İstihbarat3 Şubat 2005 00:00

Ajan gazeteciler - Bahri Kayaoğlu

Deneyimli gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Radikal Gazetesi'nde yazdığı bir makalede, isim vermeden, bizde ve dünyada çok sayıda "Ajan gazeteciler" olduğunu söyleyince; Rauf Denktaş'ın "Karen Fogg'un çocukları" olarak nitelendirdikleri dahil, şüpheliler listesinde oybirliği ile yer alabilecek gazetecilerden bazıları kanıtlanmasının güçlüğünü bildiklerinden, "Kim bunlar?" yaygarasını koparmaktan çekinmemişlerdi... Bugünlerde de, bazı medya mensuplarının tutumu gerçekten utanç verici; hem halkımızı ve hem de her kesimden pek çok yazarı rahatsız ediyor. Bu konuda yazılan yazılardan birkaç örnek vermek istiyorum: cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis walgreen coupon cialis discount cialis couponkamagra kamagra 100mg kamagra gel

"AB ilişkilerinde oyun öngörüldüğü gibi oynandı. Önceden hazırlanan senaryo, 17 Aralık 2004'de Brüksel’de sahnelendi. Oyun neydi, AB kapıyı açmayacak, kapıyı yarı aralık gösterecek, Türkiye'de bir gelecek beklentisi, umut yaratacak, bu beklenti karşılığı Türkiye'den koparabildiği kadarı ile ödün alacak, ucu açık, koşullu, kısıtlı, referandum engelli ya da frenli, uzun süreli bir müzakere tarihi verecek, Sayın RTE övülecek, müzakere tarihi alması büyük bir diplomatik başarı olarak yorumlanacak, borca batık medyanın belirli yazarları, yorumcuları övgüler yağdıracak, başarı, zafer manşetleri atacak, Sayın RTE yurda döndüğünde, coşkulu kalabalıklar tarafından karşılanacak, kutlanacak, tarihteki yerini alacaktı.
Gerçekten oyun böyle oynandı.”
(Öztin Akgüç, Gabin [Aldatma] Cumhuriyet Gazetesi/26.12.2004)

***

"Brüksel tefrikaları devam ederken, yakında Davos toplantısında Başbakan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile buluşacak. Hükümet Kıbrıs meselesi için adımlar atacak, pazarlıklar başlayacak. Asıl o zaman Davos tefrikalarını görün. 'Rum kırması, EOKA'cı' Tasos'un yüzüne tükürmeler, tekme tokat girişmeler, Kofi ise İsviçre dağlarında, kar üzerinde mangalda sucuk-köfte partisi ve tüm bunların hikayesi yazılacaktır emin olun. Türk milleti kalemden damlayan kanlarla, pardon 'yağlarla' Davos gerçeklerini de öğrenecektir! Bu müstakbel müthiş diziyi sakın kaçırmayın. Bir de TSK’ da ardarda gelen 'Paşa yolsuzluğu' davalarının manşetleri pek revaçta. 'Nereden buldun Paşa?' demiş gazetemiz. Bravo! Ama şimdi muhabirlikten, mümessilliğe, mümessillikten, yönetmenliğe, yönetmenlikten holding ve batık banka yönetim kurulu üyeliğine terfi eden gazeteciler, servet, yalı-yat sahibi, gazete, medya sahibi oluyorsa, gazetede çalışırken, şimdi yanında gazeteci çalışıyorsa, gazetesinde 'Nereden buldun Paşa' diye manşet atıyorsa, sormak gerekmez mi 'Nereden buldun Paşa?' diye. Paşanın, bankacının, bürokratların, siyasetçinin servetini merak eden medya, gazetecinin
servetini merak etmez mi?”
(Zülfikar Doğan, Akşam Gazetesi/24.12.2004)

***

"Büyük medyanın bu derece taraflı davranması, kamuoyunu bilgilendirme (enforme etme) değil, biçimlendirme (forme etme) çabası olduğu için basın ahlakına aykırıdır; bu nedenle yapılanı 'ahlaki' bir terimle niteleyerek, 'ayıptır' diyorum.”
(Emre Kongar, Cumhuriyet Gazetesi/27.12.2004)

