İstihbarat14 Mart 2006 00:00

MAH(MİT) - CIA ilişkisinin gizli tutanakları

"Gizli celsede bu durumu arzedeyim." İşte o sözlerin akabinde yapılan gizli celsede MAH(MİT)'in ekonomik olarak birçok ülkeye bağımlı olduğu, devletin ajanlarına, Amerikan istihbarat servisinin İstanbul'daki bir şefe doğrudan emir verdiği ifşa edilecekti. Müsteşarın kasasında çıkan 261 bin lira MAH-CIA ilişkisini ortaya çıkaracaktı. 42 yıldır saklanan Yassıada'daki gizli celsede görülen Tahsisat-ı Mesture davasının tutanaklarını aynen yayınlayarak bir döneme ışık tutuyoruz. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effects

MAH-CIA İLİŞKİSİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

27 Mayıs darbesini yapanlar, Başbakanlık Müsteşarı'nın odasındaki kasada yaptıkları aramada defterlerde kayıdı bulunmayan 261 bin lira tesbit etmişlerdi. Yassıada Mahkeme heyetinin istekleri doğrusunda ifade veren Mehmet Özdemir Evliyazade, Örtülü Ödenek'te açık görünen paraların nerelere aktarıldığını açıkladı. Evliyazade'nin, "Memleketin milyarları kıymetinde sırlar biliyorum..." demesi üzerine yargılananlardan M. Salih Korur' her şeyi açık bir dille ifade ederek 22 Aralık'taki duruşmada patlıyordu:

"Gizli celsede bu durumu arzedeyim."

İşte o sözlerin akabinde yapılan gizli celsede MAH'ın ekonomik olarak birçok ülkeye bağımlı olduğu, devletin ajanlarına, Amerikan istihbarat servisinin İstanbul'daki bir şefe doğrudan emir verdiği ifşa edilecekti. Müsteşarın kasasında çıkan 261 bin lira MAH-CIA ilişkisini ortaya çıkaracaktı.

42 yıldır saklanan Yassıada'daki gizli celsede görülen Tahsisat-ı Mesture davasının tutanaklarını aynen yayınlayarak bir döneme ışık tutuyoruz.

8. Oturum

"Sanık Ahmet Salih KORUR- Sayın başkanım, Naci Peker 1950 yılında Milli Emniyet'in ilk hizmet başkanıdır. 1953 yılında ayrılmış ve Bağdat elçisi olmuştur. Bu müddet zarfında zabıtla teslim edilen 261 bin küsur lirayı tasarruf etmiştir. Bu para, bizim kendisine verdiğimiz bir para değildir. Yani hükûmetten, başvekaletten Milli Emniyet'e verilmiş bir para değildir. Milli Emniyet'in diğer devletlere olan münasebeti vardır. Başta Amerikalılar, sonra İngilizler, sonra Fransızlar ve sonra İtalyanlar. Bunlardan da hizmet mukabili bir miktar alınır."

...

Bu sözler mahkeme salonuna bomba gibi düşmüştü. Devletin ve milletin bağımsızlığının emanet edildiği en önemli kurumlarından biri olan Milli Emniyet Hizmetleri (MAH) göbeğinden bağımlı hale gelmişti. Hem de bir değil, birden çok ülkeye bağımlı olmuştu.

Bu sözler üzerine yargılananların başında gelen sabık Başbakan Adnan Menderes ile iki bakanı; Fatin Rüştü ve Hasan Polatkan birbirlerinin gözlerinin içine bakıyordu. Celal Bayar, hiçbir şey olmamış gibi bakınıyordu etrafına. Ne de olsa o eski bir komitacıydı. Yıllarca Galip Hoca adını alarak memleket memleket dolaşıp halkı işgalcilere karşı örgütlemişti. Zaten İttihatçılığın gereklerinden biri değil miydi, "Ölsen bile, canının çıktığını hissettirmeyeceksin." 40 yıl öncesindeki gibi komitacılık ruhu depreşmiş ve mahkeme salonundaki yaşlı kurt renk vermiyordu.

Ve 27 Mayıs 1960 darbesinde tutuklanıp yargılanan Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur'un sinirleri dayanmıyor ve aylardır gizledikleri sırları açıklıyordu. Halbuki daha önceki ay ve celselerde üstü örtülü olarak mahkeme heyetine bilgi verilmişti. Ancak çok tuhaf bir şekilde başta mahkeme başkanı Salim Başol ve müddeiumumi Altay Ömer Egesel olmak üzere sanki bütün mahkeme heyeti Adnan Menderes ve Korur'un söylediklerini anlamamak konusunda anlaşmışlardı.

'Şu işin mahiyetini öğren bakalım'

MAH'ın eski başkanı bomba etkisi yapan sözlerine şöyle devam ediyordu: "Geçen sefer ifadelerimde 'başka membalardandır bu para' dememin sebebi de budur. Onlar, bu alınan paralardan 261 lirasını tasarruf etmiş, Hizmete sarfetmemiş. İndelhacet kullanmak üzere daireden ayrılırken bu parayı getirdi. Başvekile müracaat ederek bu durumu bildirmiş, başvekil de müsteşara teslim et demiş.

Bu para Naci Perker'in işten ayrılmasın kadar bende kaldı. 6 ay kadar emirleri veçhile bilfiil Milli Emniyet reisliğini üzerime aldım. Bendenize emir verirken şöyle dedi: 'bu işe gir, gör bakalım mahiyetini öğren.'Bunun üzerine teşkilatın başkanlığını kabul edip bu işi tedkik etmeye çalıştım. Bütün dosyalarımıza Amerika'nın milli emniyet servisi hakimdir. Bu şayian kulaklarımıza gelmekteydi. Ben işe başladıktan sonra bil hassa tetkikatı bu cihete yönelttim."

