Siyaset7 Kasım 2004 00:00
Türk ve Türkiyelilik Üzerine! - Özcan Yeniçeri
Türk kültürü hem üst kültürdür hem de en yetkin kültürdür.Bir anlamda etnografik malzeme haline gelmiş olan alt kültür olgularının Türk kültürü karşısında tutunması söz konusu olamaz.Halkın deyişiyle "eşkıya dünyaya padişah olamaz".Eşkıyanın payidar olması nasıl mümkün değilse kabile, klan, aşiret, şıh, şeyh, ağa, bey ya da feodal gibi tarihin gerisinde kalmış etnik grupların milli kültür karşısında tutunması da mümkün değildir.Kaldı ki, Türkiye''de kendisini etnik olarak farklı hissedenlerin bile büyük ölçüde Türk kültürünün kodlarını içselleştirdikleri görülmektedircialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialis
Arap, İngiliz, Fransız, Japon ya da Türk kavramları bir millete mensubiyeti anlatır.
Arabistanlı, İngiltereli, Fransalı, Japonyalı türünden ifadeler ise bireylerin, hangi coğrafyada yaşadıklarını yöneliktir.
Bu bakımdan Arap ile Arabistanlı, İngiliz ile İngiltereli, Türk ile Türkiyeli aynı şey değildir.
Yani İngiltereli olmak ayrı şey, İngiliz olmak ise daha ayrı bir şeydir.
"Türkiyeliyim" demek "Türk''üm" demekle aynı anlama gelmez.
"Hemşehri"nin anlamı farklı akraba olmanın anlamı ise daha farklıdır.
"Milliyet" antropoloji, sosyoloji ve etnoloji özürlülerin sandığı gibi inşa, ikame, inkâr ve ihmal edilecek bir kavram değildir.
Kişilerin ana babalarını seçme gibi bir özgürlüklerinin olmadığı gibi milliyetlerini de seçme özgürlükleri de yoktur.
Türk, Türklüğünü iradesi ile değil yaratılışıyla edinir.
Hele hele Türklük bazı gazeteci ve siyasilerin arzularıyla mübadele konusu olacak bir olgu hiç değildir.
Öyle olsaydı Batı Trakya, Bulgaristan, Kerkük, Kırım, Doğu Türkistan ve bütün Avrasya kıtasında bugün kendisini Türk diye tanıtan insan olmazdı.
Unutulmamalıdır ki, daha dün Bulgaristan''da adından yani Türk kimliğinden vaz geçmemek için ülkesinden vaz geçen binlerce insan sırf bu yüzden Belene kamplarına tıkılmış ve Türkiye''ye göç etmişti.
Hatırlayın Batı Trakya Müftüsüne Yunan Makamları kendisini "Türk" olarak tanımladığı için hapis cezası verdiğini.
Diğer yandan Türk kavramının "biz" ve "öteki" farklılaşmasını ürettiği iddiası haksız, nankör, temelsiz ve zalim bir ithamdır.
Kaldı ki "biz" ve "öteki" farklılaşması için günah keçisi olarak "Türk" kavramını aramaya gerek yoktur.
Zira "biz" ve "öteki" kavramını çelişkiler üretir.
Örneğin, işçi-işveren, kırsal-kentsel, Sünni-Alevi, zengin-yoksul, Doğulu-Batılı gibi doğasında çelişki bulunan unsurlar daha çok farklılaştırıcıdırlar.
Kaldı ki, Türkiye''de kendisini "Türk" hissedenlerin sayısı her türlü araştırmada % 86''ın üzerinde çıkmaktadır.
Böyle bir sosyolojik olgu karşısında kendisini azınlık olarak görenler çoğunluğun kendisini nasıl tanımlayacağını tayin etme hakları da yetkileri de yoktur.
Türkiye''de azınlık haklarına saygı bekleyenler öncelikle çoğunluğun hukukuna saygı göstermeyi öğrenmeleri gerekir.
Siyasetçilerin, gazetecilerin ya da AB destekli medya unsurlarının bu satırların yazarı gibi kendisini Türk hisseden kahır ekseriyete, "Türkiyelilik" üst kimliği tayin etmeleri en hafif tabiriyle had bilmezliktir.
Şimdi devlet erkini bir biçimde eline geçirmiş bir grup milyonlarca Türk''e "üst kimliğiniz Türkiyelilik, alt kimliğiniz de Türk olsun" diyecek ve onlarda buna uygun tavır sergileyerek kardeşlik, eşitlik ve barış üretecekler.
Böyle bir şeye inanmak saçmalığın da ötesinde sosyoloji cahilliğidir.
