İstihbarat15 Şubat 2005 00:00

CIA ve ABD olmasa, Başbakan olamazdım! - Hasan Karakaya

Başlıktaki ifade, benim yorumum... Sözün aslı, "CIA ve ABD olmasa, Apo'yu yurda getiremezdik!" şeklinde... Ve de, "azınlık hükümeti"nin başbakanlığından "koalisyon hükümeti"nin başbakanlığına sıçrayan Bülent Ecevit'e ait!..Aynen böyle diyor Bay Ecevit: "CIA ve Amerika olmasaydı, Abdullah Öcalan'ı Kenya'dan alamazdık!"Gerçi biz, defalarca yazdık bunu... Abdullah Öcalan'ın, tam da "seçimler arefesinde" yakalanıp Türkiye'ye "paket servis" şeklinde teslim edildiğini defalarca manşetten verdik!.. Hem, Ecevit de, birkaç defa "itiraf" etti bunu!..coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisrenovation vejle site renovacialis walgreen coupon cialis discount cialis couponoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Ne var ki;
Bazı gazeteler, "Hz. İsa (as)'nın çarmıha gerilme olayı"nı 1500-1600 yıl sonra öğrenip de, "Yahudi'nin yakası"na yapışan bizim "Yeniçeri askeri" gibi; bu olayı da "ilk defa açıkladı" diye sundular!..
Onlara, "Uyanın da balığa gidelim" deyip, gelelim Bay Ecevit'in "yenilenmiş" açıklamalarına:
ÇAĞLAR'IN UÇAĞI!
Haftalık bir dergiye konuşan Bay Ecevit, "Apo'nun yakalanması"yla ilgili olarak, bakın ne diyor:
"Operasyon öncesinde ve sonrasında ABD yönetimi bizimle temasa geçti... CIA ile MİT arasındaki ilişkiler iyi olmasaydı, Öcalan'ı Türkiye'ye getiremezdik!"
Devam ediyor Ecevit:
"MİT Müsteşarı, ABD istihbaratından bir teklif geldiğini bildirdi. Büyük bir gizlilik içinde izin verdik. MİT, Çağlar'ın uçağını kiraladı. Uçak, oradan oraya dolaşmaya başladı. Operasyonun tam bir gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğinde herkes hemfikirdi... Aksi taktirde; hem Amerika güç durumda kalabilir, hem de olay başarısızlığa uğrardı. Uçağın pilotu bile nereye gidildiğini bilmiyordu... Operasyon için Cavit Çağlar'ın uçağı seçildi; çünkü ihale yaptık ve en uygun fiyatı onlar verdi... ABD ve CIA, operasyon karşılığında hiçbir şey istemedi."
ÖCALAN İMRALI'YA
ECEVİT BAŞBAKANLIĞA!

Bunları böylece aktardıktan sonra, şimdi de gelelim, "CIA olmasaydı Başbakan olamazdım" ifadesini başlıkta niçin kullandığıma...
Bunun için, "operasyon" ve "seçim" tarihlerine bakmak yeterli!..
Operasyonun tarihi belli;
16 Şubat 1999...
Seçimin tarihi de belli:
17 Nisan 1999...
Yani operasyon ile seçim arasında, sadece "2 ay" var!..
Bu da, "Ecevit'e doping" için yeterli bir süre!.. Hem doping için, hem de "propaganda" için yeterli!..
Hele hatırlayın o günleri... Ecevit, doğru-dürüst "miting" bile yapmadı... Çünkü, "propaganda" kendiliğinden yürüyordu;
"Apo'yu yakalatan adam!"
Böyle bir propaganda, "terörden çok çekmiş" bir millet için yeterli bir "ikna yöntemi"ydi!..
Sonuçta, "Apo'yu yakalatan adam"a oy verdi millet!.. Partisini, yüzde 22 oyla "1. parti" yaptı ve Ecevit'i, "Başbakanlık" koltuğuna oturttu!..
Bu durumda, "mantık"taki "tümevarım" metodunu uygulayıp, rahatlıkla şunu söyleyebiliriz:
"ABD ve CIA olmasa, Apo Türkiye'ye getirilemezdi!.. Apo Türkiye'ye getirilemese, Ecevit Başbakan olamazdı!.. O halde; ABD ve CIA olmasa, Ecevit Başbakanlık koltuğuna oturamazdı!"
Demek oluyor ki;
Ecevit'i "Başbakanlık" koltuğuna oturtan, "ABD ve CIA"dır!..
Apo'yu paketleyerek!..
Ecevit'i roketleyerek!..
BU "TALEP"LER NE?
Şimdi de gelelim, madalyonun öteki yüzüne...
Bay Ecevit diyor ki;
"Öcalan'ı bize teslim etmeleri karşılığında ABD'nin bizden herhangi bir talebi olmadı!"
