatlı, katıldığı 5. Abant toplantısının ardından yayımlanan yazısında şunları söylüyordu: “Güzeldi. Durmuş Hocaoğlu’ndan Mehmet Ali Kılıçbay’a, Ali Coşkun’dan Kemal Karpat’a, Mehmet Altan’a, Reha Çamuroğlu’ndan Ali Bulaç’a* kadar ülkemiz entelijansiyasının renklerini aynı masa etrafında toplanmış görmek güzeldi. Tartışmalarda adabın gözetilmiş olması güzeldi. Kimsenin kimseye küsüp gitmemesi güzeldi. Abant güzeldi. Ağırlama olağanüstü özenliydi. Vakıf, katılımcılara ülkemizde az rastlanır bir imkân sunmuştu. Kendi adıma minnettarım. (Sonuç bildirgesi”nin düşündürdükleri, Zaman 19-7-2002