Bu durum milleti birbirine bağlayan dokunun çözülmesi, barışın bozulması hatta daha da ileri giderek söylemek gerekirse etnik çatışmanın körüklenmesi anlamına gelir! Bu tür değerlendirmeler AB sürecinde milli devleti ve milli unsurları tahrip ederek, bir zamanlar terör örgütlerinin terörist eylemlerle yaratamadıkları etnik ve mezhep çatışmasını yaratmaya yönelik gayretlerdir.
Böyle bir durumda sonuçta Yugoslavya örneğinde olduğu gibi AB''nin ya da ABD''nin müdahalesini tahrik eder.
Bu tür safsata yaklaşımlar etnik, dini ya da mezhep çatışmaları yaratılarak ülkenin etnik temele göre bölünmesine katkı sağlamaktan başka bir amaca hizmet etmez.
Bu bağlamda Türkiye''de egemen toplum, Türkçe konuşan ve Türk kültürü ile yoğrulmuş, kendini Türk olarak hisseden ve aynı dini paylaşanlardan ibarettir.
Türk kültürü karşısında direnebilecek ya da tehdit edebilecek ciddi bir etnik ve azınlık kültüründen söz edilemez.
Türk kültürü hem üst kültürdür hem de en yetkin kültürdür.
Bir anlamda etnografik malzeme haline gelmiş olan alt kültür olgularının Türk kültürü karşısında tutunması söz konusu olamaz.
Halkın deyişiyle "eşkıya dünyaya padişah olamaz".
Eşkıyanın payidar olması nasıl mümkün değilse kabile, klan, aşiret, şıh, şeyh, ağa, bey ya da feodal gibi tarihin gerisinde kalmış etnik grupların milli kültür karşısında tutunması da mümkün değildir.
Kaldı ki, Türkiye''de kendisini etnik olarak farklı hissedenlerin bile büyük ölçüde Türk kültürünün kodlarını içselleştirdikleri görülmektedir.
Bu anlamda din olarak Müslüman, dil olarak da Türkçe konuşan birisinin etnik farklılığı ayrıntıdan ibarettir.
Herhangi bir grubun Türk dünyasına ait olan "nevruz" ya da eski Türk inanç ve geleneklerine ait inanç manzumelerinden farklı bir aidiyet çıkarmaya kalkması boşa sarf edilen gayretlerdir.
Bilindiği gibi Türkiye''de yaşayan Kürtlerin tamamına yakını Müslüman olup aynı zamanda yine çok büyük bir kısmı Türkçe konuşmaktadır.
Şimdi hem Türkçe konuşan hem de Müslüman olan bir Kürt, hangi çok kültürlülüğün Şgüranı olabilir.
Kaldı ki Türkiye''de -keşke Türk kültürü kadar zengin, diri ve büyük bir kültür daha olsaydı- bugün Türk kültürünün karşısında durabilecek bir başka kültür yok ki, çok kültürlülükten söz edilsin.
Batılı kavramlara "mal bulmuş mağribi gibi" sarılırken, bu kavramların onların düşünce sistemlerindeki yerini, amaçlarını, akılcı bir biçimde ortaya koymak şarttır.
Arabistanlı, İngiltereli, Fransalı, Japonyalı türünden ifadeler ise bireylerin, hangi coğrafyada yaşadıklarını yöneliktir.
Bu bakımdan Arap ile Arabistanlı, İngiliz ile İngiltereli, Türk ile Türkiyeli aynı şey değildir.
Yani İngiltereli olmak ayrı şey, İngiliz olmak ise daha ayrı bir şeydir.
"Türkiyeliyim" demek "Türk''üm" demekle aynı anlama gelmez.
"Hemşehri"nin anlamı farklı akraba olmanın anlamı ise daha farklıdır.
"Milliyet" antropoloji, sosyoloji ve etnoloji özürlülerin sandığı gibi inşa, ikame, inkâr ve ihmal edilecek bir kavram değildir.
Kişilerin ana babalarını seçme gibi bir özgürlüklerinin olmadığı gibi milliyetlerini de seçme özgürlükleri de yoktur.
Türk, Türklüğünü iradesi ile değil yaratılışıyla edinir.
Hele hele Türklük bazı gazeteci ve siyasilerin arzularıyla mübadele konusu olacak bir olgu hiç değildir.
Öyle olsaydı Batı Trakya, Bulgaristan, Kerkük, Kırım, Doğu Türkistan ve bütün Avrasya kıtasında bugün kendisini Türk diye tanıtan insan olmazdı.
Unutulmamalıdır ki, daha dün Bulgaristan''da adından yani Türk kimliğinden vaz geçmemek için ülkesinden vaz geçen binlerce insan sırf bu yüzden Belene kamplarına tıkılmış ve Türkiye''ye göç etmişti.
Hatırlayın Batı Trakya Müftüsüne Yunan Makamları kendisini "Türk" olarak tanımladığı için hapis cezası verdiğini.
Diğer yandan Türk kavramının "biz" ve "öteki" farklılaşmasını ürettiği iddiası haksız, nankör, temelsiz ve zalim bir ithamdır.
