Müslüman neo-conlar ve yeni RAND raporu... - İbrahim Karagül
15 Aralık 2004'te duyurulan "U.S. Strategy in the Muslim World After 9/11" başlıklı çalışma, tam 567 sayfa. "Civil Islam"ın yazarı Cheryl Benard'ın yanısıra, raporun yazarları arasında RAND uzmanı Angel Rabasa, Christina Fair ve yine RAND çalışanlarından olan ve halen "U.S. Institute of Peace"in başında bulunan siyonist öncülerden Daniel Pipes var. Bugün ABD'nin Türkiye dahil birçok ülkede yürüttüğü çalışmalara dayanak oluşturan rapor, İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu. Atlantik'ten Pasifik'e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar mücadelelerine yol açacak plan, ne yazık ki, Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine kurulmuş. (Editörün notu: Bu raporu aşağıda özetlediğimiz Civil Democratic Islam: Partners, Resources and Strategies" başlıklı raporla birlikte okuduğumuzda AKP ve Fethullah Gülen resmi netleşiyor.)discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenarenovation vejle link renova
Mart 2003'te RAND Corporation tarafından Zalmay Halilzad'ın karısı Ceryl Benard'a hazırlattırılan ve yoğun tartışmalara neden olan "Civil Democratic Islam: Partners, Resources and Strategies" adlı çalışmadan sonra yine RAND tarafından "U.S. Strategy in the Muslim World After 9/11" adlı yeni bir çalışma hazırlandı. Çalışma, İslam dünyasının geleceğinde kanlı iç savaşların nasıl damga vuracağına dair ürpertici projeler hakkında geniş bilgiler sunuyor. "Medeniyetler çatışması"ndan sonra neo-con'ların en orijinal keşfi olan "medeniyet içi çatışma", daha doğrusu "İslam kendi içinde çatışacak" tezinin nasıl uygulanacağı projede apaçık ortaya koyuluyor. Doğrudan işgalleri ikinci plana iten ve Müslümanların dinini, kültürünü, alışkanlıklarını ve hayat tarzını temelden değiştirmeyi amaçlayan, "demokratikleşme" büyüsü adı altında Müslüman elitler üzerinden gerçekleştirilmesi planlanan proje, Thomas Friedman'ın sözünü ettiği, ABD'nin İslam dünyasında giriştiği "köklü devrim harekatı"nın ana stratejisi ile örtüşüyor.
Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından RAND'a sipariş edilen ve ABD'nin İslam coğrafyasını nasıl kolonileştireceği sorununa cevap aranan çalışma, gelecekte yapılması planlananları değil, bugün Türkiye'de ve bütün Müslüman ülkelerde yürütülen çalışmaların kaynağını ortaya koyuyor.
15 Aralık 2004'te duyurulan "U.S. Strategy in the Muslim World After 9/11" başlıklı çalışma, tam 567 sayfa. "Civil Islam"ın yazarı Cheryl Benard'ın yanısıra, raporun yazarları arasında RAND uzmanı Angel Rabasa, Christina Fair ve yine RAND çalışanlarından olan ve halen "U.S. Institute of Peace"in başında bulunan siyonist öncülerden Daniel Pipes var.
Bugün ABD'nin Türkiye dahil birçok ülkede yürüttüğü çalışmalara dayanak oluşturan rapor, İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu. Atlantik'ten Pasifik'e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar mücadelelerine yol açacak plan, ne yazık ki, Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine kurulmuş. Raporu analiz ederken, yanlış anlamalara yol açıp kişisel tartışmalara girmek istemediğim için yoruma çok az yer vermeyi, daha ziyade raporun maddelerinin özetini almayı tercih edeceğim.
