Siyaset5 Kasım 2004 00:00

Türkiye Silahlı Kuvvetleri - Emk Albay Hüseyin Mümtaz

Sayın Genelkurmay Başkanı Köşk’teki 29 Ekim resepsiyonunda “Türkiyelilik kavramı içinde de zaten Türk” var buyurmuş.         Lütfetmiş. Ne kadar âlicenap davranmış! Evet, Türk var, ve yâni yanında; promosyon olarak kurucu-aslî yahut azınlık başka unsurlar da var. Yoksa “Türk” mü promosyon? Her neyse.. Sonuçta elbirliği ile tedavüle sokulan “Türkiyelilik” kavramı ile Akepe ekibinin baştan beri bir türlü ifade  “edemediği” Türk, Türk milleti, Türk Ordusunun “yokluğu” tesçil edilmiştir. 4000 yıl sonra, “Türklük”ten, “Türkiyelilik”e tenzili rütbe..acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatcialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgkamagra link kamagra gel

Ferruh Sezgin’in dediği gibi “toplum”a; ben de ekleyeyim, hâttâ “cemaat” e kadar uzanır.

Bozkır’ın, rüzgârla yarışan, doludizgin ve özgür yağız atlılarından, çölde kumlar arasında nargile eşliğinde pineklenilen köle bedevi çadırlarına…

“Türkiyelilik” haymatlos bir kavramdır ve tamamen homongolos özellikler taşımaktadır.

Renksiz-kokusuz tavşan pisliği ile de karşılaştırabilirsiniz..

Bir yabancıya Almanyalı, İngiltereli, Rusyalı, Fransalı, İspanyalı, Yunanistanlı, Romanyalı, Bulgaristanlı, İtalyalı ilh… mı dersiniz, yoksa Alman, İngiliz, Fransız, İspanyol, Yunan, Romen, Bulgar, İtalyan mı?

Söz konusu “yabancı” olunca etnik kimliğini tarif için kullanmadığınız bir sıfatı sıra Türk’e gelince neden yumuşatıp, evirip çevirdikten sonra eğip bükerek “Türkiyeli” haline getiriyorsunuz?

Bu telaş, bu çaba, bu acele neden?

Yangından mal mı kaçırıyorsunuz?

Türkiyelilik, dar anlamda “hemşehriliği” çağrıştırır. İstanbullu, İskenderunlu dersiniz ya, öyle..

“İstanbullu” deyince içinde yetmiş iki milletten insan bulunur. Kürdü, Ermenisi, Yahudisi, Rumu..

“Türkiyeliler” Atatürk’ün laflarını da eğip bükmeye meraklıdırlar.

Atatürk “Ne Mutlu Türk’üm Diyene“demiş, “Ne Mutlu Türk olana” dememiş..

Lâf ola beri gele.. Bari kalemi alıp siz yazsaydınız onun yerine..

Peki koca Gazi “Ne Mutlu Türkiyeliyim Diyene” mi demiş?

İkinci Başkan Orgeneral İlker Başbuğ’un aylık “basını bilgilendirme toplantısı”nda öne çıkan bir diğer sözü de Atatürk’ün; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir”..

Peki o zaman Kerkük, Batı Trakya, Bakû, Bişkek, Doğu Türkistan ve Kıbrıs’ta yaşayan milyonlarca “insan”; Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmadıkları için “Türk” olmuyorlar mı?

“Savaşçı” Reis Paşa’nın; hangi şartlar altında söylediğine bakmadan “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” lafının arkasına sığınmayı marifet sayan dantel devşirmeler gibi; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülke sınırları dışında yaşamakta olan milyonlarca Türk’ten bir şekilde haberdar olmasından rahatsızlık duyan, ürken “atanmış ve seçilmişler de” bu sözün paçasına yapışıp politika üretmeye başlamışlardır.  

20 yıl ve üç kıtada süren savaşlar sonunda yenilmiş, perişan olmuş, leş kargalarının tasallutuna uğramış yorgun bir milletin tekrar ayağa kalkması, kurduğu yeni devleti sahiplenmesi için söylenmiş bu çok güzel söz neden yeni bir keşifmiş gibi; ve daha önemlisi “Türkiyelilik” bâbında ısıtılıp masaya konulmaktadır?