Adnan Menderes'in müsteşarına "bu işe gir mahiyetini öğren" dediği olay aslında tam bağımsız olan bir ülkede asla kabul edilmeyecek birtakım oyunlar oynanıyordu. Teşkilatın adı Milli Emniyet idi ama maşaallah birçok ülkeye farklı yönlerden bağlı idi. Casuslar maaşlarını direkt ABD istihbarat servislerinden olan CIA'dan alıyorlardı. Tabiî emir ve talimatları da. CIA, şube müdürlerini, kısım amirlerini, hatta grup şeflerini aşarak direkt ajanla temasa geçiyor ve iş istiyordu. Amerika, bu ekonomik gücünü kullanarak Milli Emniyetin elindeki tüm dosyalara da vakıf bulunuyordu. O günlerde yapılan esprilerden biri de şöyle idi:

"MAH'taki dosyanı imha ettirmek istiyorsan, Amerikan Sefarethanesi'nden bir Coni'yi tanıman yeterli."

Korur, yaptığı araştırma ve incelemede daha da vahim olaylarla karşılaşacaktı. Amerika, yalnız istihbarat servisimize değil, yetiştirilmekte olan ajanlarımıza bile hakimdi. Yani daha ajan adayı olan öğrenciler bile CIA'nın kontrolüne geçmişti. Bu şu anlama geliyordu: Öğrencilerin eğitim masrafları dahi CIA tarafından ödeniyordu.

İnönü döneminde böylesine ABD'nin kontrolüne giren Milli Emniyet'in (bugünkü MİT) tamamıyle ulusal çıkarlarımıza yönelik faaliyette bulunması için Adnan Menderes'in atadığı Korur, araştırmasını derinleştirdikçe başka şeylerle de karşılaşıyordu:

İstanbul teşkilatı CIA'ın elindeydi

"... Baktım ki bilhassa İstanbul'da bir mektep, İstanbul teşkilatı ve Yeşilköy'deki soruşturma teşkilatı tamamıyle Amerikalılar'ın elinde idi. İstanbul'daki mektebin maaşını Amerikalılar doğrudan doğruya mektebin müdürüne tevdi etmekteydi. Yeşilköy'deki soruşturma teşkilatının da maaşını doğrudan doğruya Amerikalılar vermekteydi. Ayrıca İstanbul Milli Emniyet Teşkilatımız'a da para vermekteydiler. Ve bunlar sonra merkeze bildirilmektedir.

Amerikan İstanbul servisinin başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip onlardan direkt hesap almakta ve iş istemekte olduğu için, memurların izzet-i nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi. Verilen para ayda 100 bin liranın etrafındaydı."

İSTİHBARATÇILARA CIA PARA VERİYORDU

GİZLİ CELSE BAŞKAN- Salon boşaltıldı, görevlilerden başka salonda kimse yok. Sanık Ahmet Salih Korur;

SANIK AHMET SALİH KORUR- Sayın Başkanım, Naci Perker 1950 yılında Millî Emniyet'in ilk hizmet başkanıdır. 1953 yılında ayrılmış, kendisi Bağdat Elçisi olmuştur. Bu müddet zarfında zabıtla tesbit edilen 261 bin küsur lirayı tasarruf etmiştir. Bu para bizim kendisine verdiğimiz bir para değildir. Yani hükümetten; Başvekâlet'ten Millî Emniyet'e verilmiş bir para değildir. Millî Emniyet'in diğer devletlerle olan münasebeti vardır. Başta Amerikalılar, sonra İngilizler, sonra Fransızar ve sonra İtalyanlar. Bunlardan da hizmet mukabili bir miktar alınır. Geçen seferki ifedelerimde "Başka menbalardandır bu para" dememin sebebi de budur. Onlar bu alınan paralardan 261 bin lirasını tasarruf etmiş. Hizmete sarfetmemiş, indelhacet kullanmak üzere, daireden ayrılırken bu parayı getirdi. Başvekile müracaat ederek durumu bildirmiş, Başvekil de Müsteşara teslim et, demiş. İndelhace kullanmak üzere bu 261 bin lirayı aldım kasaya koydum. Aylık sarfiyata tekabül eden bir para olmadığı için, yeni gelen Millî Emniyet Reisi'ne bu parayı devir etmedim.

Dosyalarımıza CIA hakim

BAŞKAN- Kim vardı o zaman?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Behçet Türkmen. Zaten ona teslim etmek istemediği için Naci Perker, getirdi parayı bize teslim etti. Bu para; Naci Perker'in işten ayrılmasına kadar bende kaldı, olduğu gibi kaldı, 261 bin küsur lira. 6 ay kadar emirleri veçhile bilfiil Millî Emniyet Reisliği'ni üzerime aldım. Bendenize emir verirken o zaman şöyle dedi. "Bu işe gir, gör bakalım, mahiyetini öğren" bir çok dedikodular vardı. Dedikodular şuydu: Amerikalılar bizim Milli Emniyet'e hakimmiş, vermekte oldukları paralar dolayısıyle Millî Emniyet Teşkilatımız'a nüfuz etmektedirler. Bütün dosyalarımıza Amerika'nın Millî Emniyet Servisi hakimdir. Bu, şayian kulaklarımıza gelmekte idi. Ben işe başladıktan sonra bilhassa tetkikatı bu cihete yönelttim. Hakikaten baktım ki bilhassa İstanbul'da bir mektep, İstanbul teşkilâtı ve Yeşilköy'deki Soruşturma Teşkilâtı tamamı ile Amerikalılar'ın emrinde idi. İstanbul'daki mektebin maaşını Amerikalılar doğrudan doğruya mektebin müdürüne tevdi etmekte idi. Yeşilköy'deki soruşturma teşkilâtının da maaşını doğrudan doğruya Amerikalılar vermekte idi. Ayrıca İstanbul Millî Emniyet Teşkilatımız'a da para vermekte idiler. Amerikalılar doğrudan doğruya para vermektedirler ve bunlar sonra merkeze bildirilmektedir. Ama Amerikan İstanbul Servisi'nin Başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip ve doğrudan doğruya onlardan hesap almakta ve iş istemekte olduğu için memurların izzeti nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi, verilen para ayda 100.000 liranın etrafında idi. İngilizler'den alınana baktım, ay da 30.000 lira, Fransızlar'dan alınan ayda 7-8.000 lira, İtalyanlar'dan alınana baktım, ayda vasati 4.000 liranın etrafındadır. İtalyanlar'la Fransızlar'dan şikâyet yok, çünkü onlar doğrudan doğruya merkeze veriyorlar. Fakat Amerikalılar doğrudan doğruya bizim memurlarımıza para vermekte ve hatta memurlara, bizzat kendilerine doğrudan doğruya maaşlarını ödemekte oldukları için bizim memurları kendi memurları gibi kullanmaktadır. Dinleme servislerindeki memurlarımız da Amerikalılar'ın elinde, bilhassa telefon servisleri, Beyoğlu'ndaki bir nokta. Bunların maaşlarını doğrudan doğruya Amerikalılar vermektedir. Bu vaziyeti böylece tesbit edince geldim Başvekile söyledim. BAŞKAN- Bu tetkikleri 957'de yaptınız.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet efendim. O zaman Başvekil'e geldim, bu vaziyeti aynen arzettim. Ve nihayet senede 1-1.5 milyon liraya kadar bir fark olacak bu para bakımından, bizim Millî Emniyet Teşkilâtımız'ın diğer devletlerin Millî Emniyet Teşkilâtı'nın emri altına girmesi ve onların emri altında çalışması gibi bir vaziyet hükümetimiz için elbette ki, tasvip edilmez. Bunu tasvip etmediler. Derhal bu münasebeti sureti nazikâneda idare ederek, bu parayı bütçeye koyalım dediler, önümüzdeki sene için. O sene nasıl idare etmek mümkünse edelim, gelecek sene bütçesine para koyalım dediler. Zaten 1957 senesinden sonra da Tahsisatı Mesture'nin birden bire artışının sebebi de budur. 2.5 milyon yapılırken, birden bire 2.5-3 milyondan, 4.5 milyona çıkarıldı.