RAND, raporunu, "ABD liderlerinin İslam dünyasına yönelik bir yeniden yapılandırma/şekillendirme stratejisi, siyasi ve askeri bir proje" olarak tanıtıyor. Bunun için raporun, ABD stratejilerine temel olması amacıyla Müslüman dünyadaki dini eğilimler ve Batı Afrika'dan Filipinler'e uzanan bölgede potansiyel "partner"lar üzerine yoğunlaştığı belirtiyor. İç savaş anlamına gelen strateji Müslüman dünyayı, belki de yüz yıl sürecek sorunlara sürükleyecek iki çok önemli bölünme üzerinde duruyor: Şii-Sünni ve Arap-Arap olmayan ayrışması. Maddeleri özetleyelim:
Şii-Sünni bölünmesi: Müslümanlar'ın büyük çoğunluğunun Sünni olduğu, Şiilerin dünya Müslümanlarının yüzde 15'ini teşkil ettiği belirtildikten sonra ABD'ye Şiiler'le işbirliğine gitme önerisi yapılıyor. Şiiler'in bulundukları bölgelerde iktidara taşınması ve siyasi sürece katılmalarının sağlanması istenerek böylece demokratik kurumların daha da yerleşebileceği belirtiliyor. Rapora göre ABD ile Şiiler arasında kurulacak yakınlaşma, Ortadoğu'da radikal İslamcıların önünde bir bariyer olacak. Tahran ile Riyad arasındaki yakınlaşma nedeniyle Suudi Arabistan'daki Şiiler'in bile İran'dan yüz çevirip ABD'ye yakınlaştığı ifade ediliyor. (Irak'taki Şii siyasi elitinin iktidara yürüyüşü, ABD ile işbirliği, Irak'tan Körfez ülkelerine kadar bölgedeki Şiiler'i temsil edecek Necef merkezli Şii dini ve siyasi gücünün oluşturulması çalışmaları bu çerçevede yürütülüyor. Bu anlamda İran'la Irak arasında bir temsil krizinin yaşanması ve Ortadoğu'da yeni bir Şii kuşağı oluşturulmasına ilişkin tartışmalara dikkat. ABD Irak Şiilerini iktidara taşıyarak demokrasi konusunda Şii dünyasına model oluşturmak ve bu dünyayı yanına çekmek istiyor.)
Arap-Arap olmayan bölünmesi: Bu başlık altında ise, daha derin bir çatışmanın temelleri atılıyor ve İslam dünyası Arap ve Arap olmayan olarak ikiye bölünüyor. Özellikle bir konu son derece dikkat çekici. İslam'ın dini ve siyasi anlamda ağrılkı merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılacak. Şöyle: Araplar Müslüman dünyanın sadece yüzde 20'sini oluşturuyor. Siyasi ve ekonomik olarak geriler. Arap olmayan Müslümanlar bu alanlarda çok daha ileri düzeyde. Buna rağmen Arap dünyası Müslümanlığın çekirdeğini oluşturuyor. Bu nedenle "İslam dünyasının ağırlık merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılmalı." İslam dünyasının yenilikçi kesimleri Güneydoğu Asya ve Batı'daki Müslüman azınlıklar gibi Arap dünyasının dışında yaşıyor. ABD, bu bölgelere yönelmeli. Çünkü bu bölgelerde elde edilecek zaferli Arap dünyasından kaynaklanan İslam'ın "ekstrem" yorumları ile mücadele edebilir. Arap dünyası dışındaki İslamizasyonun Arap karakterine dikkat çekiliyor. Ayrıca Afganistan işgali, İran devrimi, Birinci Körfez Savaşı, 11 Eylül ve Irak işgalinin Müslüman dünyasın siyasi eğilimlerini belirlediğini dikkat çekiliyor. (Türkiye bu projenin neresinde?)
Etnik topluluklar, kabileler ve klanlar: Kabile/aşiret politikalarının anlaşılmaması ABD'ye Somali tecrübesini yaşattı. ABD, on yıl sonra halen operasyon yaptığı ve gelecekte yapmayı planladığı bölgelerin aşiret dinamikleri konusunda hâlâ çok az şey biliyor. ABD'nin hedef bölgelerdeki operasyonlarında başarılı olabilmesi için aşiretleri yönetmesini öğrenmesi gerekiyor.
İslam'ın Amerikanize edilmesi ve yeni bir "din inşası"nın Türkiye özelindeki yansımalarını tespit etmeyi okuyucunun dikkatine bırakıyorum. Ancak Şii-Sünni ve Arap-Arap olmayan şeklinde "iki derin bölünme"yi hedefleyen stratejinin eğitimden ekonomiye, "sivil İslam"dan Müslüman diasporaya, İslamcıları iktidara taşımadan sivil toplum örgütlerinin nasıl kullanılacağına, Müslüman grupların nasıl yönlendirileceğinden partnerlara kadar diğer maddeleri bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım...