Başarmanın birinci şartı milli kimliği korumak- Arslan Bulut
"Ne mutlu Türk''üm diyene" sözü de kimseyi, dilini, dinini, ırkını reddetmeye veya inkâr etmeye zorlamaz. Çözüm, İstiklâl Savaşı''na hazırlanırken, alevisini, sünnisini ve etnik köken ayırt etmeden bütün milleti, ortak bir hedefte nasıl buluşturduğunu inceleyerek, Atatürk''ün milletin kendine güvenmesini sağlamakta kullandığı sosyal psikoloji yöntemlerini uygulamaktadır. Türkiye''nin, Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı vardır...Türkiye''nin yeniden "Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için" motivasyonuna ihtiyacı vardır...levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanaproxennatrium go naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilomicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
Türkiye''nin etnik ve dini gruplara göre parça parça edilmesi ve iç savaş senaryoları artık açık açık tartışılıyor! Tabii bu tartışmalar bilinçli olarak televizyonların gündemine alınıyor! Bu arada İskenderun''dan sonra İzmir''de de bir Türk bayrağı yakıldı! Bu olaylar tesadüf değil! Halkın tepkisini ölçüyorlar! Cumhuriyetle birlikte kazanılan ulus ve vatandaşlık bilincinin tartışılmasının, bu ülkede yaşayan hiçbir kişiye faydası yoktur.
Tarihi geriye doğru çevirmek mümkün değildir.
"Ne mutlu Türk''üm diyene" sözü de kimseyi, dilini, dinini, ırkını reddetmeye veya inkâr etmeye zorlamaz.
Bu söz, uluslaşma sürecinin; vatandaşlık bilincinin anahtarıdır.
Kendi ulus bilincine karşı çıkan veya bu bilinci hazmedemeyen toplumların, dünya üzerinde şerefle yaşama şansı yoktur.
Hatta, yaşama şansı bile yoktur.
Türkler''in bir üçüncü bin yıl imparatorluğu kurmadan milliyetçiliği yumuşatması, intihar olur.
Kaldı ki, süper güç kurabilmenin birinci şartı da önce bir millî kimlik oluşturmak veya mevcut millî kimliği güçlendirmektir. Millet veya milliyet bilinci, Ziya Gökalp ve Atatürk, Türkiye''nin ve Türk milleti bilincinin temelini yeniden atmadan önce de vardı.
Türk budunu, Çin budunu gibi isimler 1300 yıl önce taşlara kazınmıştır.
Kaldı ki, Kurân''da da millet gerçeği, "Sizi kavimler halinde yarattım ki, birbirinizle tanışasınız" diye belirtilmiş ve Rum Suresi 22''nci ayette, insanların dillerine ve renklerine göre farklı yaradılışları Allah''ın varlık delili olarak gösterilmiştir.
Bu durumda, millet kimliğini ve vatandaşlık bilincini hazmedememek, Türkiye''nin yeniden köşeye sıkıştırılmak istendiği şu dönemde en azından aymazlıktır.
Hz.
Muhammet, Arap''ın Arap olmayana üstünlüğü bulunmadığını veda hutbesinde bildirerek ırkçılığı reddetmekle birlikte, islâmiyet sayesinde, Bedeviler''den, güçlü bir Arap milleti meydana getirmiş olmadı mı? Kurân olmasaydı, Arapça bugünkü kadar yaygın olur muydu? Bir insanın hayatta başarılı olmasının birinci şartı, mesleğine veya uğraş alanına yoğunlaşmasıdır; motivasyondur.
Bir milletin, milletler ailesi içinde başarılı olması da tıpkı bireyin kendi hedefine yoğunlaşmasında olduğu gibi, toplum olarak ortak hedeflere, millî hedeflere yoğunlaşmasına bağlıdır.
Millî kimlik, millî motivasyonun temelidir.
Millî kimliği zayıflatmaya çalışmak, yerine başka kimlik yerleştirmeye çalışmak ise bugünkü dünyada, toplu intihar demektir.
Kendi millî kimliğini benimseyememiş insanlar, hem kendilerine, hem içinde bulundukları topluma zarar verir! Hangi etnik, dini veya siyasi gerekçeyle olursa olsun, millî kimliği reddeden insanlar, psikolojik olarak rahatsızdır; hastadır ve tedavi edilmeleri gerekir.
Çünkü, içinde bulundukları toplum ile ters düşmüşlerdir; içinde bulundukları toplumla çatışma içindedirler.
Türkiye''de islâm ile çatışmaya düşenler de hastadır.
Çünkü halkla çatışma içine düşmüşlerdir.
Bu hastalığın da tedavisi şarttır.
Hangi görüşe sahip bulunursanız bulunun, bu gerçekliği kabul etmek aklın ve bilimin gereğidir.
O halde millî ve dinî kimliği birbirine aykırı unsurlarmış gibi ele almak, birbirinin alternatifi gibi takdim etmek, bu yüzden bilgi toplumu şartlarına uyum sağlayamamak da aynı derecede hastalıktır ve tedavi edilmelidir.
Türkiye''nin, sosyal psikoloji yöntemleriyle ve başkaları tarafından "seçilmiş travma"lardan kurtularak, bu hastalıkları süratle yok etmesi gerekmektedir...
Henri J. Barkey ile Graham Fuller, 8 yıl önce sosyal psikoloji yöntemlerini kullanarak,Türkiye''yi bir iç savaş ortamına sürükleyebileceklerini öngörüyorlardı.
Türkiye''nin bu saldırıya cevabı da sosyal psikolojide aranmalıdır.
Türkiye''nin bu sıkıntılarının temelinde kuruluş felsefesinden sapmalar vardır...
Atatürk''ün kuruluş felsefesine, 19 Mayıs ruhuna, 23 Nisan ruhuna, 26-30 Ağustos ruhuna, 29 Ekim ruhuna, bilhassa millî ve dinî idealleri savunduğunu söyleyenler sahip çıkmalıdır.
Çözüm, İstiklâl Savaşı''na hazırlanırken, alevisini, sünnisini ve etnik köken ayırt etmeden bütün milleti, ortak bir hedefte nasıl buluşturduğunu inceleyerek, Atatürk''ün milletin kendine güvenmesini sağlamakta kullandığı sosyal psikoloji yöntemlerini uygulamaktadır. Türkiye''nin, Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı vardır...
Türkiye''nin yeniden "Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için" motivasyonuna ihtiyacı vardır...