İstihbarat17 Şubat 2005 00:00

DAMARDAN KUŞATILIYORUZ… - Yıldıray Çiçek

Ankara’da yapılan ve Irak’taki inleyen Türkmenlere sahip çıkma adına gerçekleştirilen “Bir gece ansızın gelebiliriz” mitinginde yürümek isteyen Türkmenlere, sivil polislerin yapmaya çalıştığı psikolojik işkenceler madalyonun diğer yüzünü oluşturmaktadır. Bu iki manzara yan yana getirilince, anlatmaya çalıştığımız  vahim tablo ortaya çıkmaktadır. Miting sonrası yürüyüşe geçmek isteyen Türkmenler ve onlara sahip çıkan vatanseverlere kurulan barikatlar, Türk ve Türkmen bayraklarının kapatılmasını isteyen, ”Burası Türk vatanı değil mi?” diye soranlara “Türk vatanı değil” diye sert sert ve tuhaf cevap veren  polisler,Türkmenlerin haklı davasını duyurmak için yürümek istemelerini “reklam mı yapıyorsunuz” diyen polisler bizzat canlı şahidi olduğum diyaloglardır. Engellenen yürüyüşte, buna benzer birçok diyalog duymak mümkün oldu. Bu manzaraların hiçbiri tesadüf olamaz.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsabilify link abilifymicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

3 Kasım 2002 tarihi ile birlikte Türkiye’ye ve Türkiye’nin dünya milletleri ile ilgili ilişkilerinde milli kimliğimize, milli değerlerimize, milli davalarımıza felaket ve hatta kabus diye tarif edilebilecek belalar bir bir musallat edilmiştir. Şu an Türkiye’de birileri bu belaları def etmeye çalışırken, misyonları icabı birileri de tutkalla ülkenin temeline yapıştırmaya çalışmaktadırlar.



Türkiye’de bugün “milli devlet” sistemine karşı çok planlı ve bilinçli saldırılar yapılmaktadır. Bu dışarıdaki bölücü eliyle değil, bizzat devlet içine yerleştirilmiş, milli bilinçleri  kurumlara girmeden ayıklanmış ya da hiç olmayanlardan yapılan kadrolaşmalarla, Türkiye’nin emniyetinden sorumlu kurumları günümüzde dejenere olarak, çürüme sürecine girmiş durumdadır.

Biz bunu defalarca şahit olduğumuz ve yaşadığımız olaylarla kamuoyuna aktarmaya çalıştık.

3 Kasım 2002 tarihi ile birlikte Emniyet kurumlarındaki eylemler, söylemler değişmeye başlamıştır. Bunu genelleme yapmak mümkün değil ama ön plana  çıkan – maalesef - bu değişikliğin yansıdığı manzaralardır.

Geçtiğimiz yıllar Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin Ankara temsilciliği önünde eylem yapan vatanseverlere, emniyet mensupları tarafından yapılan şiddetli müdahale ve olayların ardından bir Emniyet yetkilisinin "KYB temsilcilik binasının, bir saldırı halinde yabancı ülke toprağı sayılan alanlar içinde olduğunu ve böyle yerlerde polisin silah kullanabileceğini" ifade ettiği açıklamalar hafızalardadır. Kürdistan’ı Ankara’nın göbeğinde kurup, korunması görevinin de  Emniyete verildiğini bu olayla birlikte öğrenmiştik.

Gittiğimiz karakollarda “Bırakın Kürdistan’ı kursunlar, bırakın Kıbrıs’ı satsınlar” gibi cümlelerle siyasi iktidarın hipnozuna girmiş emniyet yetkililerinin vahim halleri, milli davaya sahip çıkanlara karşı gösterdikleri sertlikler, dejenerasyon sürecinin başladığı 3 Kasım 2002 sonrasının adımlardır.