***

"Holding medyasının manşetleri şimdi Tayyip Erdoğan'ı göklere çıkarıp övüyorsa, Tayyip Erdoğan kötü yolda demektir. Çünkü holding medyası ülkedeki azgın azınlığın, mutlu azınlığın sözcüsüdür. Ülkedeki mutlu azınlığın örgütü TÜSİAD ile, azgın azınlığın sözcüsü holding medyası, bugün Tayyip Erdoğan'ı övüp göklere çıkarıyorsa, Tayyip Erdoğan iyi yolda değil demektir. Bu holding medyası bir zamanlar Tansu Çiller'i de, Mesut Yılmaz'ı da göklere çıkarıp övmedi mi? Hatta Avrupa ile Gümrük Birliği anlaşmasını imzaladığında Tansu Çiller'i Atatürk'e benzetmişti. Bunun üzerine ben de, 'Atatürk'ten sonra bir de Anatürk çıktı başımıza!' diye esprili bir yazı yazmıştım. Holding medyası, Tansu Çiller'i Atatürk'e benzetmek cüretini bile gösterdi. Ama zaman bize, Tansu Çiller'in Avrupa ile imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye'nin yararına değil, zararına olduğunu gösterdi.”
(Lüfü Oflaz'la Söyleşi, Vakit Gazetesi/ 26.12.2004)

***

"Son günlerde, özellikle 'kartel cenahı'na bakıyorum da, düşünmeden edemiyorum... Bu 'övgü'ler, bu 'şişirme'ler gerçekten 'samimi' mi, yoksa 'bir amaca matuf pompalamalar mı?
Öyle bir 'yandaşlık' ki; her başlıkta 'vıcık vıcık yağ' ve her satırda 'övgü' üstüne övgü!..
İnanın, 'iktidar adına' endişeliyim... Hani, farkında olmadan bu 'yağ'lara basarlar da, 'ayakları kayıverir' diye!..”

(Hasan Karakaya, Vakit Gazetesi/ 24.12.2004)

***

"Eğer bir gazetenin kaderi, iktidarın iki dudağı arasındaysa o gazetenin sahipleri, yöneticileri, yazarları, muhabirleri bu ülkedeki usulsüzlüklerin, yolsuzlukların, hortumların, soygunların, danışıklı dövüşlerin üzerine gidebilirler mi?
Sadece iktidarın yaptığı olumlu işleri "şakşak"layıp, hataları, yanlışları, başarısızlıkları, halı altına süpürmezlik edebilirler mi?
Yapamazlar...
Aksi halde bilirler ki; hükümete bağlı kurumlarla imzaladıkları bazı araştırmalar bir dakikada çöpe atılır, kendileri de kapının önüne konulur.

(Mustafa Mutlu, Vatan Gazetesi/24.12.2004)

***

“Ajan gazeteciler ve satılık medya mensupları kadar bir ülkenin yıkılışını kolaylaştıran ve demokratik düzeni yozlaştıran başka güç yoktur. Lazareff, 1945'te dilimize çevrilen "Fransa'da Basın Rezaletleri", yahut "Fransa'yı çökerten 4. kuvvet" adlı eserinde, şu hususu vurgulamış:

"1918'e kadar Fransızlar cumhuriyete inanıyorlardı. 1918'den sonra onları cumhuriyetten iğrendirmek, uzaklaştırmak ve yerine ilk dokunuşta dağılıverecek bir demokrasi hayaleti koymak oyununa girişildi. Dışarıdan düşmanların yönettikleri oyun ince ve şeytancaydı, fakat bu oyuna, içeride paraları üzerine titreyen, iktidara susayanlar, bütün çekemezler, kıskançlar, yeteneksizler ve alçaklar kapıldılar."

Lazakeff'e göre "ülkeyi yıkanların kullandıkları başlıca silah basın"dı:

"Demokratik bir rejimde basın yalan söylerse rejim ölüme mahkûm olur. Çünkü egemenliğe sahip olan millet eğer doğru haber alamazsa egemenliğini özgürce kullanamaz. Nitekim, Fransız basını baştan başa, o zamana kadar görülmemiş, ancak yenilginin açığa vurduğu bir rezalet derecesine ulaşmıştır."

(Hasan Pulur, Milliyet Gazetesi/16.10.2000)

***

Katkısı için Ferudun Özgümüş’e teşekkürler...