CIA ile münasebeti kestim

Ben Amerikalılar'la olan bu münasebeti kestim, 2 ay para almadım. Amerikalılar'ın İstanbul teşkilâtına emir verdim dedim ki, sureti kat'iyede Amerikalılar'dan para almıyacaksınız. Amerikalılar'ın servis şefini daireme çağırdım, kat'i talimat verdim. Dedim ki; hiçbir memurumuzla temas etmiyeceksiniz, hiçbir memurumuza para vermeyeceksiniz. İcap ederse müşterek bir operasyon yaparsak, müşterek operasyonun masrafını ben tahakkuk ettirir sizden isterim. Fakat onun dışında ben size kat'i bir neticeyi bildirinceye kadar hiç kimse ile temas etmiyeceksiniz, para vermeyeceksiniz dedim. Amerikalılar bundan memnun oldular. Bizim istediğimiz de zaten bu idi, dediler. Belki bunu o esnada vaziyetlerini kurtarmak ve yaptıkları işin bir devletin izzeti nefsini rencide eden bir iş olduğunu hissettirmemek için bu tarzı kabul etmiş göründüler. İşte o andan sonra bir iki ay elimizdeki o para ile idare ettim. O sene Tahsisat-ı Mesture'ye ufak bir münakale de yapılmıştı. Bu tarihten sonra Amerikalılar'la bizim teşkilâtın doğrudan doğruya temasını kestik. Mektebe devam ettik, fakat onlara tediye yaptırmadık. İstanbul teşkilâtı ile İstanbul Milli Emniyet Servis Şefi Amerikalılar'dan para alırdı, onu sarfederdi. Bunu önledik, Yeşilköy'de kendilerinin kurduğu bir soruşturma servisi vardı, onların da alâkasını kestik. Ve siz bizim memurumuzsunuz, Amerikalılar'la alâkanız yok, dedik ve bu suretle devam ettirdik. Bu elimize geçen parayı da bu uğurda ve bu esnada harcadık. Ve önümüzdeki yılın tahsisatını da artırdık. Zaten 75-85.000 lira olarak devam edegelen tahsisatı bundan sonra 140.000 liraya kadar çıkarabildik. Yani her ay bizim Milli Emniyet Servisi'ne vermekte olduğumuz bir tahsisat vardır. Ben bu işe başladığım zaman 70-80 bin lira idi, sonra 140-170 bin liraya kadar çıkardık. Ve bu suretle elimizdeki bu paralarla bu işi idare ettik. Huzurunuzda, affınıza mağruren söylüyorum, devletin hakikatı halde orada zedelenmekte olan haysiyetini kurtardık. Bu doğrudan doğruya orada servis başında bulunan zatın günahı idi. Zaten kulağımıza da bir takım şikâyetler gelmekte idi.

BAŞKAN- Amerikan Servisi'nin başında bulunan zatın günahı mı, yoksa Behçet Türkmen'in günahı mı?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Behçet Türkmen'in günahı. Amerikalılar bu kadar işin içine nüfuz etmişti. Ve zaten servisten ayrılmasının başlıca sebebini bu hali teşkil etmekte olduğunu zannediyorum. Daha başka bir malûmatım yoktur.

ÖRTÜLÜ ÖDENEK DAVASI

ESAS: 1960/21 ÖRTÜLÜ ÖDENEK DAVASI (SEKİZİNCİ OTURUM) (22/12/1960 Perşembe) Açılma saati: 10.15

YÜKSEK ADALET DİVANI BAŞKANI : Salim Başol, üyeler: Selman Yörük, Ferruh Adalı, Hıfzı Tüz, Hasan Gürsel, Nahit Saçlıoğlu, Vasfi Göksu, Nahit Hatipoğlu, Mehmet Çokgüler

YÜKSEK ADALET DİVANI BAŞSAVCISI : Altay Ömer Egesel. YARDIMCILAR: Fahrettin Öztürk, Faruk Siret Değermen, Salim Ertem, Orhan Erdoğan, Süleyman Taşar, Niyazi Kırdar, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzün, Turgut Lüleci, Avni Yurtsever,

ZABIT KATİBİ: Ahmet Bayrak

Necmi Ener BAŞKAN- Sanıklar getirildiler, bağlı olmıyarak yerlerine alındılar, müdafiler hazır, açık olarak duruşmaya devam olundu. (Kurul değiştiğinden geçen tutanaklar okundu).