Mı acaba?..
Bay Ecevit, belki "unutmuş" olabilir, o halde biz hatırlatalım kendisine...
Önce "Afganistan'a asker gönderme" meselesi!..
Bay Ecevit, ABD elçisi tarafından kendisine sunulan "dosya"nın kapağını bile açmadan, aynen şöyle demişti:
"ABD'nin ikna olduğu her şey, bizi de ikna eder!"
Demek ki, ABD'nin "fatura kesme" metodunda, "peşin tahsilat" yok!..
Baksanıza;
Önce "paket servis" yapıyor, tahsilat ve talebi sonraya bırakıyor!..
Malûm;
O "ikna"dan bu yana "asker" gönderiyoruz Afganistan'a!..
Bir de, "Derviş olayı" var!..
Hele hatırlayın;
MGK'daki "Anayasa kitapçığını fırlatma" krizinin ardından "ekonomik kriz" patlamış ve hemen ardından "kurtarıcı" olarak Kemal Derviş'i göndermişti Amerika!..
Daha sonraları da;
Peş peşe "talep"ler sıralanmıştı!.. Adına "Derviş yasaları" dediğimiz, "15 günde 15 yasa"ları nasıl unutur Bay Ecevit?!?
Şimdi diyor ki;
"Apo'yu teslim karşılığında, ABD'nin bizden talebi olmadı!"
Peki, bunlar ne?..
TÜRBAN'A HAYIR
RUHBAN'A EVET!
Hayır, niyetim; "ıcığı-cıcığı" çıkmış konuları, "temcit pilavı" gibi ısıtıp ısıtıp yeniden önünüze sermek değil!.. Niyetim, zaten barajın dibine "düşen" bir adama, "bir tekme de ben atayım" demek hiç değil!..
Düşmüş, düşeceği kadar!..
Amacım;
"Ecevit örneği"ni verip, "ABD'ye güvenerek" yola çıkan siyasîlerin yaşadıkları "hüsran"ı gündeme getirmek!..
Hiç şüphe yok ki;
ABD'nin "dostluk ve müttefiklik" anlayışında, "almadan vermek" yoktur!..
Daha da açıkçası;
ABD, "sırtına binmeyeceği" bir eşeğin önüne "ot" atmaz!..
Nitekim;
Sürekli, "Türkiye en büyük dostumuz ve müttefikimiz" diyen ABD'nin Dışişleri Müsteşarı Marc Grosmann, 3 gün önce baklayı ağzından çıkardı:
"Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı!.. Gayrimüslimlerin hakları korunmalı!"
Hay hay, emriniz olur!..
"Sipariş"inizi nasıl arzu edersiniz?.. Burada mı yiyeceksiniz, yoksa paket mi yapalım?!?
Bu "talep" elbette tartışılır!.. Ve fakat, lütfen "zamanlama"ya dikkat!..
Düşünebiliyor musunuz;
"Öğrenci affı"nı çıkarma konusunda bile ot yolan, "başörtüsüne özgürlük" konusunda ise "Müslüman"ların talebini yerine getiremeyen bir "iktidar"dan, tam da bugünlerde "ne" isteniyor?!?
"Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı!.. Gayrimüslimlerin hakları korunmalı!"
Görüyorsunuz ya;
"İmam Hatip okulları"ndan hiç bahis yok!.. "Müslimlerin hakları" ise, zaten umurlarında değil!..
Ama, göreceksiniz;
Bu ülkede, bir gün gelir; "Heybeliada Ruhban Okulu" açılır!.. "Gayrimüslimlerin hakları" da korunur!.. Fakat, "Ruhban"a gösterilen tolerans, asla "türban"a gösterilmez!..
Öyle ya;
"Talep"te bulunan "Amerika" olunca, "hayır" demek, kimin haddine?..
Yine göreceksiniz ki;
Bu işin "çöpçatan"lığını da, "kartel medyası" yapacak!.. Evet, "türban"a gelince hayır diyen, "Ruhban"a gelince "evet" diyecek olan kartel medyası!..
Eh; "kartelin dolmuşu"na binecek hükümet de "kamuoyu böyle istiyor" deyip, "evet" dedi mi, işlem tamam!..
"Türban"mış, "ÖSS adaletsizliği" imiş, başka bahara!..
Öyle ya;
"Hukukun gücü" değil, artık "gücün hukuku" geçiyor dünyada!..
Dün, Ecevit'ten "Afganistan'a asker" ve "15 günde 15 yasa" isteyen Amerika, bugün de "Heybeliada"nın açılmasını, "misyoner"lerin ortalığa saçılmasını istiyor!..
Var mı itiraz edecek?..
Dedik ya;
ABD'nin lügatinde, "almadan vermek" yoktur!.. "Kaşık"la verdiğini de; bırakın "kepçe"yi, "kazan"la geri alır!..
