İstihbarat17 Ekim 2004 00:00

Derin Noktalar - Fikret Şahin

Bu yazımızda PKK/KADEK (KONGRA-GEL), Celal Talabani, Mesud Barzani, ABD (CIA) ve İSRAİL (MOSSAD)’e genel bir bakışla birlikte 2003-2004 yılları içerisinde belirli tarihlerde meydana gelmiş olan olaylara, söylemlere, demeçlere, başın açıklamalarına değineceğiz. Bunları sizlere bölümler halinde sunacağız. cialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupondiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Birinci bölüm:

Bizleri (TÜRK MİLLETİNİ) derinden yaralamış olan ve sabrımızı taşırma noktasına sokan Süleymaniye baskınına değineceğiz. 4 Temmuz 2003’te meydana gelen olayda ABD askerleri Irak’ın Süleymaniye kentinde görev yapan Özel TÜRK Timinin ve hizmetlilerin bulunduğu binayı basarak 3 subay ve 8 astsubayımızla bina hizmetlilerini tartaklayarak ve ağır küfürler savurarak ellerini kelepçeleyip başlarına çuval geçirerek tutuklamaları ve bununla birlikte binada bulunan araç-gereçleri, silahları, mühimmatı, haberleşme araçlarını yağmalama ve zarar verme olayıdır. Buna birde askerlerimizin bilinmeyen bir yere (karargah) götürülerek sorgulanmalarını da eklemeliyiz. Bu olaydan sonra ABD Türkiye’den özür dilememiş, olayı “ÜZÜNTÜ” ifadesiyle geçiştirmiştir. Bu yapılan baskın olayı önceden planlanmış ve de TSK’ya gözdağı vererek Irak’tan çekilmesini, ABD’nin Irak’ta hele hele de K.Irak’ta daha rahat hareket etmesi bağlamında Barzani ve Talabani’nin önünü açarak onları rahatlatmakla birlikte Musul ve Kerkük’te ki planlarını hayata geçirmelerini sağlamak için yapılmıştır. Bu olayı unutmayın ve unutturmayın. İttifak olarak gördüğümüz ülkeyi iyi tanıyın. Bu olayın perde arkasında (madalyonun görünmeyen yüzü) başka noktalar da bulunmaktadır. Önemli noktalardan birisi de İsrail (MOSSAD)’ın K.Irak’ta ki faaliyetlerinin TSK tarafından izlenmesidir.

İkinci bölüm:

19.11.2003 tarihinde Irak Hükümet Konseyi Başkanı Celal Talabani, kalabalık bir heyetle birlikte Ankara’ya geldi. Celal Talabani ile birlikte on bakandan oluşan heyeti havaalanında Türkiye’nin Irak Özel Büyükelçisi Osman Korutürk, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Osman Paksüt, HAK-PAR Başkan Yardımcıları İbrahim Güçlü ile Fehmi Demir, DEP eski milletvekili Ahmet Türk ve Sırrı Sakık karşılamışlardır. Celal Talabani konuşmasında, Türkiye ile ticari ilişkilerini güçlendirmek istediklerini vurguladı ve Irak’ta çok büyük ekonomik imkanların bulunduğunu söyledi. Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kürşat Tüzmen, Irak’ta asayiş ve güvenliğin bulunmadığından söz edince, Talabani, Irak’ın sadece küçük bir kesiminde kargaşalığın bulunduğunu ve Irak’ta ticaret yapma güvenliğinin garantisini sağlayabileceklerini ifade etti. Talabani’nin son sözlerinde ki güvenlik garantisini sağlayabiliriz cümlesine dikkat etmenizi tavsiye ederim. Demek ki Irak’ta güvenlik Kürtlerden soruluyormuş.

Üçüncü bölüm:

23.11.2003 tarihinde Stockholm’de Uluslar arası Olaf Palme Vakfı Genel Başkanı ve Kürt meselesinde uzman olan Thomas Hammerberg bir seminer verdi. Seminerin konusu Kürdistan güneyinin durumu ve kendisinin Irak’a yaptığı bir haftalık geziyle ilgiliydi. Thomas Hammerberg konuşmasında Kürtlerin Irak’a ve dünyaya karşı kendi pozisyonlarını güçlü kılmak için, Irak’ın genel seçimlerini beklememeleri, şimdiden Kürdistan’ın güneyinde genel seçimleri hazırlayarak bu esas üzerine yeni ve birleşik bir hükümet kurmaları gerektiğini vurguladı. Thomas Hammerberg 1992’de yapılan genel seçimlerin sonsuza dek sürmeyeceğini işaret ederek Kürdistan Parlamentosunun meşruiyetinin sağlanması ve Kürdistan yönetiminin sağlamlaştırılması nedeniyle seçimlerin yenilenmesi gerektiğini savundu. Hammerberg, Federal Kürdistan’ın siyasi-coğrafi sınırlarının içinde kalması şartıyla, Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani’nin de Kerkük’ün özel bir statüye sahip olmasından yana olduğunu söyledi. Olaf Palme Vakfına ve vakfın genel başkanı olan Thomas Hammerberg’e dikkat edin. Acaba bu vakfın Türkiye’de bir şubesi var mı ve faaliyetleri nelerdir?

