İstihbarat8 Aralık 2004 00:00

İstihbarat Raporundaki Uyarılar ve Satılan Topraklara Akademik Bakış

“- Şu ana kadar 68 İsrail firması toprak almış, en az bu kadarının da gizli bir şekilde pazarlığının yürütüldüğünün, yabancı ülkelerin Milli Güvenlik Kurulu engelini aşabilmek için buldukları yolun, yerli firmalarla ortaklık kurmakta olduğu ve onlarca yabancı şirket, yerli firmayla ortaklık kurarak toprak satın almıştır.   - İsrail firmalarının çoğunun kamu kuruluşu statüsünde olduğu, her şeyin 1998 yılı sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezel Wiseman’ın Türkiye’ye gelmesiyle başlamış, Wiseman gezinin önemli bir kısmını GAP konusuna ayırmıştır. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis forum link cialis bez receptaescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cena

Dergimiz Genel Yayın Yönetmeni ve Akdeniz Üniversitesi Rektörlük danışmanı Prof.Dr. Çetin Yetkin’in yönettiği Türkiye’de Toprak Satışı paneli 22 Kasım’da Akdeniz Üniversitesinde düzenlendi. Yazarlarımızdan Yargıtay Onursal Savcısı Vural Savaş, Yeniçağ gazetesi yazarı Necdet Sevinç ve Prof.Dr. Mümtaz Soysal panelist olarak katıldılar.
- Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk -

