İstihbarat3 Ocak 2005 00:00

Tsunami ve Ötesi... Ergin Yıldızoğlu

Çeşitli kaynaklardan izleyebildiğimiz kadarıyla, deprem Greenwhich saatiyle 00.57'de gerçekleşti ve Hawaii'deki (ABD toprağı) Pasifik Tsunami Erken Uyarı Merkezi tarafından saptandı. Merkez, durumu ABD Dışişleri Bakanlığı'na haber vermiş, ama başka bir yere, bölgedeki diğer merkezlere, medyaya ulaş(a)mamış. ABD yetkilileri, Hindistan dahil hemen bölge ülkelerini uyardığını söylüyor. Hindistan ise böyle bir uyarı almadığını söylüyor ( Hindu , 27/12). Bu arada ilk tsunami 01.35'te Tayland 'a ulaşıyor, sonra da 02.30'da Sri Lanka 'ya, 02.45'te Hindistan 'a, 04.00'te Maldiv adalarına, 11.00'de Doğu Afrika 'ya. Basında aktarılan bu veriler doğruysa, Tayland dışındaki ülkeler açısından, halkı kıyıdan uzaklaşarak yüksek bölgelere çekilmek konusunda uyarmak için 1 saat ile 10 saat arasında değişen bir süre söz konusu. Ama resmi, gayri resmi hiçbir uyarı yapılmıyor. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

Geçen hafta ''Yönetenler artık eskisi gibi yönetemiyorlar'' diye yazmıştım. Tsunami felaketi sonrası gelişmelerin bu saptamamı çok acı bir biçimde desteklediğini düşünüyorum.

Üzerinden bir hafta geçti ama...

Hint Okyanusu'nda oluşan 9 gücündeki depremin yarattığı tsunami 11 ülkeyi doğrudan vurdu, vatandaşları yaşamını yitiren 40 ülkeyi de dolaylı olarak etkiledi, tüm dünyayı yasa boğdu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan 'a göre bu, tarihte eşi görülmemiş küresel bir felaketti.

CNN, BBC gibi TV kanalları, genel olarak medya, ölü sayısındaki artışı saat başı kayıt ederek İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nden Christian Christensen 'in deyişiyle adeta bir ''sayılar pornografisiyle'' , ''heyecanlı'' bir bekleyiş yaratarak izleyici sayılarını arttıradursunlar, dünya halkları ellerini ceplerine soktular ve bağışlar yardım kurumlarının kasalarında hızla birikmeye başladı.

Peki devletler ne yapıyordu bu sırada? Özellikle, uygarlık adına terorizme karşı küresel savaş ilan edenler, ''küresel imparatorluk'' iddiasındaki devletler... Başkan Bush tatildeydi, kamera önüne geçmesi için üç gün beklemek gerekecekti. Nihayet kameraların karşısına geçtiğinde, Birleşmiş Milletler'in gelişmiş ülkeleri hasislikle suçlayan demeçlerini, ''yanlış bilgilendirilmiş, yanlış yönlendirilmiş'' olmakla suçladıktan sonra, 15 milyon dolarlık sefil bir yardım vaat etti. Sonra bu yardım 35 milyon dolara yükseldi; Japonya'nın 500 milyon dolar vaat edeceği belli olduğunda da yardımı 350 milyon dolara çıkardı. İngiltere Başbakanı Blair de Mısır'da tatildeydi, ancak cumartesi günü kamera önüne çıkabildi. Pazar günü CNN, tüm dünyada toplanan yardım miktarının 2 milyar dolara yükseldiğini açıklıyordu. Felaketin üzerinden bir hafta geçmiş olmasına karşın ancak toplanabilen bu 2 milyar dolar, ABD seçimleri öncesi yaşanan Florida kasırgası felaketine yönelik ayrılan 13 milyar doların ve Birleşmiş Milletler'in tsunami felaketiyle ilgili olarak, adeta el yordamıyla saptadığı 15 milyar doların yardım gereksiniminin de çok gerisindeydi. ABD'nin bütçesi 2 trilyon, askeri harcamalarıysa yıllık yaklaşık yarım trilyon dolara ulaşıyor...

Cumartesi akşamı, İngiliz Kanal 4 Televizyonu muhabirleri, felaketten etkilenen birçok yerde kurtarma, yeniden inşa, hatta ciddi bir yardım faaliyetinin hâlâ başlamadığını gözler önüne seriyorlardı. Birçok yerleşim bölgesi yukarıdan bakınca, atom bombasından sonra Hiroşima'ya benziyordu. Üstelik, üzerinden bir hafta geçmiş olmasına rağmen hâlâ bu tarihte eşi görülmemiş felakete yönelik yardım operasyonundan kimin, hangi kurumun sorumlu olduğu belli değildi. Dünya Sağlık Örgütü kriz masası başkanı David Nabarro ise hızla tedbir alınmadığı takdirde, ölü sayısının ikiye katlanacağını ve felaketin uzun dönemli etkilerinin ilk andaki ölü sayılarını önemsizleştirecek boyutlara ulaşabileceğini söylüyordu.

