İstihbarat12 Şubat 2005 00:00

Millî güvenliiğimiz tehdit altında

Araştırmacı-Gazeteci Ali Rıza Bayzan IQ Yayınları arasında çıkan Küresel Vaftiz kitabının yazarı. Kitap, Dünyada ve Türkiye’de Misyoner Örgütlerin faaliyetlerini deşifre ediyor. Konuyla ilgili araştırmalarını yayınladığı bir özel bir web sitesi var. Bayzan ile; misyoner örgütlerin nasıl hareket ettiklerini, AB-Misyonerlik ilişkisini, Dinlerarası Diyalog stratejisini, Kürt ve Alevi vatandaşlarımıza yönelik faaliyetleri, AKP Hükümeti’nin ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tavrını konuştuk. Milli Güvenlik Kurulu’nun İç Güvenlik Siyaset Belgesi’ne göre de misyonerlik faaliyetleri; yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı olarak tanımlanıyor. Kürtlere ve Alevilere yönelik faaliyetler yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı çalışmalardır. Dünya’nın hiçbir devleti ve hukuku buna izin vermez. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnaproxennatrium site naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilobuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponkamagra link kamagra gel

Röportaj: İslam Arslan

Son zamanlarda Hükümet ve medya tarafından AB’ye girince tüm dertlerimizden kurtulacakmışız havası estiriliyor. AB süreci, ülkemizdeki misyonerler örgütler açısından çok elverişli şartlar sunuyor? Bu Avrupa Birliği hülyası ne derece anlamlı sizce?

- Bağımsız Türkiye Komisyonu’nu oluşturan Akil Adamlar Komisyonu 17 Aralık öncesi bir rapor hazırladılar. Komisyon AB’nin eski devlet başkanları, filozoflar gibi önemli isimlerden oluşuyor. Rapor Türkiye’ye takvim verelim mi, vermeyelim mi tartışması yapıyordu. Bu adamlar ısrarlı bir şekilde diyordu ki, “Türkiye’ye takvim verin. Çünkü Türkiye tarihinin en hızlı değişim sürecini yaşıyor. Zaten tarih verdiğimizde AB’ye girişi 10-15 yıl sonra olacak. Bu 15 yılda da Türkiye olağanüstü bir dönüşüm yaşayacak. Türkiye bambaşka bir ülke olacak.”

AB’dan açık destek

* Fener Rum Patrikhanesi ve Katolikler nasıl davranıyor?

- Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenik sıfatını kullandığı bir toplantı yapılıyor. Türk Dışişleri bürokratlarına “bu toplantıya gitmeyeceksiniz” diyor. Yazılı bir emir de yok. AB bunu da hemen yakalıyor ve diyor ki “Türk Dışişleri, bürokratlarına böyle bir emir vermiştir. Patrikhane’yi ekümenik sıfatıyla tanımak istemiyor.” AB üstü örtülü falan değil, doğrudan destek veriyor. Mesela Türkiye’deki insan hakları ihlallerinden olan başörtüsü ve İmam-Hatipler ve İlahiyatlarla ilgili AB ilerleme raporlarında tek bir atıf bile yoktur. Bu konular nüfusun ne kadarını ilgilendiriyor. Burada AB ilerleme raporları Türkiye’deki Katoliklerin azınlık olarak kabul edilmeleri gerektiğini ferman buyuruyor.

Yabancı dil eğitimi misyoner taktiği

* Türkiye’de İngilizce kursları ile misyoner örgütler arasında her zaman bir bağlantı kurulmuştur. Misyonerler bu kursları ne amaçla kullanıyor?

- Sadece İngilizce kursları değil Türkiye’deki İngilizce eğitimi konusunda hem üniversitelerde hem de liselerde, kolejlerde çok önemli ölçüde Amerikan ve İngiliz misyoner çalıştırılıyor. Bunların büyük kısmı, Türk-Amerikan dostluk dernekleri aracılığıyla geliyorlar. Ucuz oldukları ve misyonerlik konusunda çok ihtiraslı oldukları için ağırlıklı olarak misyoner örgütlerden geliyorlar.

* Peki bunlara neden izin veriliyor?

- Türkiye’ye gelirken bunlar, ‘Biz misyonerlik yapacağız’ diye gelmiyorlar, ‘Türk öğrencilerine İngilizce öğreteceğim’ diyerek geliyorlar.

* Eğitim adı altında misyonerlik. Peki bu bir strateji mi ?

- Misyonerlerin uyguladığı taktikler, 30 Haziran 2003 tarihli Time Dergisi’nin de kapak konusuydu. Bu taktiklerden bir tanesi yabancı dil eğitimi. Diyorlar ki, “Bir ülkeye misyoner olarak giremezsiniz; ama yabancı dil eğitmeni olarak girmenizde hiçbir sıkıntı olmaz.”

Türkiye, duyarlı davranmalı

*Dört bir yandan bir Hıristiyanlık empozesi altındayız. Örgütsel bazda çalışıyorlar. Bu Türkiye için ulusal güvenlik meselesi değil mi?