BAŞSAVCI- Tezkeremiz cevabı geldi. 957 yılında altı ay kadar müddetle sanık Ahmet Salih Korur, Millî Emniyet Başkanlığı yapmış, bu itibarla bundan evvelki oturumda ibraz edilen vesika 953 yılının Nisan ayının başlarına ait idi. O senelerde kendisinin böyle bir Millî Emniyet Başkanlığı bulunmadığına göre 261 bin küsur liranın hesabını vermekle mükelleftir ki, bu hususta başka bir müdafaası da bulunmadığına göre, bu mütalâayı beyanda bulunması bahis konusu olamaz. Sonra, bunu takdim ederiz.

BAŞKAN- Bu var. Bir de esas hakkındaki iddia vardır.

BAŞSAVCI- Efendim, takdim edeceğiz. Fakat şimdi her halde Ada'da kalmış olacak.

BAŞKAN- Geldi diyor. Fakat buraya getiremedik, Heybeliada'da kalmış olacak, diyorlar. Bu 261 bin küsur liranın Millî Emniyet'ten size iadesi 1953 yılı Nisan ayının içinde oluyordu. Halbuki, Millî Emniyet Başkanlığı'nda bulundum, binaenaleyh aldım, sarfettim demiştiniz. Millî Emniyet Başkanlığı'nda bulunup bulunmadığınız ve bulunmuş iseniz bulunduşunuz tarih soruldu. Gelen cevapta 1957 yılında 6 ay bulunduğunuz bildiriliyor. Araya 4 sene bir fasıla girmiş. Gelen 261 bin küsur liranın geldiği gibi sarfı bahis konusu olamaz deniliyor. Sonra okuyacağım münderecatını.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Vesika doğrudur, vesikaya bir itirazım yok, sayın Başsavcının buyurdukları veçhiledir. Yalnız bu para Millî Emniyetin parasıdır ve Millî Emniyet mevzuunda sarfedilmiştir. Bunun mahalli sarfını da yüksek huzurunuzda arz edebilirim. Tensip ederseniz sayın Başsavcı birisini emrederler ona izah ederim, o da bilâhare Yüksek hey'etinize arz ederler veyahutta beş on dakikalık bir gizli celsede arz edeyim. BAŞSAVCI- Bir açıklamada bulunacaklarsa gizli oturum yapılmasına biz de taraftarız. BAŞKAN- Gereği görüşüldü: Sanık Ahmet Salih Korur'un 261.000 küsur liranın sarf sureti hakkındaki bildireceği malûmatın gizli oturumda yapılmasına oybirliği ile karar verildi ve salon boşaltıldı.

(Dinleyiciler salondan çıkarıldılar.)

Başbakan Adnan Menderes tarafından CIA ile irtibatları araştırmak için görevlendirilen MAH'ın ilk sivil müsteşarı Ahmet Salih Korur mahkemede MAH'ın hemen bütün Batı Avrupa ülkeleri ile para ilişkisi içinde olduğunu tesbit ettiğini anlatıyordu.

Ahmet Salih Korur'un, Salim Başol başkanlığındaki Yassıada Mahkemesine verdiği ifadede, MAH, yani MİT, yalnızca Amerikalılara değil, neredeyse bütün Batı Avrupa ülkelerine para karşılığı hizmet veriyordu. "İngilizlerden alınana baktım, ayda 30 bin lira. Fransızlardan alınan ayda 7-8 bin lira, İtalyanlardan alınana baktım, ayda vasati 4 bin liranın etrafındadır."

İtalyanlarla Fransızlar, ABD ve İngiliz istihbarat servisleri gibi parayı direkt ajanlara vermiyor, servis merkezine gönderiyordu. Ve, "Memurlara doğrudan doğruya maaşlarını verdikleri için, bizim memurları kendi memurları gibi kullanmaktadır. Dinleme servislerindeki memurlarımız da Amerikalıların elinde. Bilhassa telefon servisleri ve Beyoğlu'ndaki bir nokta. Bu vaziyeti böyle tesbit edince, geldim başvekile söyledim."

MAH, sadece Amerikalılardan mı para alıyordu? Ahmet Salih Korur'un ifadelerine baktığımıza bu sorunun cevabı "hayır"dır. Başka ülkelerden de hizmet karşılığı para alıyordu teşkilat:

"Amerikan İstanbul servisinin başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip ve doğrudan doğruya onlardan hesap almakta ve iş istemekte olduğu için memurların izzeti nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi. Verilen para, ayda yüz bin liranın etrafında idi. İngilizlerden alınana baktım, ayda 30.000 lira, Fransızlardan ayda 7-8 bin lira, İtalyanlardan alınana baktım ayda vasati 4.000 liranın etrafındaydı."

Teşkilat nasıl bu hale geldi?

Adnan Menderes, ülkenin en önemli ve tamamıyle dış etkilerden uzak durması, devletin ve milletin geleceğinin hür olması için çalışması gereken kurumun, böylesine bağımlı olmasına inanamıyor ve müsteşar Ahmet Salih Korur'a soru üstüne soru yağdırıyordu. Teşkilat nasıl bu hale geldi?

Temeli yüzyılı aşan ve dünyanın birçok yerinde yaptığı faaliyetle en gözde jurnal teşkilatı olan MAH, nasıl bu hale geldi? MAH'ın birden çok ülkeye bağımlı hale gelmesinin sebebi sadece ekonomik olarak açıklanamazdı. Çünkü bu teşkilatın kurucuları ve mensupları aylarca hatta yıllarca dünyanın muhtelif bölgelerinde ve en ağır iklim koşulları altında maaşlarını alamadan, aç ve susuz bir halde faaliyetlerine ara vermemişlerdi. Özellikle Rumeli, Hicaz eyaletleriyle Kafkasya, Türkistan ve Batı Avrupa'daki faaliyetlerinden dolayı dünyanın en gözde istihbarat servisleri arasında yer alıyordu.