The New York Times ise yardım katkıları ABD'nin uluslararası saygınlığını yeniden elde etmesine yardımcı olabileceğini vurgulayarak soruna hegemonyanın restorasyonu açısından yaklaşırken, Bush yönetiminin, Hindistan, Avustralya ve Japonya'yı içeren bir çekirdek grup kurup olaya BM'yi devre dışı bırakarak müdahale etmeye kalkıyor olması da jeopolitik hesapların hızla ön plana çıkmaya başladığını gösteriyordu. Bu arada ölü sayısı sürekli artıyordu...

Aslında bu kadar olmayabilirdi

Kısa sürede anlaşıldı ki, eğer var olan erken uyarı sistemleri çalışsaydı bu kadar çok insan ölmeyebilirdi. Çünkü esas can kaybı depremden değil, depremden sonra oluşan dev dalgalardan kaynaklanmıştı. Bu dalgalar ise kimi yerlerde ilk kurbanlarını, oluştuktan bir saat sonra yutmaya başlarken kimi yerlere ulaşmaları 10 saati bulmuştu. Diğer bir deyişle, bu kadar sismik araştırma, tsunami gözleme kuruluşuna, cep telefonu, İnternet, uydu TV'ye rağmen insanlar, ki büyük çoğunluğu yoksul köylüler ve balıkçılardı, hazırlıksız yakalandılar.

Çeşitli kaynaklardan izleyebildiğimiz kadarıyla, deprem Greenwhich saatiyle 00.57'de gerçekleşti ve Hawaii'deki (ABD toprağı) Pasifik Tsunami Erken Uyarı Merkezi tarafından saptandı. Merkez, durumu ABD Dışişleri Bakanlığı'na haber vermiş, ama başka bir yere, bölgedeki diğer merkezlere, medyaya ulaş(a)mamış. ABD yetkilileri, Hindistan dahil hemen bölge ülkelerini uyardığını söylüyor. Hindistan ise böyle bir uyarı almadığını söylüyor ( Hindu , 27/12). Bu arada ilk tsunami 01.35'te Tayland 'a ulaşıyor, sonra da 02.30'da Sri Lanka 'ya, 02.45'te Hindistan 'a, 04.00'te Maldiv adalarına, 11.00'de Doğu Afrika 'ya. Basında aktarılan bu veriler doğruysa, Tayland dışındaki ülkeler açısından, halkı kıyıdan uzaklaşarak yüksek bölgelere çekilmek konusunda uyarmak için 1 saat ile 10 saat arasında değişen bir süre söz konusu. Ama resmi, gayri resmi hiçbir uyarı yapılmıyor.

Felaket hızla gelişirken, ancak üç gün sonra Bush, Hindistan, Japonya ve Avustralya'yı (bölgede Çin'e karşı oluşturmakta olduğu stratejik ittifakın ülkelerini) kapsayan bir yardım koalisyonu oluşturduğunu ve diğer ülkeleri de buna katılmaya çağırdığını açıklıyor. Bu yardım koalisyonunun eşgüdümü ABD ordusuna veriliyor ve başına da Irak savaşında, Bağdat'ı alan komutan, General Rusty Blackman getiriliyor.. iki uçak gemisi bölgeye doğru harekete geçiriliyor. Prof. Chussudowski , bu gelişmelerin ayrıntılı bir dökümünü yaptığı yazısında

(http://globalresearch.ca/ articles/412A.html)

, ''Neden, yardım operasyonu sivil bir kuruma, hatta BM'ye değil de orduya devrediliyor, neden başına Irak savaşının komutanlarından biri getiriliyor? Neden ABD bu kadar büyük bir askeri gücü bölgeye doğru yönlendiriyor'' diye soruyordu...

Ben bir başka konuya ve soruya değinerek bitirmek istiyorum yazımı. Tsunaminin yol açtığı ''doğal'' felaket, uygarlığımızın, akılcı, kolektif ve eşgüdümlü davranmakta büyük zorluklar içinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Kendi iç çelişkileri bir yana, dış etkenler karşısında giderek daha da kırılgınlaşan bir uygarlıkta yaşıyoruz. Bu uygarlığın üretim, tüketim, bölüşüm ve siyasi iktidar alanlarındaki iç çelişkileriyle, dışsal etkenlerin (kısıtlı doğal kaynaklar, ekoloji) kesiştiği noktadaysa, tüm gezegeni tehdit eden bir küresel ısınma tehlikesi hızla, geri döndürülemez noktaya doğru ilerliyor.

Geçen hafta Financial Times, ''Bölünmüş bir dünya 2005 yılında küresel ısınma konusuna bir çare bulabilir mi'' diye soruyordu. Liderlik hatta imparatorluk iddiasındaki ABD'nin Kyoto Protokolü'nü imzalamamaktaki ısrarına, diğer ülkelerin yarı gönüllü tavrına, tsunami felaketi karşısındaki yetersiz tepkisine bakarak, bu soruya olumlu bir cevap vermek kolay değil. Bu yüzden insan, sorunun bölünmüşlükten, liderlik yokluğundan değil, bizzat uygarlığın temel işleyiş prensiplerinden kaynaklandığını düşünmeden edemiyor.