Yoğun ilgi gören paneli Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma Merkezi müdürü Yrd.Doç. Dr. Necdet Ekinci’nin açılış konuşmasıyla başladı. Akdeniz Üniversitesi öncülüğünde Türkiye’de ilk kez yapılan panelin bir başka özelliği de, hem İçişleri Bakanlığı’ndan hem de Bayındırlık Ve İskan Bakanlığı’ndan yetkili temsilcilerin de davet edilmesiydi. Ancak paneli yürüten Prof. Yetkin, çağrılan temsilcilerin önce görevlendirildikleri ama bilinmeyen bir nedenle yapılan görevlendirmelerin iptal edildiğini açıklaması şaşkınlık yarattı.
 Atatürk Konferans salonundaki panelde ilk sözü alan Vural Savaş, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımcılar yasasıyla ilgili olarak, yabancıların taşınmaz malların ve ayni hakların gelirleri ve satış bedelleri bankalar ve özel finans kurumlarıyla transfer edilebileceğinin altını çizdi. Savaş’ın konuşmasının bu bölümü akıllara, Türkiye’de gerçekleştirilen bankalar operasyonu zincirinin ve yabancı bankaların girişlerinin başlamasını getirdi.
 Savaş, “hiçbir liberal ülkede bile, kritik bölgelerde toprakların kayıtsız şartsız, hele sınır bölgelerinde, stratejik önemli yerlerde, Bakanlar Kuruluna bu kadar aşırı yetkiler verilerek, bir sınır getirmeden topraklarını adeta bir talana açmamıştır” dedi. Maden imtiyazlı yabancı şirketlerin getirdiği sakıncaların da altını çizdi. Tapu Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya’nın beyanlarını anımsatarak, “Atatürk devrimlerinin en büyük kazanımlarından biri olan ve demokratik ilkeler taşıyan 442 sayılı Köy Yasası’nın 87. maddesinin değiştirilmesiyle en büyük darbenin alındığını, ulus devlet olmanın temel unsurlarının küreselleşme adına yok edildiğini söyledi. Atatürk’ün son derece önem verdiği çekirdek yönetim biçimi olan Köy Yönetimi temel özelliğini yitirmiştir. Köylünün canı, kanı, aşı olan toprakları hızla ayaklarının altından kaymaktadır. Aynı zaman dilimi içinde Köy Kanunu, Maden Kanunu, Vakıf Kanunu, Yabancı Yatırım Kanunu gibi kanunların peş peşe değiştirilerek ülke topraklarının %15’i, yani 100 bin km2’lik bir bölümü 20 adet Amerikan, Kanada, Anglo-Amerikan kökenli çok uluslu şirketlere maden arama imtiyazı sınırsız ayrıcalıklar verilmektedir” dedi.
 Savaş, tüm bu değişikliklerin altyapılarının Davos toplantılarında atıldığını, altın, petrol, platin gibi maden sahalarının da diğer tekellerinin kapattığını, Bor madenleri, Torora’ya göz dikmiş her türlü girişimlerin yapılmakta olduğunu vurguladı. Bu iş için İngiltere Büyük Elçiliği’nin baskı aracı olarak kullanıldığını da sözlerine ekledi. Savaş, Tapu Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya’nın, “Bu durumun, ülke sermayesinin ölüm fermanı, emperyalizmin bedava hammadde sağlaması demek olduğu, Anayasanın 168. maddesindeki doğal kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ilkesine karşın yapılmakta olduğu” sözlerini anımsattı.
 Vural Savaş, konuşmasının geri kalan kısmını da GAP bölgesindeki istihbarat raporlarına ayırarak, İsrail’in bölgedeki yatırımlarına dikkat çekti, 1940’lı yıllarda Ben Gurion’un hazırladığı “Büyük İsrail” planında, Türkiye’nin kaynaklarının kontrolü ile kuzeyden İsrail’in, güneyden başta Etiyopya olmak üzere bazı Afrika ülkelerinin bastırması üzerine Ortadoğu’da su ve petrolün kontrol altında tutulmasının bu planın esasını oluşturduğunu söyledi. Konuşmasına Hasan Taşkın’ın kitabında yer alan istihbarat raporlarına da yer verdi.
Savaş, “inanın, halkımız bilinçlenmezse bu konuda, sahip çıkmazsa Türkiye Cumhuriyetinin sadece egemenliği değil, toprakları da, şeklen Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde görünse dahi madenleri de elimizden gitmek üzeredir. Maalesef, iktidarda kalmak uğruna verilen tavizlerle, dünyanın kendi tabiriyle “en liberal ülkesi” haline geldik ama gelen yabancı sermaye falan değil, dediğimiz gibi toprak kapatmaya çalışan ve niyetleri de hiç iyi olmayan şirketler ve kişiler… Uyanın yoksa Türkiye elden gidecek!” diye konuşmasını sonlandırdı.
 Panel başkanı Yetkin de, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma macerasında müzakere tarihi için hazırlanan raporda yer alan bir noktayı anımsatarak, Dicle ve Fırat bölgesinin uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesi gerektiğinin bir istek olarak yer aldığının altını çizdi.
 İkinci sözü alan Necdet Sevinç ise, AB uyum sürecini, teslimiyet, çöküş süreci olduğunu ve Tanzimat öncesi başlayan ve Tanzimat’ın ilanına neden olan, İmparatorluk’un çöküşüne kadar olan olaylar silsilesine benzetti: “Biz PKK’nın taleplerini kabul etmemek için 15 yıl savaştık. Binlerce polisimiz, askerimiz şehit oldu… 30 bin evladımız şehit oldu ve bu talepleri kabul etmedik. Ancak, PKK’nın talepleri AB komiserleri tarafından önümüze konulunca hepsini kabul ettik. Bize deniyor ki, kendinizi yönetecek güçte değilsiniz, bizim dediğimizi yapacaksınız. Buna direnmiyoruz. Kıbrıs’tan çekileceksiniz diyorlar, çekiliyoruz. Anan Planı’nı kabul esin diyorlar, ediyoruz, Kuzey Irak’ta sizin menfaatleriniz olamaz diyorlar, onbinlerce kilometredeki Amerika’nın, İngiltere’nin olabiliyor, Türk’ün olamaz diyorlar, çekiliyoruz. Sizin Kerkük’le ilgili iddianız olamaz, “Kırmızı Çizgileri”nizi iptal edin, ediyoruz…” Ayrıca, çok yakında azınlık sorunuyla karşılaşılacağına dikkat çeken Sevinç’in konuşması sık sık alkışlarla kesildi.
 Son konuşmacı olan Prof.Dr. Mümtaz Soysal da toprak satışının yalnızca egemenliğin kaybolmasıyla ilgili olmadığını, turizmin de baltalandığını söyledi. “Antalya, Alanya, Fethiye, Bodrum gibi turistik çevrelerde dahi sınırlama koymak gerekiyor. Bu yalnız geleceğin İzmir’lerini yaratmamak için değil, ama buradaki insanların çıkarlarını kollamak bakımından da önemli. Biliyor musunuz ki, Kalkan’da 700, Fethiye’de 1000 İngiliz’in satın aldığı villalarda var ama bilmediğimiz şey oralarda gizli pansiyonculuk yapıldığı… Orada bizim insanlarımız evlerini tamir ettirip pansiyonculuk yapmak istiyorlar ama orada satın almış olanlar, kendi yurtlarındaki insanları pansiyoner olarak çekmek için internet vasıtasıyla ilan vermektedirler. Her şey dahil, Türkiye’de İngiltere’deymiş gibi yaşabileceksiniz diye ilan veriyorlar. Bunu Hollandalılar da yapıyor, İngilizler de yapıyor.” diyerek, Turizmi koruyabilmek için bu gibi yerlerde bir sınırlama getirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
 Prof.Dr. Mümtaz Soysal, “işin en hayret verici tarafı o ki, biz böyle kendimize engel olarak zaten yasaları yapmışız. Yani yapılmaması gerekeni, resmen istenmemiş olanı yaparak, Dünya Ticaret Örgütü’ne, Avrupa Birliğine hoş görünelim ve yabancı sermaye akımını müthiş teşvik ediyoruz diyerek, başka teşvik yolları varken kolayına, bize en ağır olanına sapıp toprağımızı satışa çıkarmışız. Oysa buna mutlaka hayır demek gerekirdi. Buna hayır demiş olan devletler çevremizde var. İki AB üyesi ülke var: Yunanistan ve Güney Kıbrıs var.” Soysal, toprak satışına yasak getirmiş ülkelerin başında İsviçre olduğuna not düştü.
 Cumhuriyetin gittiğini söyleyerek “işgal başlamıştır” dedi. “Biz onun farkında değiliz. İşgali başlatan bir unsur, Cumhuriyetin zayıflamış olmasıdır, zayıflatılmak istenmesidir. Bunun iç nedenleri vardır. Bunu kimler istiyoruz onu da biliyoruz ama 80-90 yıl önceki durumu anımsatan bir şey var: iç amaçlarla dıştaki amaçlarda birleşmektedir. İnsanlara eskiden olduğu gibi hain demek ağır olur ama bilinçsizlik bazılarını İkinci Cumhuriyetçilik adına, kimini Müslümanlık adına Cumhuriyeti yıpratmaya götürmüştür. Dışarıdakiler Cumhuriyeti başka nedenlerle yıpratma peşindedirler. O yılları anımsatan çok şey su yüzüne çıkmıştır.” dedi.