Hükümet: Bu durum tasvip edilemez

"Ve nihayet senede 1-1,5 milyon liraya kadar bir fark olacak. Bu para bakımından bizim Milli Emniyet Teşkilatı'mızın diğer devletlerin milli emniyet teşkilatlarının emri altına girmesi ve onların emri altında çalışması gibi bir vaziyet hükûmetimiz için elbette tasvip edilemez. Bunu tasvip etmediler. Derhal bu münasebeti sureti nazikanede ederek bu parayı bütçeye koyalım dediler, önümüzdeki sene için. O sene nasıl idare etmek mümkünse edelim. Gelecek sene bütçesine para koyalım dediler. Zaten 1957 senesinden sonra da Tahsisat-ı Mesture'nin birden bire artışının sebebi de budur. 2-2,5 milyondan 4,5 milyona çıkarıldı. Ben Amerikalılarla olan bu münasebeti kestim, iki ay para almadım. Amerikalıların İstanbul teşkilatına emir verdim, servis şeflerini daireme çağırdım, kat'i talimat verdim. Dedim ki: 'Hiçbir memurumuzla temasa geçmeyeceksiniz, hiçbir memurumuza para vermeyeceksiniz. İcap ederse müşterek operasyon yaparsak, operasyonun masraflarını tahakkuk ettirir, sizden para isterim. Fakat onun dışında ben size kat'i neticeyi bildirinceye kadar hiç kimse ile temas etmeyeceksiniz, para vermeyeceksiniz.' Amerikalılar bundan memnun oldular. Belki bunu o esnada vaziyetlerini kurtarmak ve yaptıkları işin bir devletin izzeti nefsini rencide eden bir iş olduğunu hissettirmemek için bu tarzı kabul etmiş göründüler."

27 Mayıs neyin karşılığı?

Aylardır Yassıada mahkemesine anlatmaya çalıştıkları bu idi. Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz, bu maaşını görev süresi boyunca Kızılay'a bağışlayan Adnan Menderes'in tahsisat-ı mesturenin parasına göz dikeceği, hem de "cımbız aldırmak" gibi çok ucuz şeyleri bu bütçeden alacağı akla gelmezdi.

Yassıada'da ihtilal mahkemesinde bu sırların ifşa edilmesi o tarihlerde ABD'den başka kimsenin işine yaramayacaktı. Mahkeme heyetinin sırların açıklanması için ısrarı akla bazı sorular getiriyordu. ABD acaba bununla şu mesajı mı vermek istiyordu:

"Bizim çarkımıza çomak sokanların akıbeti budur!"

'CIA parasını 1957'de kestik'

BAŞKAN- Peki, 261 bin lirayı 1953 senesinin nisan ayı içinde almışsınız. Halbuki, biraz sonra açık celsede okutacağım bir yazı geldi. Sizin durumunuzu veriyor. "Başvekâlet Sabık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, müsteşarlıkta vazife gördüğü müddetçe 18/4/1957 tarihinden 21/Kasım/1957 tarihine kadar Millî Emniyet hizmetinde Başkan vekili bulunduğu kayden anlaşıldı. Başvekil namına Müsteşar Hilmi İncesulu" Şimdi, 1957 senesinin Nisanı'nda. Siz 1953 Nisanında aldığınıza göre 4 senede 261 bin liralık tasarruf nereye gitti.

Para alınmasını önledim

SANIK AHMET SALİH KORUR- Bendeniz bu 261 bin lirayı ayrı bir para olarak muhafaza ettim, vermedim. Bu, günlük bir sarfiyat değildi. Bunu Amerikalılar veya İngilizlerle münasebetimiz kat'edilirse onlardan gelecek olan varidat kesilirse sarfedilsin diye ilk Reis tarafından yapılmış tasarruftur bu. Bunu biz fiilen kestik, 1957 senesinde fiilen kestik.

BAŞKAN- Bu söylediklerinizin sıhhatini nasıl tesbit edelim? Meselâ doğrudan doğruya...

SANIK AHMET SALİH KORUR- Gayet açık arz edeyim: Millî Emniyet hizmetinde evvelâ hizmet reisine itimat edeceksiniz. Bu, bir, İkincisi; gayet samimi arz ediyorum, şimdi ismini hatırlayamıyorum, o zamanın Mektep Müdürüne ve o zamanın Milli Emniyet Şefi ki; kendisi emekli bir bahriye zabiti idi. Onun da ismini hatırlamıyorum, bunlardan iki tanesi çağırılıp sorulursa, vaziyet ne idi ve ben işe başladığım zaman para alınmasını nasıl önledim, bunlar sorulursa sarahaten cevapları alınır.

Maaşlarınızı biz vereceğiz

BAŞKAN- Doğrudan doğruya Amerikalılarla münasebeti kesin, maaşlarınızı biz vereceğiz dediğinizi Mektep Müdürü, İstanbul Milli Emniyet Hizmet Başkanı'ndan demek tahkik edebiliriz, bu iki zat söyleyebilir?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet efendim, onlar bilir. Ben tamamen kestirdim. Ne Amerikalılardan, ne İngilizlerden ve ne de Fransızlardan para aldırmadım. Siz doğrudan doğruya Türk Millî Emniyetinin emrindesiniz, oradan para alacaksınız, dedim. Benden sonraki vaziyet nedir, bilmiyorum.

BAŞKAN- Bu cihetin kayden tesbiti mümkün müdür?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Mümkün değildir. Yüzde yüz emniyet edeceksiniz.

BAŞKAN- Demek kayden tesbiti mümkün değil. Yani böyle yazı ile tevsik etmek mümkün değildir.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet efendim.

BAŞKAN- O zaman Mektep Müdüründen sorulacak.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Tesbit edilen tarihte Mektep Müdürü kim ise bilir.

BAŞKAN- Yeşilköy'deki Mektep...

Masraflar ortak

SANIK AHMET SALİH KORUR- Hayır. Bu mektep Boğaziçi'nde idi. O zat şimdi İstanbul'da yine vazifededir. Bunlar bu ıstırabı çeken insanlardır ve benim de nasıl mücadele ettiğimi bilirler ve hatta ayrılmamı dahi istememişlerdi.

BAŞKAN- Zamanın mektep müdürü burada demek. İstanbul Millî Emniyet Reisi de Bahriye Subayı idi. Sorulabilir. Bir de Yeşilköy Soruşturma...

SANIK AHMET SALİH KORUR- Orada bir takım Polonyalıları, o lisanı bilenleri istihdam ederlerdi.

