İstihbarat10 Aralık 2004 00:00

ARTIK CANINI VER, GERİSİNE KARIŞMA DİYEMEYECEKLER! - Mehmet Aça

Devletten umudu kesme noktasına gelenler için perşembe akşamlarını terapi seanslarına dönüştüren “Kurtlar Vadisi” adlı dizide gece karanlığında bile güneş gözlüğü takan bir “Pala” tiplemesi vardı. Vardı diyorum, çünkü, dizinin bir bölümünde, önüne geçil(e)meyen yağmadan hak ettiğine inandığı payını almak istediği için mafya içerisine sızan “kimliksiz devlet” tarafından öldürülüp betona gömüldü. Pala ve yanındaki adamları, Güneydoğu dağlarında PKK terörüne karşı devlet adına mücadele etmişler, görevlerine bölücü terör dağda dize getirildikten sonra da yine devletin bilgisi ve izni doğrultusunda devam etmişler.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholbuscopan link buscopan pluscialis walgreen coupon site cialis coupon

Verilen bir görevi yerine getirmek için İstanbul’a geldiklerinde de kendileri dağda bölücü teröre karşı kelle koltukta vuruşurken birilerinin ülkeyi yağmalamaya devam ettiğini, dağda kazanılanın İstanbul’da verilmekte olduğunu görmüşler. Sonuçta, “böcek yiyen böceklere” artık ihtiyacı kalmayan devletin istihbarat birimleri arasındaki çatışmanın, değişen şartların ve küresel yağmanın yerel uzantısından hak ettiklerine inandıkları payı alma arzusunun kurbanı olurlar. Pala gibileri, çatıyı ayakta tutan direği kemiren böcekleri yemeli, verilen emirleri sorgulamamalı, kendisine verilenden daha fazlasını istememeli, devletin kendisi ya da istihbarat birimleri “yeni şartlar” karşısında zor durumda kaldığında da ilk feda edilen olmalı idi. Devlete ya da güvenlik/istihbarat birimlerine ait onca bilgiye vakıf oldukları için de cesetlerinin dahi ortadan kaldırılması, betona gömülmesi gerekirdi.
    “Kurtlar Vadisi”nin “Pala”sı basit bir örnektir değerli okuyucu. Basit ama, düşündürücü bir örnek... Pala gibileri, resmi bir kimlikle verdikleri hizmetin karşılığını bir şekilde almıştır ve kendilerine artık ihtiyaç duymayan, “böcek yiyen böcek”lerin kontrol dışına çıkabileceğinden çekinen sistem tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Değişen şartların ve zihniyetin artık onlara tahammülü yoktur. Ya, bu ülkeyi ve milleti hiçbir karşılık beklemeden sevenler? Yani, kimileri devletin ve milletin her türlü imkanından sınırsız bir şekilde yararlanıp da kılını kıpırdatmazken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden alınlarından akan terin karşılığı dışında herhangi bir karşılık beklemeden muhtelif cephelerde vuruşanlar...
    Bu ülkede, vatanını ve milletini hiçbir karşılık beklemeden sevenler, vatanın ve milletin bağımsızlığından, şerefinden başka bir şey düşünmeyenler, arabalarının altına konan bombalarla havaya uçuyor, kahpe pusularda can veriyor, buz gibi bir Aralık akşamında evinin önünde sol gözünden vurularak çoluk çocuğuna veda ediyor. Cinayetleri çözmeyi ve hesap sormayı bir namus meselesi olarak algıladığını ifade eden devletin de katıldığı cenaze törenlerinde gözyaşları içinde toprağa veriliyor ve devlet çok geçmeden hafızasını sıfırlıyor: “Ölen ölür, kalan sağlar ölene kadar bizimdir.”
    Bu ülkede, vatan ve millet uğruna dağlarda bölücü terör örgütüne karşı mücadele eden otuz bin fidan toprağa verildi; fakat, terör örgütünün başı devlet korumalı “İmralı Sakini”, örgütünü içeriden yönetmeye devam ediyor. TSK’nın bir generali, bölücü başının, örgütünü Suriye’dekinden daha rahat yönetmekte olduğunu itiraf ediyor, bölücü başının kuryeleri için tahsis edilen gemi için girişimde bulunduklarını; fakat, bir sonuç alamadıklarını açıklıyor.
    Bu ülkede, vatanını ve milletini karşılık beklemeden sevenler, işlerinden olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmakta, attıkları her bir adım, yazdıkları her bir satır dikkatle izlenip kaydedilmekte, tepelerinde “idari soruşturma” kılıcı sallandırılmakta, kurumlarda yüce Türk devletini temsil eden “cüce”lerin planladıkları komplolar birer birer devreye girmekte. Tüyü bitmedik yetimin hakkını gasp etmekte, çoluk çocuğun rızkıyla oynamakta bir sakınca görmeyen, Irak’ta ibadethanelerde katledilen dindaşlarını görmezden gelen yeryüzü Tanrısı siyasal İslamcılar, ABD ve AB’nin taleplerini yerine getirdikleri sürece önlerinde durabilecek bir gücün olmadığını görüyor, faşizmin dozunu giderek arttırıyor.