Ülkenin her yerinde İmralı’daki kansız için özgürlük yürüyüşleri, imza kampanyaları, mitingler yapılırken kılını kıpırdatmayan emniyet mensupları, milli davalarımız Kıbrıs, Kerkük, Musul için yapılan miting ve gösteri gibi konularda aldıkları talimatlarla “aslan” kesilmektedirler.

Geçtiğimiz hafta sonu Türkiye’den iki manzarayı buna örnek olarak sunabiliriz. Terör örgütü PKK/KONGRA-GEL'in elebaşısı Abdullah Öcalan'ın yakalanarak Türkiye'ye getirilişinin yıl dönümünde bunu Güneydoğu’da yürüyüşlerle protesto eden bölücülere tanınan serbestlik madalyonun bir yüzünü oluştururken,  Ankara’da yapılan ve Irak’taki inleyen Türkmenlere sahip çıkma adına gerçekleştirilen “Bir gece ansızın gelebiliriz” mitinginde yürümek isteyen Türkmenlere, sivil polislerin yapmaya çalıştığı psikolojik işkenceler madalyonun diğer yüzünü oluşturmaktadır. Bu iki manzara yan yana getirilince, anlatmaya çalıştığımız  vahim tablo ortaya çıkmaktadır.

Miting sonrası yürüyüşe geçmek isteyen Türkmenler ve onlara sahip çıkan vatanseverlere kurulan barikatlar, Türk ve Türkmen bayraklarının kapatılmasını isteyen, ”Burası Türk vatanı değil mi?” diye soranlara “Türk vatanı değil” diye sert sert ve tuhaf cevap veren  polisler,Türkmenlerin haklı davasını duyurmak için yürümek istemelerini “reklam mı yapıyorsunuz” diyen polisler bizzat canlı şahidi olduğum diyaloglardır. Engellenen yürüyüşte, buna benzer birçok diyalog duymak mümkün oldu.

Bu manzaraların hiçbiri tesadüf olamaz.

Türkiye’yi her manada tehdit eden, Irak’taki Türkmenleri arkalarına aldıkları ABD desteği ile yok etmeye  çalışan  Barzani ve Talabani’yi sürekli Ankara’da misafir edip, zırhlı araçlarla ve her türlü emniyet imkanları ile koruyanlar, Türkmenlerin haklı davalarını duyurmada önlerine barikatlar kurdukları gibi, bir de onlara karşı tuhaf tuhaf davranışlar sergilemektedirler.

Bu beylerin amirleri, müdürleri, sizlere sesleniyorum; elemanlarınız yanlış yoldalar. Elinde Kıbrıs, Türkmen ve Türk bayrakları olan genç – yaşlı bütün vatanseverlere “Vatanı siz mi kurtaracaksınız ulan” diyerek, onları aşağılamaya ve küçük görmeye çalışırsanız, her yanda etnik bölücüler kudurmuşken, bu gayri milli tavrı sergilerseniz, ülkemizin geleceği nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?

Türkiye’nin hayati kurumlarına Türkçe konuşmaktan aciz, etnik (Kürtçü) yapılanmada özel seçilmiş kişileri ve Amerika’da yaşayan “papaz, haham” aşkı ile yanan muhteremin adamlarını  kadrolara doldurarak bu işler yürütülemez. Zaten böyle bir yapılanmaya girenlerin gayesi ve hedefi de alenen ortadadır.

         Ben hafta sonu yapılan miting sonrası, tehlikenin kıvılcımlarını,Türk devletini,Türk milletini korumakla mükellef olan bazılarının tavrını bizzat gördüm. Türk milleti ile paylaşmak istedim.

Kesinlikle genelleme yapmıyoruz ama tekrar tekrar söylüyoruz; lekelenmemesi gereken kurumlarımızdaki bazılarının anlayışına dikkat etmesi gerekmektedir.

3 Kasım’dan sonra ülke de olanları baştan sona bir değerlendirin.

Aklı başındaki her Türk yaşananlardan elbet ibretlik dersler çıkaracaktır.

Şerefli rütbeleri şerefliler taşır…Hele mesele Türk’ün şerefi ise…