Onları "dost" zannedip de "el"ini uzatanın, "kol"unu kurtardığı vâki değildir!..
"El-kol" dedim de aklıma geldi... Amerika'nın "insan"a tahammülü yoktur!.. Onlar, "insan" değil, iplerini ellerinde tutup, istedikleri gibi oynatabilecekleri "kukla"lar ister!..
Irak'ta olduğu gibi!..
IRAK... BUNDAN SONRA?
Malûm, Irak'ta 30 Ocak'ta yapılan "seçim"(!)lerin sonuçları, önceki gün açıklandı...
Sonuçlarını dünkü Vakit'te geniş şekilde okudunuz... Yine de özetleyecek olursak; Ayetullah Sistani'nin önderliğindeki "Şii İttifak"ın oyu yüzde 48.1, Barzani ve Talabani önderliğindeki "Kürdistan İttifakı"nın oyu yüzde 25.7, "ABD kuklası" denilen Başbakan Iyad Allavi'nin oyu ise yüzde 13.8 olarak açıklandı!..
Malûm, "işgalci"lere karşı büyük "direniş" gösteren "Sünni"lerin büyük çoğunluğu, bu seçimi "boykot" etti!.. Evet, "işgal altında seçim olmaz" diyerek!..
Peki, "bundan sonra" ne olacak Irak'ta?..
Hiçbir blokun tek başına parlamento çoğunluğunu elde edememesi sonucu, "bloklar"ın kendi adaylarının "devlet başkanlığı"nı ya da "başbakanlığı" alması pazarlığının başlaması bekleniyor...
Sistani önderliğindeki Birleşik Irak İttifakı'nın; başbakanlık için kendi adaylarından birinde; yani, şu anki geçici yönetimin Maliye Bakanı Adil Abdülmehdi ya da Devlet Başkan Yardımcısı İbrahim Caferi'de ısrarlı olduğu belirtiliyor...
"Kürtler"in de kendi adayları Celal Talabani'nin devlet başkanı ya da başbakan olmasını istediği haberleri geliyor!..
Senaryolara bakılırsa; bir Şii adayın başbakanlık koltuğuna oturması, Talabani'nin de devlet başkanı olması için anlaşmaya varması, uzak bir ihtimal değil!..
Bu arada; Irak'ın kuzeyine giderek Talabani ile görüşen Allavi'nin de; kendi şansını artırmak için Kürtlerle ittifak kurmaya çalışabileceği belirtiliyor!.. Allavi'nin, Kürtlerle anlaşma yapabilmesi durumunda, başbakanlık görevini koruyabileceği söyleniyor!..
ŞİŞİR VE PİŞİR!
Uzun lâfın kısası;
Tam da, "ABD'nin arzuladığı" ve belki de "ayarladığı" bir sonuç!..
Şimdi "pazarlık"lar yapılacak, "denge"ler gözetilecek ve herkesin ağzına "birer parmak bal" sürülecek!..
Düşünebiliyor musunuz;
Dünün "aşiret lideri" denilen Talabani'si; bugün, ya "Devlet Başkanı" olacak, ya da "Başbakanlık" koltuğuna oturacak!..
Allavi, "kullanıldıktan sonra buruşturulup çöpe atılan" bir "peçete" olduğunun herhalde farkında değil ki, hâlâ "koltuk" peşinde!..
Ama, yine de belli olmaz; eğer "son kullanma tarihi" dolmamışsa, "Şii ittifak"ın ezici çoğunluğuna rağmen, yine de "Devlet Başkanlığı" veya "Başbakanlık" koltuklarından birine oturtulabilir!..
Haa, ondan sonra ne olur, "Şii ittifak" nasıl bir tavır alır, orasını ancak Allah bilir!.. "Sünni direnişi"ne, bir de "iç çatışmalar" eklenirse, seyreyleyin gümbürtüyü!..
Zira;
ABD'nin getireceği "demokrasi ve özgürlük" ancak bu kadar olur!..
...........
Her neyse, "seçim tahlili"ni sonraki günlere bırakıp, biz yine başa ve başlığa dönelim...
Ne diyordu Ecevit;
"ABD ve CIA olmasaydı, Öcalan'ı Kenya'dan getiremezdik!"
Yani;
Ecevit de, asla ve kat'a "Başbakanlık koltuğu"na oturamazdı!..
Fazla değil, kısa bir süre sonra, Allavi veya Talabini'den de aynı "itiraf"ları duyacaksınız;
"ABD ve CIA olmasaydı Başbakan/Devlet Başkanı olamazdım!"
ABD'nin değişmez taktiği bu:
Önce şişiriyor, sonra pişiriyor!..
Ahh, bunu bir anlayabilseler!..