Siyaset8 Kasım 2004 00:00

Tarım mı, o da ne? - Orhan Dede

Erdoğan hükümeti, kar eden kuruluşlarımızı özelleştirme adı altında yok pahasına satmaya devam ediyor. Son 6 ayda 81 trilyon kar eden Pektim de diğerleri gibi haraç mezat satılırsa hiç şaşırmayacağım.Erdoğan hükümeti bu yanlışlar silsilesine, her sektörde olduğu gibi ülkemizin stratejik sektörlerinden olan tarım sektöründe de tüm hızıyla devam etmektedir.new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon

Her yıl bir önceki yıldan daha az fiyat verilerek çiftçinin elinden ürünler alınıyor. Çiftçimiz bir taraftan maliyetlerin artmasıyla sıkıştırılırken düşük alım fiyatlarıyla da diğer taraftan kumpasa alınmış durumda.

Bazı rakamlar vererek durumun vahametini gözler önüne sermek istiyorum. Aşağıdaki tabloda üç tarım ürününün 2003 alım fiyatlarıyla 2004 alım fiyatları karşılaştırılıyor.

Görüldüğü gibi Erdoğan hükümeti geçen yıl kendi verdiği fiyatları bile bu yıl çiftçisine vermiyor. Bu şekilde Türk çiftçisi dertleriyle baş başa bırakılmış oluyor.

Peki, ürettiği ürünü geçen yıla oranla düşük fiyatla satmak zorunda kalan çiftçinin üretim maliyetleri acaba ne durumda?

Sadece geçtiğimiz Ekim ayında mazot yüzde 7,6, benzin yüzde 7,5 oranında zamlandı. Geçen yıl 1.250.000 liraya 1 litre mazot alan çiftçi, bugün –bu yazı yayınlanana kadar zam gelmezse– 1.800.000 liradan almaktadır. Kimyasal gübre de zamlardan nasibini almış durumda, son bir yılda gübre fiyatında yüzde 55’e varan artışlar oldu.

Bu durumda Türk çiftçisi, Erdoğan hükümeti tarafından tam bir kumpasa alınmış ve Türk tarımı bitme noktasına getirilmiştir.

Bu durum devam ettiği takdirde Türk çiftçisinin önünde tek seçenek kalacaktır. Bu seçenek, ekmemek ve çiftçilikten uzaklaşmak olacaktır.

Erdoğan hükümetinin AB’ye verdiği sözlerden birisi de tarım kesimindeki 25 milyon nüfusu adım adım 15 milyona düşürmektir.

Çeşitli katakullilerle çiftçilikten uzaklaştırılan bu 10 milyonluk nüfus ne yapacaktır? Tek bildiği işi artık yapamayacaksa taşı toprağı altın diye düşünerek büyük şehirlere göç etmeye başlayacaktır.

Erdoğan hükümetinin çiftçilerimizin problemlerini çözmek şöyle dursun daha da kangren hale gelmesine sebep olduğu anlaşılmıştır. Peki, Türk çiftçisinin problemlerinin çözümü nasıl olacaktır?

BTP genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş 2001 yılında yayınlanmış bir yazısında çiftçimizin yaşadığı problemlere şu çözüm yollarını öneriyor.

“1. IMF’ye endeksli tarım politikaları acilen terk edilmelidir. Bu noktada batı ülkelerinin uyguladıkları tarım politikalarının aynısını uygulamamız lazımdır. Zira bu ülkelerin bize yaptıkları “tavsiyelerle” kendi uygulamaları birbirinden tamamen farklıdır.

2. Bu ilk adımın bir devamı olarak kota ve gümrük uygulamaları ile tarımda ithalatı mümkün olduğu kadar sınırlamalı, diğer yandan ihracatı arttırmalıyız.

3. Çiftçiyi destek fonlarıyla teşvik etmeli ve güçlendirmeliyiz.

4. Tarımda verimi arttıracak teknolojik yenilikleri ve gelişmeleri takip etmeli ve uygulamaya kopmalıyız.

5. Tarıma dayalı sanayi kollarını geliştirmeli ve yayınlaştırmalıyız.

6. Netice olarak bir milli tarım politikasını topyekûn hayata geçirmeliyiz.”

İşte Türk çiftçisini gerçekten mevcut sıkıntılardan kurtarabilecek çözümler bunlar.

Son sözü M. Kemal Atatürk söylesin;

“Tarım sektörünün emeği, modern iktisadi tedbirlerle en yüksek düzeye çıkarılmalıdır. Köylünün bilgisini arttırmak, teknik araçlar kullanmasını sağlamak ve emeğinin karşılığını vermek iktisat politikalarımızın ruhu olacaktır. Tarım ürünlerimiz dış rekabetten korunacaktır. Çiftçiye tohumluk verilecektir. Ziraat Bankası tarım araç ve gereçlerini uygun fiyatla dağıtacaktır. Ürünlere iç piyasada sürüm sağlanacaktır. Tarım, milli ekonomimizin temelidir.”