BAŞKAN- Ondan sonra başladı mı?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Ondan sonra müşterek hizmet masrafı olarak işe başladık. Yani muayyen para değil de, muayyen müşterek hizmetlerin masrafı, bilfarz İran hududunda bir Kürt harekâtını müştereken takip ediyoruz, bunun masrafı ne yapıyor? 15 bin lira. 7500 lirasını onlar veriyorlardı, 7500 lirasını da biz veriyorduk.

MENDERES: ÖNLEMEYE ÇALIŞTIK

BAŞKAN- Böyle midir, Adnan Menderes?

SANIK ADNAN MENDERES- Böyledir Beyefendi. Yavaş yavaş yardımları kestik. Bu yardımlar şöyle başlamış: Servisler arasında irtibatlar tesis etmek; birbirlerine malûmat vermek suretiyle müştereken çalışılıyor. Bunun badi olduğu külfeti karşılamak üzere yavaş yavaş irtibat temin etmişler. Bunun Behçet Türkmen'in terviç etmiş olduğu anlaşılıyor. Müsteşarın dediği gibi, bu okul ve dinleme meselesi falan kulağımıza geldi, işittik. Yine müsteşarın dediği gibi, önlemek de istedik. Esasen kendisini "bu servise gir de, orada neler cereyan ediyor, gayesini bir anla" diye vazifelendirdiğimin sebebi budur. Neticeyi aldıktan sonra keselim. Amerikalıları darıltmayalım, daimi surette servis olarak yardımlarına muhtacız, bizim servise mensup olan memurlar doğrudan doğruya Amerikalılardan para alıyor gibi bir vaziyete düşmeği önleyelim dedim. Bize yapacakları yardımı malzeme olarak yapsınlar, teknik malzemeleri çok fazladır, bizim servisin bu malzemeye ihtiyacı vardır. Bu yolda yardım yaparlarsa memnun oluruz. Bu, haysiyete dokunacak bir nokta teşkil etmez, şeklinde görüştük ve bu suretle idare ettik vaziyeti.

Lübnan'da iç savaş arifesi, Suriye'nin Baas hareketinin tehdidi altında olması ve bazı kuzey Afrika ülkelerindeki bağımsızlık hareketleri, CIA ve İngiliz İstihbarat servislerinin "görev ve ilgi alanı"na giriyordu. Bu ülkelerin Ak Deniz'i hilal gibi çevrelemesinden dolayı olası rejim değişiklikleri Batı'nın çıkarlarına büyük zararlar verecekti. Bu hilalin renginin "Kızıl ve kızıla yakın" olması Batılı ülkeleri tümden endişelendiriyordu. Ancak Türkiye'nin Batının savunma ittifakına dahil olması, bu ülkelerin bölgedeki faaliyetlerini kolaylaştırıyordu.

Yapılan istihbari faaliyetler sonucunda, bir yandan Batum'a ajan sevkine karar veriliyor ve düzenli olarak "Batum gediği"nden Sovyetler Birliği içlerine ajanlar gönderiliyordu. Diğer taraftan Ak Deniz'in kalbi konumundaki Lübnan'da da çok büyük adımlar atılıyordu. Türkiye'ye ve Türklere yakın olan dönemin Lübnan Başbakanına 50 USD veriliyordu. Tabi bu servet edinmesi için verilmiyordu. Lübnan ve Cezayir'de bu paralar harcanacaktı.

Suriyeli Bakana 50 bin dolar

CIA, MAH'ı kullanarak Suriye'ye de el atacaktı. Annesi Türk olan bir Suriyeli bakan ikna edilip 50 bin dolar civarında bir para da ona veriliyordu. Çünkü Suriye ordusunda Sosyalist düşünce geniş bir taraftar kitlesi bulmuş ve sol darbenin eli kulağında idi. Ancak nedense Suriye hükûmeti bir türlü bunun farkına varamıyordu. Daha sonra Suriye'de bir darbe olacaktı. Ancak tam Sovyetik değil, Arap milliyetçiliği ile beslenen ırkçı, faşist bir sol darbe olacaktı.

CIA bunlarla da yetinmeyecekti. 1638'den bu yana Türkiye ile hiçbir sürtüşme yaşamayan İran topraklarında da faaliyet gösterilecekti. Bir yandan Şah rejimine müttefik davranılırken, diğer yandan da İran'daki ayrılıkçı hareketler korunur şekilde takip ediliyordu.

Ahmet Salih Korur'un Yassıada mahkemesindeki Örtülü Ödenek davasının 22 Aralık tarihindeki gizli oturumunda verdiği ifade bunu doğruluyordu:

"... Müşterek hizmet masrafı olarak işe başladık. Yani muayyen para değil de, muayyen müşterek hizmetlerin masrafları bilfarz İran hududunda bir Kürt harekatını müştereken takip ediyoruz, bunun masrafı ne yapıyor? 15 bin lira. 7500 lirasını onlar veriyordu 7500 lirasını da biz veriyorduk."

Peki MAH'ın 27 Mayıs Darbesine kadar CIA'dan ne kadar para aldı? İngiltere, Fransa, İtalya gibi "dost ülkeler"den ne kadar aldı?

Bu konuda herhangi bir rakam söylemek imkansızdır. Çünkü, istihbarat servislerinin harcama kayıtları olmaz. Tamamen servis başkanının inisiyatifine bırakılmış bir durumdur. Sadece alınan paralar ve harcamalar şeklinde kayıt tutulur ve bu kayıt da yıl sonunda imha edilir. Bazı başkanlar döneminde ise bu bir yıldan daha kısa sürede, bazen de ay sonunda harcama kayıtları imha edilir.

İzmir Fuarı'nda casus oyunları

İzmir Fuarı, Soğuk Savaş süresince hep polisiye filmlerine taş çıkarttıracak olaylara sahne oluyordu. Fuar süresince Japonya'dan Libya'ya Amerika'dan İspanya'ya kadar birçok ülkenin ajanları İzmir'e üs kuruyordu. Fuarın NATO üyesi bir ülkede olması ve ABD ajanlarının Türkiye'de ellerini kollarını sallayarak dolaşmasından dolayı Batılı istihbarat servislerinin bu fuarda daha "karlı iş" yapmaları tabii idi. Ve her fuar süresince Varşova Paktı üyesi ülkelerin ajanları ile NATO üyesi ülkelerin ajanları kedi fare oyunu oynuyorlardı. Bu oyun öyle bir hale gelecekti ki, İzmir Fuarı, başta KGB olmak üzere Yugoslav, Bulgar ve Macar istihbarat servislerinin ajanları için bir staj alanı olacaktı. Emekli bir MİT personelinin anlattıklarına göre, "Kore, Hindistan ve Çin Halk Cumhuriyeti ajanları da İzmir Farı'nda staj yapmaya" geliyorlardı.