Yabancılarla ilgi çıkarılan son yasalar:
- 3.7.2003 tarihli 4916 sayılı yasa ile Yabancı uyruklu gerçek kişilerle yabancı ülkelerde bu ülkelerin yasalarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticari şirketlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz mal elde edebilirler. Toprak satışında 30 hektardan fazlası Bakanlar Kurulunun iznine tabi. Ancak Bakanlar Kurulu için herhangi bir limit bulunmuyor.
 - 2634 sayılı Turizmi Teşvik yasasının 8A maddesine göre Bakanlar Kurulunun kararı ile karşılılık koşulu ve yabancılar için getirilen kısıtlamalara tutulmadan Turizm bölge ve merkezlerinde taşınmaz mal elde edebilirler.
 - 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımcılar yasası yabancı yatırımların Türkiye’de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe sahip şirketlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının edinimine açık bölgelerde taşınmaz mal edinmeleri serbest bırakılmıştır.


İşte istihbarat raporlarından en çarpıcı

 olanlarından birkaçı:
 
 
 
“- Şu ana kadar 68 İsrail firması toprak almış, en az bu kadarının da gizli bir şekilde pazarlığının yürütüldüğünün, yabancı ülkelerin Milli Güvenlik Kurulu engelini aşabilmek için buldukları yolun, yerli firmalarla ortaklık kurmakta olduğu ve onlarca yabancı şirket, yerli firmayla ortaklık kurarak toprak satın almıştır.
 
