İstihbarat13 Ocak 2005 00:00

CIA'nın Yeni Hedefi Cemaatler!

RAND Corporation'un hazırladığı raporda, doğrudan işgal yerine müslümanların alışkanlıkları ve hayat tarzının değiştirilmesi ve yeni kamplaşmalara itilmesi hedefleniyor.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetes

RAND Corporation tarafından hazırlatılan “11 Eylül’den sonra İslâm dünyasında ABD stratejisi” başlıklı raporda, doğrudan işgal yerine Müslümanların dinini, kültürünü, alışkanlıklarını ve hayat tarzını temelden değiştirmeyi amaçlayan ve Müslümanlar içinde yeni bölünmeleri öngören bir projenin uygulamaya konulması öneriliyor. Yeni Asya gazetesinin haberine göre Amerikan Hava Kuvvetlerinin siparişi üzerine hazırlanan 567 sayfalık raporda geliştirilen plan, Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslâmî cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine bina ediliyor.

Doğrudan işgalleri ikinci plana iten ve Müslümanların dinini, kültürünü, alışkanlıklarını ve hayat tarzını temelden değiştirmeyi amaçlayan, “demokratikleşme” büyüsü adı altında Müslüman elitler üzerinden gerçekleştirilmesi planlanan proje, Thomas Friedman’ın sözünü ettiği, ABD’nin İslam dünyasında giriştiği “köklü devrim harekatı”nın ana stratejisi ile örtüşüyor. Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından RAND’a sipariş edilen ve ABD’nin İslam coğrafyasını nasıl kolonileştireceği sorununa cevap aranan çalışma, gelecekte yapılması planlananları değil, bugün Türkiye’de ve bütün Müslüman ülkelerde yürütülen çalışmaların kaynağını da ortaya koyuyor. 15 Aralık 2004’te duyurulan “U.S. Strategy in the Muslim World After 9/11” başlıklı çalışma, 567 sayfadan oluşuyor. “Civil Islam”ın yazarı Cheryl Benard’ın yanısıra, raporun yazarları arasında RAND uzmanı Angel Rabasa, Christina Fair ve yine RAND çalışanlarından olan ve halen “U.S. Institute of Peace”in başında bulunan siyonist öncülerden Daniel Pipes de bulunuyor.

Bugün ABD’nin Türkiye dahil birçok ülkede yürüttüğü çalışmalara dayanak oluşturan rapor, İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu içeriyor. Atlantik’ten Pasifik’e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar mücadelelerine yol açacak planın, Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine kurulduğu görülüyor.

RAND, raporunu, “ABD liderlerinin İslam dünyasına yönelik bir yeniden yapılandırma/şekillendirme stratejisi, siyasi ve askeri bir proje” olarak tanıtıyor. Bunun için raporun, ABD stratejilerine temel olması amacıyla Müslüman dünyadaki dini eğilimler ve Batı Afrika’dan Filipinler’e uzanan bölgede potansiyel “partner”lar üzerine yoğunlaştığı belirtiliyor. İç savaş anlamına gelen strateji Müslüman dünyayı, belki de yüz yıl sürecek sorunlara sürükleyecek iki çok önemli bölünme üzerinde duruyor: Şii-Sünni ve Arap-Arap olmayan ayrışması.

Arap-Arap olmayan bölünmesi:

Bu başlık altında ise, daha derin bir çatışmanın temelleri atılıyor ve İslam dünyası Arap ve Arap olmayan olarak ikiye bölünüyor. Özellikle bir konu son derece dikkat çekici. İslam’ın dini ve siyasi anlamda ağırlık merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılacak. Şöyle: Araplar Müslüman dünyanın sadece yüzde 20’sini oluşturuyor. Siyasi ve ekonomik olarak geriler. Arap olmayan Müslümanlar bu alanlarda çok daha ileri düzeyde. Buna rağmen Arap dünyası Müslümanlığın çekirdeğini oluşturuyor.

Bu nedenle “İslam dünyasının ağırlık merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılmalı.” İslam dünyasının yenilikçi kesimleri Güneydoğu Asya ve Batı’daki Müslüman azınlıklar gibi Arap dünyasının dışında yaşıyor. ABD, bu bölgelere yönelmeli. Çünkü bu bölgelerde elde edilecek zaferli Arap dünyasından kaynaklanan İslam’ın “ekstrem” yorumları ile mücadele edebilir. Arap dünyası dışındaki İslamizasyonun Arap karakterine dikkat çekiliyor. Ayrıca Afganistan işgali, İran devrimi, Birinci Körfez Savaşı, 11 Eylül ve Irak işgalinin Müslüman dünyasın siyasi eğilimlerini belirlediğini dikkat çekiliyor.

Şii-Sünni bölünmesi:

Raporda Müslümanların büyük çoğunluğunun Sünni olduğu, Şiilerin dünya Müslümanlarının yüzde 15’ini teşkil ettiği belirtildikten sonra ABD’ye Şiilerle işbirliğine gitme önerisi yapılıyor. Şiilerin bulundukları bölgelerde iktidara taşınması ve siyasi sürece katılmalarının sağlanması istenerek böylece demokratik kurumların daha da yerleşebileceği kaydediliyor. Rapora göre ABD ile Şiiler arasında kurulacak yakınlaşma, Ortadoğu’da radikal İslamcıların önünde bir bariyer olacak.

Tahran ile Riyad arasındaki yakınlaşma nedeniyle Suudi Arabistan’daki Şiilerin bile İran’dan yüz çevirip ABD’ye yakınlaştığı ifade ediliyor. ‘Irak’taki Şii siyasi elitinin iktidara yürüyüşü, ABD ile işbirliği, Irak’tan Körfez ülkelerine kadar bölgedeki Şiileri temsil edecek Necef merkezli Şii dini ve siyasi gücünün oluşturulması çalışmaları bu çerçevede yürütülüyor. Bu anlamda İran’la Irak arasında bir temsil krizinin yaşanması ve Ortadoğu’da yeni bir Şii kuşağı oluşturulmasına ilişkin tartışmalara dikkat edilmeli. ABD Irak Şiilerini iktidara taşıyarak demokrasi konusunda Şii dünyasına model oluşturmak ve bu dünyayı yanına çekmek istiyor.’