MAH NASIL CIA KONTROLÜNE GİRDİ?

Milli Emniyet Teşkilatı ile CIA nasıl içiçe girmişti? Daha doğrusu nasıl olmuştu da MAH böylesine en küçük birimine, sıradan ajanına kadar CIA'nın kontrolü altına girmişti? II.Dünya Savaşı sonrasında Sovyet rejimi Stalin patronajlığında yeni bir yayılmacı stratejiyi uygulamaya koyuyor ve karşılığında Batı Bloku atağa geçiyordu. Stalin, Boğazlar konusundaki emellerini açıkça ifade edince, ABD ve NATO atağa geçiyor, Türkiye'yi bu pakta dahil ediyordu. Türkiye'nin NATO'ya girmesinden sonra ilişkiler hızla gelişerek, ortak savunmayı aşıyor, ortak istihbarat ve istihbarata karşı koymaya varıyordu. Ancak her zaman olduğu gibi bu ortaklıkta da ekonomik olarak güçlü olanın belirlediği kurallar geçerli oluyordu. ABD ve İngiliz istihbarat servisleri Türkiye içerisinde o kadar ileri seviyede egemen olmaya başlamışlardı ki, Türk vatandaşlarını bile polis, jandarma veya MAH'a sormadan gözaltına alıyor ve sorgulama yapıyorlardı. Bununla da yetinmeyip bazı riskli operasyonları Türk güvenlik güçleri ve istihbarat servisine yaptırıyorlardı. MAH ile CIA ilişkileri de bu meyanda şöyle gelişmişti: İlk önce servisler arası irtibatlar tesis etmek ve istihbarat alışverişinde bulunmak. Zamanla bu ilişki hızlanacak ve CIA, MAH'ın merkezinde, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde büro açacak kadar ilerliyordu. Amerika ve Batı Bloku'nun bölgedeki çıkarlarını zedeleyebilecek her türlü girişim ve gelişmeyi engelleyebilmek için ortak operasyonlar düzenleniyor veya Sovyetlerin içlerine ajanlar, provokatörler gönderiliyordu. Bunun yanısıra Sovyetlerin bölge ülkelerindeki faaliyetlerini engellemek, gelişen sol dalgayı bertaraf etmek için değişik Arap ülkelerinde karşı faaliyetlerde bulunmak gerekiyordu. Tüm bunlar için oluşan maddi ihtiyaçları ABD ve İngiltere karşılıyordu. Behçet Türkmen'in MAH başkanlığına atanmasından sonra bu ilişkiler karşılıklı alış verişi geçim, MAH'ın CIA ve İngiliz istihbarat servislerinin kontrolüne geçmesine sebep oluyordu.

Alınan paranın kaydı olmaz

SANIK ADNAN MENDERES: Şimdi gizli celse akdedilmiş iken bir noktaya işaret edeyim. Zannediyorum, o zamanın Lübnan Başvekiline de bir dolar tediyesinde bulunuldu. O zaman münasebetlerimizin kesilmiş olduğu bir zamandı. Kendisine yardım etmeyi düşündük. Bilmem Müsteşar Bey hatırlıyor mu, her hangi bir kaydı var mı? Zannedersem 50 bin dolardı.

BAŞKAN- Hangi senede?

SANIK ADNAN MENDERES- Zannediyorum 956 veya 957 senelerinde olsa gerek. Bendeniz sadece talimat verdiğimi hatırlıyorum.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet, Lübnan Başvekiline verdik. Bir Suriye Mebusuna da verdik. Ona da bu miktarda bir para ödedik. Bu tarihlerde orada bazı hareketler yapacaklardı. Fakat defterlerde kaydı var mı, yok mu bilmiyorum.

BAŞKAN- Denebilir ki, Türk servislerine, Türk Millî Emniyetine yapılan yardım kesilir. Fakat doğrudan doğruya memurlarımıza yapılan yardım kesilmezde, merkeze yapılabilir. Şekli böyle de olabilir.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Anlıyorum. Bir iki ay bir şey yaptırmadık.

BAŞKAN- Onun tesbiti?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Samimen arzediyorum, izzeti nefsimizi korumak ve karşılarında dik durmak için bir iki ay hiç bir şey istememek lâzımdı.

BAŞKAN- Merkeze veriyordu?

GİZLİ OTURUM BAŞKAN- Salon boşaltıldı ve yalnız görevliler kaldı. Millî Emniyet Hizmetleri Reisliğinden alınıp, Divan Başsavcılığınca ibraz edilen Ziya Selışık imzalı 24/12/1960 tarihli ve Çok gizli işaretli 21-240 sayılı yazı okundu. (Yazı okundu). BAŞKAN- Sizin ifade ettiğiniz şeylerin kaydı hiç yokmuş. Gel bakalım.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Sayın Başkanım, kayıt meselesi değil, bu paralar Reis tarafından tevdi edilir ve Reisin verdiği paralar sarfedilir.

BAŞKAN- Görüyorsunuz yok?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Benim söylediğime cevap teşkil etmiyor. BAŞKAN- Tekrar okuyacağım.

(Tezkere tekrar okundu).

SANIK AHMET SALİH KORUR- Olamaz sayın Başkanım.

BAŞKAN- Olurmuş. Bakınız, yazıdan okuyorum. "2- Ahmet Salih Korur'un Başkanlığa Vekâlet ettiği zamanda da müşterek çalıştığımız dostlardan eskiden olduğu gibi müşterek hizmetler mevzuunda yardımlar devam ettiği kayıtlardan anlaşılmaktadır." Halbuki siz dediniz ki, bir müddet almadım.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Bir müddet kesilmiş ve sonra yavaş yavaş yeniden başlamıştır. Eskiden olduğu miktardan daha az miktarda olmak üzere yavaş yavaş arttırılmıştır, demiştim.

