KURTLAR VADİSİ ÜZERİNE - Hanifi Altaş
Bir dizi nasıl oluyordu da milyonlarca seyirciyi adeta bir milli maç izlermişcesine beyazcamın karşısına dikebiliyordu? Türklerin kendi yurtlarında sahipsiz ve kimsesiz oluşlarıyla ilgilidir bu. Türkler örgütsüzdürler ve bu örgütsüzlüğün sonucu olarak derinden derine, kendilerine ait "bir Teşkilat-ı Mahsusa" özlemi çekmektedirler; bilinçli olarak farkında olmasalar bile böyledir bu... discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription card
Bundan bir yıl kadar önce, beyazcamı kaplayan aşiret dizileri üzerine bir yazı yazmıştım. "Ortada bir Aga vardir" ana teması üzerine döndürülüp durulan bu dizilerin, İMÇ'yi işgal eden eroinci Kürt patronların müzik ve film piyasası üzerinde kurdukları hegemonyanın doğal bir sonucu ve ulusal devletler yerine modern derebeylikler ve site devletleri inşa etmeye çalışan emperyalist sistemin, aynı doğrultuda ulusal kültür yerine de aşiret kültürü pompalayan siyasetinin bir gereği olarak piyasaya sürüldüğünü belirtmiştim. Kurtlar Vadisi işte biraz da bu Kürt şirretliğine karşı içten içe duyulan "Türk" tepkisinin bir çeşit yansıması sonucu bu derece benimsenmiş olmalıdır. Bu bir.
İkincisi ise bütün dünyada konusu mafiavari ilişkilerden ibaret olan bu tür filmlerin ve dizilerin geniş bir seyirci kitlesi çektiğinin bilinen birşey olmasıdır. Osman Sınav, bu vadideki ilk sınavını 'Deli Yürek'le vermiş, Kurtlar Vadisi ise onun açısından çok daha başarılı bir deney olmuştur. Ama aslında Kurtlar Vadisi, Mario Puzo'nun meşhur Baba romanından beyazperdeye uyarlanan Baba I ve Baba II ile Bir zamanlar Amerika gibi filmlerin ve Sokaktakiler gibi dizilerin yerli bir türevidir. Öyle ki, Türkiye'de Kurtlar Vadisinde işlendiği türden nitelikli bir mafya örgütlenmesinin bulunmadığının göstergesi, cezaevlerinde bu tür suçlardan yatan mahkumların dahi dizinin oyuncuları karşısında sergiledikleri hayranlık ve imrenme duygularıdır. Oktay Kaynarca, Bayrampaşa cezaevinde bir ilah gibi karşılandığını anlatmıştır aynı programda. Sonuç itibariyle elli yıldır küçük Amerika olmak yolunda yürüyen Türkiye'de, diğer sahalara nazaran mafiasal filmler ve diziler bakımından hayli büyük bir ilerleme kaydetmiş olduğumuzu söylemek mümkündür.
Dizinin "Türk" tarafı ve "Türkleri" ilgilendiren tarafı ise bu dizide "Devletin" derin bir biçimde varlığını hissetirmekte oluşudur. Yaşadığımız gerçek hayatın hiçbir alanında izine rastlamadığımız Devletin, Arslan Bey örneğindeki beylik görüntülerle de olsa seyircinin karşısına çıkması ve olayları belirleyici ve yönlendirici bir konumda sunulması "Türk" seyircisinin derin bilinçaltına hitap etmekte ve onun özlemlerine bir ölçüde -hayali cihan değer kabilinden- karşılık gelmektedir.
Konumuzun doğrudan doğruya Türkleri ilgilendiren bir de sosyal psikoloji boyutu var ki o da ayrı bir yazının konusudur. Ama özetle şu kadarını söyleyelim ki, Türklerin kendi yurtlarında sahipsiz ve kimsesiz oluşlarıyla ilgilidir bu. Türkler örgütsüzdürler ve bu örgütsüzlüğün sonucu olarak derinden derine, kendilerine ait "bir Teşkilat-ı Mahsusa" özlemi çekmektedirler; bilinçli olarak farkında olmasalar bile böyledir bu...
Kurtlar Vadisi, eleştirilecek bir çok yönü olmasına rağmen;
"Yiğitler silkinip ata binende
Derelerde bozkurtlara ün olur!"
diye seslenen çağdaş bir Köroğlu arayışına bir nebze cevap vermektedir Türk'ün!