Dördüncü bölüm:

Washington kaynaklı 07.01.2004 tarihli bir haberde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kürtlerin kendi tarihi kimliklerini coğrafyayla birlikte tanımlamak istediklerinin açık olduğunu söyledi. Ancak bu talebin Irak çerçevesinde olması gerektiğini ifade eden Powell, Iraklıların birbirleriyle ilişkilerinin nasıl ve ne şekilde olacağı konusunda kendilerinin karar vereceğini belirtti. Bu son cümleyi tekrar tekrar dikkatlice okuyun ve Colin Powell’in 07.01.2004’te verdiği demeçten günümüze son durumu tahlil edin. Ayrıca Powell demecinin devamında, Türkiye, İran ve Suriye mevcut Kürt yönetiminin resmi bir statü kazanmasından korkuyorlar, Kürtlerin kendi otoritelerine genişleyerek birleşik bir Büyük Kürdistan’ı kuracaklarını düşünüyorlar ve bu durumdan büyük bir endişe duyuyorlar. “Ancak korkunun ecele faydası olmadığı da bir gerçektir” diyor. Bunun yorumunu da sizlere bırakıyorum.

Beşinci bölüm:

12.01.2004 tarihli haberde K.Irak’ta ki Erbil kenti ve çevresinin yerel yönetiminin başkanı ve Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) yetkilisi Neçirvan Barzani, partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) yönettiği bölgeler arasındaki hatta görevli olan Türk askerlerinin çekilmemesi durumunda büroların gerekirse zor kullanılarak kapatılacağı tahdidini savurdu. Barzani yaptığı açıklamada, Türkiye’nin KDP ile KYB arasında 1996’da çıkan çatışmaların ardından iki grup arasında tampon görevi yapmak amacıyla gönderdiği askeri gücün çekilmesini istedi. Bunun üzerine Erbil’de görevli ABD’li teğmen James Bullion ise, Kürtlerin güç kullanarak bir şey yaparlarsa çok büyük uluslar arası sorun çıkar. Bunu yapmayacaklar dedi. Bullion, Türk barış gücünün, ancak Kürt bölgesindeki iki partinin tam birleştiği zaman bölgeden ayrılacağını ifade etti. Son cümleye istinaden ABD bu iki Kürt partisini tam birleştirmek için bazı görüşmeler yapmıştır ve birleşim artık sağlanmış durumdadır. Aynı tarihte ABD’nin Irak’ta ki Sivil Yöneticisi Paul Bremer, federalizm sisteminin Irak’a uygun olabileceğini söyledi. “ABD, federalizm sisteminin Irak’a uygun olacağını düşünüyor. ABD’nin kastettiği federalizm, idari ve coğrafi federalizmdir. Bu sistem, Irak’ta diktatörlüğün bir daha ortaya çıkmasını engelleyecektir” demiştir. Yine aynı Paul Bremer, ABD’nin PKK/KADEK (KONGRA-GEL)’i terör örgütü ilan etmesinden sonra yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı George Bush, Irak’ın terörizm yatağı olarak kullanılmasına bir son verme taahhüdünde bulundu” dedi ve PKK/KADEK (KONGRA-GEL)’in terör örgütü olduğunu ve Amerikan yasalarına göre terör örgütü olarak sınıflandırıldığını ifade etti. Bremer, Yeni Irak’ta teröristlere ya da terör örgütlerine yer yok dedi.

Altıncı bölüm:

26.01.2004 tarihli haberde, Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) askeri oluşumu ve peşmerge sorumlusu Mansur Barzani, “Kürt halkının isteklerinin karşısına geçenlerin, biz de karşısında duracağız” dedi. Mansur Barzani, KDP’nin yayın organı Khabat gazetesine yaptığı açıklamada, “Kürt halkının isteği olan federalizm yerine geldiği takdirde, kendilerinin de onu gerektiği gibi koruyacaklarını anlattı ve “Biz şimdiye kadar çok can verdik. Yine can vermeye hazırız. Eğer bu federalizm isteğimiz gerçekleşmezse biz kendimizi yine feda etmeye hazırız. Kürt halkının isteklerinin karşısında duranlar ise şunu iyi bilsinler, biz de onların karşısında duracağız. O zaman peşmergelerin tavırları başka olacaktır” dedi. Bu açıklamanın ardından bir gün sonra 27.01.2004 tarihinde Neçirvan Barzani (Mesud Barzani’nin yeğeni) AP’ye (Associated Press) açıklama yaptı. Açıklamasında, K.Irak’ta yerleşik bulunan Türk askerini sınır dışına çıkarmak için gerekirse zor kullanacaklarını ve protesto hareketlerinde bulunacaklarını iddia etti. Erbil’de ki Kürt Parlamentosu da Kuzey Irak’ta ki Türk askerinin bölgeden çıkmasını istedi.

Yedinci bölüm:

20.02.2004 tarihli haberde, İsrail Hava Kuvvetleri ABD’den 102 adet F-16 B tipi savaş uçağı satın aldı. Anlaşma toplam 4,5 milyar dolar değerinde. İsrailli yetkililer, havada yakıt ikmali yapmadan Ortadoğu’nun tümünü dolaşabilecek kapasitede ki uçakların, hava kuvvetlerinin belkemiği olacağını iddia etti. Uzmanlar, ultra gelişmiş savaş uçaklarının savaş testlerinin yapıldığını ve bunlara İbrani dilinde fırtına manasına gelen “Sufa” adının verildiğini kaydetti. Bin beş yüz kilometre menzilindeki uçakların, yakıt ikmali yapmaksızın Ortadoğu’nun her köşesine gidebildikleri belirtildi. Uçaklar için ödenecek paranın İsrail’e, ABD askeri yardımından karşılanacağı kaydedildi. İsrail, ABD’den yılda 2 milyar dolar askeri yardım alıyor. Bu bölümdeki haberi dikkatle ve tekrar okuyun. İsrail acaba bu 102 adet F-16 B tipi savaş uçağını neden satın alıyor. Güvenlik için mi yoksa bir yerleri vurmak için hazırlık evrelerinden birisi mi acaba?