BAŞKAN- "3-Riyaset Okuluna bu müddet zarfında örtülü ödenek veya mutad dışı bir yardım yapıldığına dair bir kayda rastlanmamıştır." Yani 261 bin liradan Riyaset Okuluna bir sarfiyat yapılmamıştır. Ne diyorsunuz?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Merkezdeki gelir kaydı, Reisin tevdi etmiş olduğu paraların kaydıdır. Reis topladığı paraların şu kadarı tahsisatı mestureden, şu kadarı falan yerden diye topladığı paraları alâkalı dairesine tevdi eder, onlar da dağıtırlar. Fakat hangi Milletten ne alınıyor, onu onlar bilmezler.

AMERİKALILARDAN 1,5 MİLYON LİRA ELDEN ALDIM

SANIK AHMET SALİH KORUR- Lübnan'daki bir dosta yapılan para hususunu kendileri bilmezler. Şimdi; bir misal daha arzedeyim sayın Başkanım. Bu 261 bin liranın ehemmiyeti yoktur, 1.5 milyon lira aldım elden. Şimdi arzediyorum; bu Milli Emniyet defterlerinde yazılı değildir.

BAŞKAN- Alındığı, sarfedildiği yazılı değildir.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Değildir. Ben 1.5 milyon lira para aldım, imzamla Amerikalılardan aldım. Bugün Amerikalılara sorulsa 1.5 milyon lira verdim diyemezler. Ben bu 1.5 milyon lirayı aldığım gibi mahalline sarfettim. Mahalli sarfını da söyleyebilirim.

BAŞKAN- Şimdi, 1.5 milyon lira alınınca bir yere gelir kaydetmez misiniz?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Etmem sayın Başkanım.

MAH ajanlarının mahkemeye verdikleri ifadelerde teşkilatla yabancı servislerin ilişkileri o kadar ileri boyuta varmıştı ki sanki uluslararası bir örgüt halini almıştı. 3 Ocak 1961 tarihli 10. oturumun gizli celsesinde Ahmet Salih Korur'un MAH'tan gelen ajanlara hitaben şunları söyleyecekti:

"Teşkilatın Amerika ve diğer dost ülkelerle olan münasebetlerini sizlerden öğrendim. İstanbul'da Amerikalılar'la olan münasebetlerinizi ve Amerikalılar'ın kimlere para verdiğini ve ne şekilde verdiğini sizlerden öğrendim. Amerikalılar namı hesabına para verilmesi bizim izzeti nefsimizi rencide ettiğinden sizlerin telkinleriniz üzerine ben bu işle meşgul oldum. Elbette bu paranın bir kısmı merkeze veriliyor, merkez de sizlere gönderiyor. Bir kısmı da orada kendilerinin tuttuğu, ayrıca aylıklarını verdikleri birtakım yerler vardı. Bunları peyderpey keselim dedik. Bu kararın verilmesini bendenize telkin eden Arif Bey'le Rahmi Bey'dir. Bu iki arkadaştan aldığım telkin üzerine bunu yaptım, zamanın başvekiline bu noktayı arzettim. Nihayet ayda 150 bin lira, senede şu kadar milyon eder, önümüzdeki sene bunu telafi edelim dedik. Bundan sonra yalnız merkeze gidiyor, merkezden tekrar vilayetlere geliyordu. Halbuki daha önce direkt şahıslara ve Emirgan'daki okula veriliyordu."

Emirgan'daki okul

Emirgân'daki okul neydi? Ne iş yapıyordu? Yeni ajanlar mı yetiştiriyordu yoksa, meslekiçi eğitim okulu muydu? Bu soruların cevabını da aynı celsede ifade veren okul müdürü Arif Koral'dan dinleyelim:

"Okul, parasını Amerikan (İstihbarat) servisinden alırdı. İstanbul Teşkilâtı'nın müstakil diğer grupları da parayı Amerikan servisinden alır ve mahsubunu da Amerikan (İstihbarat) servisine yapardı. Ben okul müdürlüğünü deruhte ettikten sonra gerek teknik ve gerekse psikolojik bakımdan birçok mahzurlarını gördüm ve Ahmet Salih Bey'den evvelki ilgililere arzettim. Ahmet Salih Bey gelince, kendisine maruzatta bulundum, dedim ki, 'hatalı bir yoldayız, sevki idare kabiliyetini kaybediyoruz, bilhassa istirham ederim. Grupların yahut yalnız benim tahsisatımı diğer merkez teşkilatı gibi riyasetten gönderin.'

Kendisi ne zamandan beri bu ilişkinin devam ettiğini, neden olduğunu sordular, ben de bilemediğimi arzettim. Hatalarını söyleyin dediler, dilimin döndüğü kadar söyledim. Kendileri gayet makul karşıladılar. Ve Ankara'ya döner dönmez bu duruma son vereceğini söylediler. Ve bir süre sonra artık tahsisatımız riyasetten geldi."

Gereği düşünüldü

Ahmet Salih Korur'un kestiği bu ilişki daha sonra yeniden kuruluyor. Korur, vekaleten yürüttüğü bu görevi bıraktıktan sonra göreve gelen Hüseyin Avni Göktürk CIA ile yeniden aynı ilişkileri kuruyor. Hem de Korur döneminde alınmayan paraları da istiyor CIA'dan... ABD'nin Ankara'daki elçilik binasından çıkan dikkat çekmeyen sıradan bir araba ve içindeki üç kişi, MAH müsteşarının bulunduğu binaya doğru yol alır. Araç binanın önüne geldiğinde, takım elbiseli iki kişi ellerinden çantalarla arabadan inerek binadan içeri girerler. Binadan çıktıklarında ise ellerinde çantalar yoktur... Bu olayı kimler mi biliyor? Başta Mazhar Eymür ve Emin Çobanoğlu olmak üzere o dönemin bütün üst düzey görevlileri bu olaydan haberdardır. Ve Yassıada Mahkemesi'nin örtülü ödenek davası 2 Şubat 1961 tarihinde yapılan 13. oturumunda alınan karar gereği "Anayasa'yı ihlal" davası ile birleştirildi. Aynı davadan Ahmet Salih Korur beraat etti...