Kaldı ki "biz" ve "öteki" farklılaşması için günah keçisi olarak "Türk" kavramını aramaya gerek yoktur.
Zira "biz" ve "öteki" kavramını çelişkiler üretir.
Örneğin, işçi-işveren, kırsal-kentsel, Sünni-Alevi, zengin-yoksul, Doğulu-Batılı gibi doğasında çelişki bulunan unsurlar daha çok farklılaştırıcıdırlar.
Kaldı ki, Türkiye''de kendisini "Türk" hissedenlerin sayısı her türlü araştırmada % 86''ın üzerinde çıkmaktadır.
Böyle bir sosyolojik olgu karşısında kendisini azınlık olarak görenler çoğunluğun kendisini nasıl tanımlayacağını tayin etme hakları da yetkileri de yoktur.
Türkiye''de azınlık haklarına saygı bekleyenler öncelikle çoğunluğun hukukuna saygı göstermeyi öğrenmeleri gerekir.
Siyasetçilerin, gazetecilerin ya da AB destekli medya unsurlarının bu satırların yazarı gibi kendisini Türk hisseden kahır ekseriyete, "Türkiyelilik" üst kimliği tayin etmeleri en hafif tabiriyle had bilmezliktir.
Şimdi devlet erkini bir biçimde eline geçirmiş bir grup milyonlarca Türk''e "üst kimliğiniz Türkiyelilik, alt kimliğiniz de Türk olsun" diyecek ve onlarda buna uygun tavır sergileyerek kardeşlik, eşitlik ve barış üretecekler.
Böyle bir şeye inanmak saçmalığın da ötesinde sosyoloji cahilliğidir.
Bu durum milleti birbirine bağlayan dokunun çözülmesi, barışın bozulması hatta daha da ileri giderek söylemek gerekirse etnik çatışmanın körüklenmesi anlamına gelir! Bu tür değerlendirmeler AB sürecinde milli devleti ve milli unsurları tahrip ederek, bir zamanlar terör örgütlerinin terörist eylemlerle yaratamadıkları etnik ve mezhep çatışmasını yaratmaya yönelik gayretlerdir.
Böyle bir durumda sonuçta Yugoslavya örneğinde olduğu gibi AB''nin ya da ABD''nin müdahalesini tahrik eder.
Bu tür safsata yaklaşımlar etnik, dini ya da mezhep çatışmaları yaratılarak ülkenin etnik temele göre bölünmesine katkı sağlamaktan başka bir amaca hizmet etmez.
Bu bağlamda Türkiye''de egemen toplum, Türkçe konuşan ve Türk kültürü ile yoğrulmuş, kendini Türk olarak hisseden ve aynı dini paylaşanlardan ibarettir.
Türk kültürü karşısında direnebilecek ya da tehdit edebilecek ciddi bir etnik ve azınlık kültüründen söz edilemez.
Türk kültürü hem üst kültürdür hem de en yetkin kültürdür.
Bir anlamda etnografik malzeme haline gelmiş olan alt kültür olgularının Türk kültürü karşısında tutunması söz konusu olamaz.
Halkın deyişiyle "eşkıya dünyaya padişah olamaz".
Eşkıyanın payidar olması nasıl mümkün değilse kabile, klan, aşiret, şıh, şeyh, ağa, bey ya da feodal gibi tarihin gerisinde kalmış etnik grupların milli kültür karşısında tutunması da mümkün değildir.
Kaldı ki, Türkiye''de kendisini etnik olarak farklı hissedenlerin bile büyük ölçüde Türk kültürünün kodlarını içselleştirdikleri görülmektedir.
Bu anlamda din olarak Müslüman, dil olarak da Türkçe konuşan birisinin etnik farklılığı ayrıntıdan ibarettir.
Herhangi bir grubun Türk dünyasına ait olan "nevruz" ya da eski Türk inanç ve geleneklerine ait inanç manzumelerinden farklı bir aidiyet çıkarmaya kalkması boşa sarf edilen gayretlerdir.
Bilindiği gibi Türkiye''de yaşayan Kürtlerin tamamına yakını Müslüman olup aynı zamanda yine çok büyük bir kısmı Türkçe konuşmaktadır.
Şimdi hem Türkçe konuşan hem de Müslüman olan bir Kürt, hangi çok kültürlülüğün Şgüranı olabilir.
Kaldı ki Türkiye''de -keşke Türk kültürü kadar zengin, diri ve büyük bir kültür daha olsaydı- bugün Türk kültürünün karşısında durabilecek bir başka kültür yok ki, çok kültürlülükten söz edilsin.
Batılı kavramlara "mal bulmuş mağribi gibi" sarılırken, bu kavramların onların düşünce sistemlerindeki yerini, amaçlarını, akılcı bir biçimde ortaya koymak şarttır.