- İsrail firmalarının çoğunun kamu kuruluşu statüsünde olduğu, her şeyin 1998 yılı sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezel Wiseman’ın Türkiye’ye gelmesiyle başlamış, Wiseman gezinin önemli bir kısmını GAP konusuna ayırmıştır.
 
- Dünya’nın ünlü para simsarı George Soros’un ortağı ve Şubat 1999’da Milenyum GBG adını verdiği dünya turu kapsamında Türkiye’yi gezen Jim Rogers için de GAP bölgesi çok şey ifade ediyor. Rogers, internetteki sitesinde International Herald Tribune’de yayınlanan bir makalesinde, ABD yatırımcılarını GAP bölgesinde arazi almaya çağırıyor.
 
- Bu yabancıların ortak olduğu şirketlerden biri de, Koç Topluluğunun Şanlı Urfa’da bulunan KOÇ-ATA tesisi. 11 Ekim 2000 tarihinde açılan tesisin açılış konuşmasında Rahmi Koç, tesisin 17 milyon dolara mal olduğunu belirttikten sonra, “2500 dönümlük arsanın sadece 500 dönümünü satın aldıklarını, geri kalan 2000 dönümünü 20 yıllığına kiraladık. Esasında, kullanılan tüm araziyi satın almak daha akıllıca olurdu. Ancak arkadaşlarımız, bunlar büyük arazi almak için buraya geliyorlar dedikodularının önünü kesmek için bu şekilde hareket etmeyi uygun gördük” diyor.
 
- İsrailli işadamları ve yetkililer, bölgede görevli kamu personelini hizmet içi eğitim kapsamında düzenledikleri gezilerle İsrail’e götürmektedirler.
 
- İsrailli işadamları öncelikle piyasaya ödeme zorlukları içinde olan hatta Ziraat Bankası’na borçları bulunan toprak sahipleri ve çiftçilerle ilgilenmektedirler.
 
-Mardin, Derik ilçesine bağlı köylerde binlerce dönüm arazi, tarım ve hayvancılık yapmak maksadıyla İsraillilere kiralanmıştır. Şanlı Urfa-Karaali bölgesinde halen seralardan bazıları İsraillilerle ortak olduğu ve yatırım çalışmalarına devam ettiği bilinmektedir.
 
- Şanlı Urfa-Saruç yolu üzerinde ABD-Türkiye firmalarının ortaklığıyla kuru8lduğu bilinen SUBOR boru üretim fabrikasının İsraillilerin yönetimde bulunduğu bölge halkı tarafından da bilinmektedir.
 
- Koç-Ata şirketi Süt Ve Besi tesislerinde, çalışmaları kapsamında bazı İsrailli şahıslar, İsrail’den getirecekleri 4000 adet büyükbaş hayvanı köylülere karşılıksız dağıtmak için çalışmalara başlamıştır. Bu hayvanların yem ihtiyaçları kendilerinde satın alınacağı, doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı kabul eden ve kendilerince uygun görecekleri isteklilere verileceği belirtilmiştir.
 
- GAP bölgesinin İsrail açısından önemi, İsrail devleti kurulmasından sonra Güneydoğu Anadolu bölgesinde göç eden Kürt kökenli Yahudileri finanse etmeye ve sağlanan ürünlerin pazarlama hakkını elde etmeye dayanmaktadır. Bu kapsamda Güneydoğu Anadolu bölgesinden dünyaya açılmaya hedefleyen İsrail, Türkiye’den İsrail’e göç eden ailelerden bir kısmını Şanlı Urfa bölgesine yerleşmelerini sağlamıştır. Diğer yandan Ağustos 1995’de Ankara Büyükelçisi olarak atanan El Pelek, Türkiye’de su da bol, toprak da… Ancak bizde her ikisi de yok, diye beyanat vermesi İsrail’in GAP üzerindeki planlarını ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir.
 
- Eylül 2000’de İsrail Sanayi Ve Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada GAP’daki baraj ve sulama projesi için açılan ihaleyi İsrailli firmaların kazandığı, 600-800 milyon dolar arasında değişen projelerin inşaasına başlanacağı belirtilmiştir.”




http://www.mudafaaihukuk.com/anasayfa.htm