İstihbarat11 Nisan 2005 00:00

DERİNLİKLERDEN SIĞ SULARA - Mehmet Öztürk

Zaman zaman köşemizde derin devlet konusunu ele almıştık. Nedense "derin devlet" kavramı yine gündemde. Ancak devletin derinliğinin olup olmadığı sorgusu da aynı zamanda ciddi bir gündem maddesi... Günümüzün demokrasi mühendisleri devlet derinliğinin yok oluşunun ya da ürkerek kabuğuna çekilişinin yarattığı boşluğu şimdi ortada cirit atarak dolduruyor. Devletin hükümet kanadı sadece kendi çalıp kendi söylemeye devam ediyor. Oysa devletin dört önemli gücü vardır, bunlar Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Ordu ve yüksek bürokrasidir. Devletin dinamikleri bu dört temel güce dayanır. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects

Son yirmi yılda devletin derinlikleri deşifre edilip kirli yüzü varmış gibi gösterilerek devlet toplumdan uzaklaştırılmış, sığ hale getirilmiştir. Bu son yirmi yıl ne tesadüftür ki, PKK ile mücadele sürecini oluşturur. Şimdi topluma baktığımızda devletin kaybolan derinliklerini aradığını görüyoruz.

Cumhurbaşkanlığı on bin polis alımıyla ilgili yasayı veto etti. Bu konuda haklı olduğu kesin ve net olarak ortadadır. On bin polis boyacı küpüne sokup çıkarır gibi altı ayda yetiştirilemezdi. Ama aynı zamanda hükümet askerliği süre olarak kısaltılacağını da söyledi. Devlet yönetiminde tek başına kalan hükümet, karşısında biriken dağ gibi sorunları aşabilmek için günlük geçici tedbirler uygulamaya ve bunları uygulamaya çalışırken ya Avrupa ülkelerini örnek almaya ya da AB veya Atlantik ötesi ABD'den uygulamasıyla ilgili talimatlar almaya devam etmektedir. Mevcut hükümet karşısındaki muhalefet de bir varlık gösterememektedir. Oysa şimdiki haliyle güçlü bir muhalefet yapma şansı olduğu da bir gerçektir.

Son iki yılda toplumun büyük bir kesimi, siyasi çevreler, akademisyenlerin belli bir kesimi ve devlet kademesinin bazı eski yöneticileri başından beri devlet yönetimini almış olan hükümetin hatalar yaptığını görmüştür. Hükümet göreve başladığında devletle ilgili aşındırma faaliyetleri zaten son evresine gelmişti. Hükümetin geçmişte devletle olan problemi de aslında devletin dimdik ayakta duran ve hiç de derinliklerinde yer almayan temel ilkesi laiklikle çatışmasıydı. Sığlaştırılmış devleti son evresinde yakalayan Hükümet bunu fırsat bilerek "lanetlenmiş derin devleti" yok edeceğini söylerken aslında kastettiği şey devletin kendi çıkarlarıyla çatışan şeffaf kısmıydı. Bu kompleksle göreve başlayan hükümet bu sebeplerden dolayı içeride çok az taraftar bulacağını bildiği için ilişkilerini daha çok dışarıya kaydırdı.

Devletin derinlikleri her ülkede farklı organlarla oluşturulurken ülkemizde bu derinlik daha çok ordu ile sağlanmaktaydı. Bir devletin derinliği yani temelleri yoksa o devlet satıhta duran bir varlık gibidir. Az bir güçle ittirildiği zaman istenilen yöne rahatça kayabilecek durumdadır.

Şimdi gelinen son noktada AKP hükümeti ülkeyi adeta geri dönülmez yollara götürmektedir. Yaşanan süreçte bunun başından beri bilincinde olan kesim iki eli kolu bağlı izlemek zorunda bırakılmıştır.

Hükümet önündeki tehlikeyi net olarak gördüğünden çözümü on bin yeni polis istihdam ederek çözebileceğini zannetmiştir. Bu niyetin altında aynı zamanda hükümetin kendi ideolojik emelleri doğrultusunda adam yerleştirme politikası da yatmaktadır. Bir yandan on bin polis ile iç güvenlik ve huzuru tesis etmeye yönelirken diğer yandan devletin en önemli dinamiği olan orduda askerlik süresini indirme çabasına girmişlerdir. Bu bir kez daha TSK tarafından doğrulanmamıştır. Devletin güvenlik güçleriyle sayısal anlamda böylesine bir oyun içerisine girmek matematiksel olarak doğru olmadığı gibi ülkenin içinde bulunan koşullar gereği sorunların çözümüne de tehlikeli bir şekilde yaklaşmak demektir.

Terör örgütünün yasal haklar ile desteklenmiş eski cezaevi mahkumlarının günümüzün demokrasi söylemcileri haline getirildiği ve yine terör örgütünün yaklaşık üç bin civarındaki eylem kadrosunu yurtdışından ülkeye sızdırdığı bu dönemde güvenlik güçlerinin sayısında böyle oynamalara gitmek ülkeyi silahsız teslim etmek demektir.

Yeni göreve alınması planlanan on bin polis nasıl ve hangi eğitim sürecinden geçecek ki, ülkenin kapısına dayanan ve eskisinden daha ciddi bir tehlike arz eden terör örgütüne müdahale edebilsin? Askerlik süresinin indirilmesi ise TSK'nın temel eğitim felsefesine tamamen aykırıdır. TSK'nın modernize edilmesi karşılığında askerlik süresi indirilebilir. Ancak bugünkü ekonomik koşullar TSK'nın modernizasyonunda ihtiyaç duyulan ekonomik seviyeyi sağlayamayacağı için askerlik süresi indirimi ülke için intihara eşit demektir.

Hükümet, AB ve ABD ile ilişkiler uğruna ülkeyi süratle çıkmazlara koştururken aslında kendi altına çukur kazan sözde dost ve samimi Avrupa'nın ne idüğü belirsiz bir adamının gelip ülkede "kafanıza balyoz inmeden kendinize gelin" tehdidine cevap verememektedir. Zamanı geldiğinde bu ülkenin polislik yapacak on bin değil on milyon insanı vardır. Trabzon bunun bir örneği olmuştur. Ama aynı zamanda devlet güçlerini yıpratma, bu listenin başına da TSK'yı koyarak aleni propagandalar yapma günümüzde giderek netleşmiştir.

Geçtiğimiz gün haber bültenlerinde birkaç çocuğun yaralanmasına neden olan mühimmatın patladığı haberi kasıtlı olarak "askeri alanda", "askeri alana çok yakın bir yerde" ve "askeri malzeme" şeklinde ifade edilmiştir. Bugün askeri olmayan, askeri amaçlarla kullanılmayan hiçbir tahrip maddesi, hiçbir silah mühimmatı ve hiçbir silah yoktur. Teröristin elindeki silah da askeri malzemedir, ki içinde ABD ordusunun silahlarını görmek de mümkündür. Haberde bu ifadenin kullanılmasının tek bir amacı vardır; TSK ile halk arasında soğukluk ve uzaklık yaratmak...

Devletin dinamikleri, devletin güçleri, devletin temel ilkeleriyle oynamak ülkeyi bir var olma sorunuyla karşı karşıya getirmek demektir.

"Düğmeye basıldı" diyerek tekrar suçu derin devleti hatırlatacak çizgiye taşımak halkı yanıltmak demektir, eğer bir düğmeye basıldıysa hükümet bugüne kadar işbirliği yaptığı yerlerde sorumlu aramalıdır. Bu kuvvetle muhtemel olarak ABD veya AB'dir.