“Ey, Türk Gençliği” ile başlayıp, “Ey Türk istikbalinin evlâdı” ile biten ünlü tiradı kim söylemiştir efendiler?

Onu söyleyen neden “Ey Türkiye gençliği” veya “Ey Türkiye istikbalinin evlâdı” dememiştir?

Neden “Birinci vazifen Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini kurtarmaktır” demiştir de, “Türkiye istiklalini, Türkiye Cumhuriyetini kurtarmaktır” dememiştir?

Cevap isterim…

Hiç kıvırmadan açık ve net bir cevap isterim.

Peki, “damarda mevcut asil kan”; hangi kandır?

Ermeni, Yahudi, Rum, Kürt ve yetmiş iki mozaikten ibaret olduğu anlaşılan “Türkiyeli kanı” mı?

Yarın gidin bir tahlil yaptırın.

Yahu madem “Türk” olma keyfiyetinden bu kadar ürküyorsunuz; İKÖ’de KKTC’nin adına neden “Kıbrıs Türk Devleti” dediniz de meselâ “Kuzey Kıbrıs Devleti”, “Kıbrıs’ın kuzeyindeki devlet” filan demediniz?

Ben yine de Resepsiyonda ayaküstü söylenilen sözlerden çok karargâhtaki basını bilgilendirme toplantısına önem verdim. Çünkü ayaküstü söylenen söz kişisel düşüncelerdir, kişiyi bağlar fakat karargâhta yapılan açıklama, uzun bir karargâh çalışmasından sonra billurlaşmış “kurumun” görüşüdür, kurumu bağlar..

Ne dedi Başbuğ;

Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir. Üniter devlet, ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren devlet olarak tanımlanır. Buna göre, üniter devlette tek bir ülke, tek bir egemenlik ve tek bir millet vardır. Bu kapsamda, Anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilmeyecek olan 3. maddesinde yer alan, Türkiye'nin üniter devlet yapısını tartışmaya açmak Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından tasvip edilemez.''

Bakın Başbuğ bile “Türkiye Silahlı Kuvvetleri” dememiş..

Peki “millet”i nasıl tarif etmiş Başbuğ?

“Üniter devlet tanımında yerini bulan millet kavramı dil, kültür ve ülkü birliğiyle birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu bir siyasi ve sosyal olgudur”.

Yâni millet, a) dil; b) kültür ve c) ülkü birliği içinde olursa millettir.

Yâni Türkçe konuşmayan, Türk değildir..

Peki o zaman TRT’de “farklı dil ve lehçelerde” yapmakta olduğunuz yayın, “kenar süsü” mü?

İstiklal Marşını ağzıyla değil, yüreğiyle söylemeyen, Türk bayrağı karşısında titremeyen, milli günlerde Türk bayrağı asmayan kültürsüz ve ülküsüzler de Türk değildir.

Bayrağın adı neden “Türkiye bayrağı” değil çokbilmiş efendiler, hanımefendiler?

Türkler üzerlerindeki ölü toprağını silkemezlerse sıra ona da gelecek.

Adı Vatan olan gazetenin logosunun yanındaki “yeni” bayrağa bakar mısınız?

Alıştırıyorlar..

Peki hem azınlık raporunu eleştirir görünmek, hem raporu yırtanı yerin dibine batırmak ne demektir?

“Cumhuriyet”; Kamu-Sen Genel Sekreteri Yokuş’un “sabıkalarını” araştırıyor.

O zaman “Azınlık Raporu”nu da kabul ettiğinizi söyleyin, olsun bitsin..

Yokuş, her Türk’ün yapması gerekeni yapmıştır.

Türklük, öyle “Türkmüş gibi hissetmekle”, miş gibi yapmakla olmuyor.

Atatürk’ün dediği gibi “damardaki asil kandan” geliyor.

Her Türk artık “divanda, dergâhta, bargâhta”, çarşıda, pazarda, sokakta, evde, kırda, kentte, “karada, havada, denizde, her zaman ve her yerde” Türk gibi davranmalı, “kendine dönmeli”, ânında tepki vermelidir.

“Mevcudiyetin ve istikbalin yegâne temeli budur”..

Yoksa adamı yerler…

Bayrağını indirip, ocağını söndürürler.

Ve işte o zaman gök delinip, yağız yer çöker.

Aklını başına al ey millet..