- Kesinlikle. Bir Ulusal Güvenlik meselesi. Zaten Milli Güvenlik Kurulu’nun İç Güvenlik Siyaset Belgesi’ne göre de misyonerlik faaliyetleri; yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı olarak tanımlanıyor. Kürtlere ve Alevilere yönelik faaliyetler yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı çalışmalardır. Dünya’nın hiçbir devleti ve hukuku buna izin vermez. Dolayısıyla Türkiye’nin bu konuda duyarlılığını geliştirmesi gerekiyor.

AKP Hükümeti uyuyor...

* Ama Hükümet kanadı destekliyor şu anda? En azından yasal olarak bir önlem almıyor.

- Hükümet, bu konuda Avrupa standartlarında bile değil. Çünkü Avrupa’da bile bu kadar serbesti yok misyonerliğe. Prozelitizm diye bir kavram vardır Hıristiyan teolojisinde. Prozelitizm, aşırı çabayla örneğin bir insana yardım amacıyla din değiştirmesini sağlamak demektir. AİHM’in içtihadı var bu konuda: Yasak. Hıristiyanlık propagandasını düşünce özgürlüğü olarak görüyorlar; ama yardım amacıyla din değiştirmeye AB bile karşı. Ama bakıyorsunuz Türkiye’de böyle bir yasal düzenleme yok. AB’ye uyum konusunda yelkenleri şişiren Hükümet, bu konuda suskun. AB’de hiçbir ülke, kendi içinde yıkıcı, bölücü, ayrılıkçı faaliyete lojistik destek veren bir organizasyona, dinli olsun, dinsiz olsun izin vermez.

 

AB nokta operasyonu yapıyor

* Türkiye’de yürütülen AB propagandası bu dönüştürme projesine hizmet mi ediyor? AB, kültürel faaliyetler kapsamında misyoner örgütlere destek veriyor mu?

- Elbette. Bakın raporda dönüşümün ekonomik, politik ve özellikle kültürel olacağı söyleniyor. Kültür içerisinde din faktörü de var. Şu Avrupa’da TC vatandaşlarına yönelik bir proje var: Avrupa İslam’ı (Euro-İslam) projesi. Hatta bu proje Avrupa’daki Türkler için işlerken Türkiye’de de uygulanmaya çalışılıyor. Dolayısıyla İslam anlayışının da değişmesi isteniyor. Mesela, AB, düşünce özgürlüğü çerçevesinde misyoner örgütlerin çalışma alanlarının genişletilmesini istiyor. Açıkça destek veriyor. Ben size tek bir somut örnek vereyim. Şimdi Diyarbakır’da bir protestan kilisesi var. Yani diyeceksiniz ki bırakın ne olacak, Diyarbakır’da bir kilise olsun. Ama bakıyorsunuz 2003 AB İlerleme Raporu’nda, sayfasını da söylüyorum Devlet Planlama Teşkilatı yayını sayfa 31, diyor ki “Her ne kadar Diyarbakır Protestan Kilisesi faaliyetlerini serbest olarak yürütüyorsa da statüsü henüz hukuki çerçeveye oturtulmamıştır.” Şimdi bakın birdenbire Diyarbakır’daki bir Protestan kilisesi uluslararası bir denklemde yer alıyor. Yani adam nokta operasyonu yapıyor.

 

Türkiye’deki ilk misyonerler ABD’li

* Önce AB ile başladık ama aslında topraklarımızda ilk misyonerlik faaliyeti yapan Amerika. Bu doğru mu?

- Evet. Protestan ABD’liler.

* Türkiye’ye basketbol ve voleybol da ABD’lilerin Protestan misyonerleri sonucu yaygınlaştırılmış.

- Bu sporları YMCA (Genç Hıristiyan Erkekler Cemiyeti) ve YWCA (Genç Hıristiyan Kadınlar) getirmişti. Dünyaya da aslında onlar götürdü.

* Sportmen bir millet olmamızı çok mu istiyorlar yoksa bunun misyonerlikle ilgisi var mı?

- Doğal olarak var. Türkiye’de mesela ‘Kişisel Gelişim’ son zamanların en popüler konusu. Bu önemli bir ayrıntı!. Kişisel Gelişim organizatörlerinin bir kısmı yurtdışında misyonerlerle çalışıyor. Adam görünürde kişisel gelişim uzmanı. Adam aynı zamanda bir misyoner. Bunların en önemlilerinden bir tanesini söyleyeyim. Ülkemizde çok meşhurdur. “Etkili Adamların 7 Alışkanlığı” adlı bir kitabı olan Covey. Türkiye’ye gelip gider sık sık. Bu adam Mormon misyonerdir. Daha da önemlisi Başkan Bush’un danışmanıdır. Kişisel gelişim organizasyonları düzenliyor. Elbette burada misyonerlik yapmayan kişisel gelişimcileri kasdetmiyorum ama, bu alan misyonerler açısından elverişli.