    Ulus-devleti, Kemalizm’i ve Türklüğü tarihe gömmek isteyen yeryüzü Tanrısı siyasal İslamcı, vatansız-milliyetsiz liberal, emperyalizm uşağı Kürtçü, azınlık ırkçısı ittifakı, oturduğu kumar masasına Türkiye’nin güneydoğusunu, Ege’yi, Kıbrıs’ı, vatan topraklarını koyuyor, şeriatı sadece dinsel gericilik olarak algılayan ve laikliğe bir halel gelmediği müddetçe hiçbir şey yokmuş gibi davranan asker ve siviller rahat yataklarında mışıl mışıl uyuyor. Nasıl olsa, işler sarpa sardığında kalan sağlar üzerlerine düşeni yapacaklardır! Nasıl olsa çok sevdikleri vatan için gözlerini kırpmadan ölüme atılacak vatan evlatları vardır. Nasıl olsa, vatan evlatları görevlerini yaparlar, onlar da ticaretlerine, nutuklarına, pazarlıklarına, “Laila”larda tepinmelerine kaldıkları yerden devam ederler!
    Türkiye’ye “Kürdistan”ı ziyaret etmeye geldiğini söyleyen Avrupalı emperyaliste tepki koyan yurtsever, Türk güvenlik birimlerinin gözleri önünde tekme tokat toplantı salonlarından çıkarılıyor, kongre, toplantı ve gösterilerde bayrak yırtanlara, bölücü örgütü destekleyen sloganlar atanlara, Türklere kurşun sıkan teröristlere ve hamilerine gösterilen hoşgörünün binde birine dahi layık görülmüyor.
    Bu ülkede, boş bir AB hayali uğruna Türkiye Cumhuriyeti’ni bölme ve Türklerin egemenliğine son verme çabası içinde olanlara sonsuz bir hoşgörü sergileniyor, kötü gidişe dur demek isteyen yurtseverlere aba altından sopa gösteriliyor, emekli bir vaiz Atlantik ötelerinden suikast, siyasi cinayet mesajları veriyor.
    Yıllar boyunca kendisine hamilik eden Almanya’da laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı “cihat” ilan eden Metin Kaplan, Almanya’ya verilen garantiler karşılığında Türkiye’ye getirilebiliyor; fakat, şu an hangi cezaya çarptırıldığı, hatta Türkiye’de olup olmadığı dahi bilinmiyor. Türk’e, Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı düşmanlık besleyenlere dokunulmuyor, misafir muamelesi yapılıyor; fakat, Türk’ü, Atatürk’ü ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni savunanlar tehlike olarak görülüyor, yıldırılmaya çalışılıyor.
    Bu ülkede, okullara müdür olarak atanabilmek için İmam Hatip Lisesi ya da İlahiyat Fakültesi mezunu olmak yetiyor, Kemalist-Türkçü, bağımsızlıkçı, laik yurtsever öğretmenler her türlü baskıya maruz kalıyor, Balıkesir ve Konya gibi illerde okullar ve milli eğitim müdürlükleri cemaat, tarikat müdavimlerine teslim ediliyor.
    Sözün özü, birileri Türkiye’yi boş hayaller uğruna hovardaca harcıyor, işler hepten içinden çıkılmaz duruma geldiğinde de vatan evlatlarını biner biner cepheye sürerek işleri düzeltebileceğini, işler düzelip de vatan evlatları bir kenara çekildikten sonra da kaldığı yerden işine devam edebileceğini düşünüyor. Neden düşünmesin ki? Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden beri hep aynı oyun sahneye konmadı mı? Devleti ve ülkeyi batıranlar, vatan evlatlarını biner biner cepheye sürüp işleri yoluna koydurttuktan sonra onları devlet yönetiminden bir şekilde uzaklaştırmadı mı? Türk’ü sadece cephede ölmesi gerektiğinde hatırlamadı mı? Yakılıp yıkılan vatan toprakları üzerinde yeni bir devlet kurmak uğruna cephelerde vuruşan Türkler, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra yine devlet yönetiminden uzaklaştırılmadı mı? Soğuk Savaş yıllarında küresel emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin küresel ve yerel çıkarları uğruna binlerce Türk genci katledilmedi mi? Ölen öldüğüyle kalırken küresel emperyalizmin işbirlikçileri güçlerine güç katmadı mı? 1984’te başlayan PKK terörünün önüne geçebilmek için otuz bin fidan kendisini feda etmedi mi? Feda edenler, asker ve sivil erkanın katılımıyla düzenlenen törenler eşliğinde kondukları mezarlarda yatarken birileri yine uğruna kan dökülen, can verilen vatan topraklarını pazarlık konusu yapmadı mı? Terör örgütünün başı İmralı’da devlet koruması eşliğinde örgütünü yönetirken dağda bölücü teröriste kurşun sıkanlar, Ayaş Cezaevinde çile doldurmadı mı?
    Yine işleri sarpa sardırdılar ve yine aynı şeyi düşünüyorlar, aynı planları yapıyorlar! Fakat, bu kez yanılıyorlar. Bu kez, vatanı kurtarmak için ayağa kalkacak vatanseverler üzerlerine düşeni yaptıktan sonra bir daha kenara çekilmeyecekler, meydanı küresel sistemin yerel uzantısı oligarşiye, devşirmelere bırakmayacaktır. Vatanseverler, işe önce vatanı bu noktaya getirenlerden hesap sorarak başlayacaklar, devletin imkanlarını ve milletin verdiği yetkileri sınırsız bir şekilde kullanarak ülkeyi uçuruma sürükleyenlerden gelecek nesiller adına hesap sormasını bileceklerdir. Vatanseverlerin, ülkeyi uçuruma sürükleyenlerin yanı sıra, kötü gidişe seyirci kalan asker ve sivil kesimlere karşı da öfkesi büyüktür ve onlardan da gaflet ve dalaletin hesabını bir bir soracaktır. Ve tabii, onca tehlike karşısında hala doymak bilmez midesini düşünmekten, küçük hesaplar peşinde koşmaktan başka bir şey yapmayan duyarsız kalabalıklar da unutulmayacaktır.