Bilgi Savaşları - Serdar Turgut
İstihbarat faaliyetinin yüzde 90'ı, 95'i artık 'açık istihbarat' üzerine kurulmaktadır. Dolayısıyla başarılı istihbarat faaliyeti akıl ve bilgiyle yürütülür, kaba güç tali kalır. Bu hep böyleydi belki ama son yıllarda doğru bilgiyi analiz etme yeteneği çok önem kazanmıştır. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsdiscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsabilify idippedut.dk abilifycialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon
İstihbarat faaliyetinin iki boyutu vardır.
Bir tanesi bizim filmlerden, romanlardan tanıdığımızı sandığımız gizli ajanların dünyasıdır.
Diğeri ise isteyen herkesin bulup, okuyabileceği, izleyebileceği türden bilgiler üzerine kurulan istihbarattır.
Gayet tabii ki bilgiye ulaşmak önemlidir de, asıl önemli olan o bilginin nasıl analiz edileceği, yorumlanacağıdır.
İstihbarat faaliyetinin yüzde 90'ı, 95'i artık 'açık istihbarat' üzerine kurulmaktadır.
Dolayısıyla başarılı istihbarat faaliyeti akıl ve bilgiyle yürütülür, kaba güç tali kalır.
Bu hep böyleydi belki ama son yıllarda doğru bilgiyi analiz etme yeteneği çok önem kazanmıştır.
* * *
Açık istihbaratın önemi bu şekilde artınca ve bilgiye ulaşma çok daha kolaylaştığından, bilgi kavramı üzerinde ciddi bir savaş verilmesi gündeme gelmiştir.
Düşünen insanlar Türkiye'de olduğu gibi tüm dünyada da alışagelinen medyadan aldıkları 'bilgiye' tam güvenmiyorlar.
Görünen gerçekliğin temelinde 'başka şeyler' olduğunu hissediyorlar, bu yönde kuşkuları var ve araştırıyorlar.
Dolayısıyla bu insanların ulaşabileceği bilgiler üzerinde bir savaş da yaşanıyor.
Birçok kaynak bilgiyi kendisine göre değiştiriyor, deforme ediyor ve öyle sunuyor insanlara.
Çünkü bilgi, ülkelerin kendilerini koruma ve güçlendirme sürecinde en önemli unsur haline geldi.
Ayrıca aynı ülke içinde çeşitli çatışan gruplar kendi çıkarları doğrultusunda bilgiyi değiştirebiliyorlar doğal olarak.
Ülkemizde de gidişatı yorumlayan birçok Internet sitesi var, bunları hazırlayan gruplar, bunların bazı bağlantıları ve eklentileri var.
Bu nedenle olayların altındaki gerçeği ararken ve bu tür yayınları okurken şüpheci tavrı hiç bırakmamak, daima kuşkucu olmak ve bir senteze varmadan önce mutlaka aynı konu üzerinde çok farklı ve belki de birbirine düşman olabilen görüşleri de iyice analiz etmek gerekiyor.
Nasıl ki iyi bir istihbaratçı bu şekilde çalışmalıysa iyi bir gazetecinin de bu yorucu işe girişmesi kaçınılmaz.
'Doğrular' siyasetçinin demecinden, perde arkasında söylediklerinden, resmi kurumların açıklamalarından bulunacak bir şey değildir.
Gerçek perde arkası çok daha zor ulaşılacak açık istihbaratın çetrefil, gizemli sayfalarındadır.
Dünyada işler bu tür bilgiler üzerinde döneceğinden Türk devletinin de mutlaka gizli kalması gerekmeyen, açık istihbarata dökülebilecek bilgileri düşünen insanlara açması gerekmektedir.
Gayet tabii ki kendi açılarından, kendi süzgeçlerinden geçirerek vereceklerdir bu bilgileri ama olsun, bunların hiç ortada olmamasından daha iyidir o durum.
Bilgi üzerine yaşanan savaşlarda düşünen insanları devletin tavırları, beklentileri ve tahminleri açısından bilgisiz bırakırsanız, onlar da başka kaynaklara giderler ki, bu çoğu zaman ülkenin aleyhine durumlara yol açabilir.
Devletin oluşturacağı, bağımsız çalışan, 'düşünme gruplarına ' ve onların sürekli üreteceği bağımsız analizlere acilen ihtiyaç olduğu kesindir.
* * *
Bu genel çerçevesi işin.
Bir de çok acıklı yanı var bu genel doğruların.
Türkiye nedense birçok konuda kendisini hazırlıksız tutmakta ısrarlı. Bu bir tür 'intihar' gibi geliyor bana ama intiharın nedenini de anlayamıyorum.
Bakın, bu köşede bir süredir iklim değişiklikleri tehlikesine işaret etmeye çalışıyorum.
Gündeliğin fantastik kısır döngüsel dünyası içine sıkışıp kalmış olan Türk düşünürleri ve medyası bu tür önemli konulardan fazla haz etmiyorlar.
Ama bu iklim değişikliği bizlerin, dahası çocuklarımızın yaşamını ciddi bir şekilde etkileyebilecek bir mesele.
24 Nisan tarihinde İngiltere ve Türkiye'de çıkan bir haber ile bir yazı bizim bu konuda ne kadar zavallı bir durumda olduğumuzu maalesef gözler önüne serdi.
İngiliz Times dergisindeki haberde önümüzdeki yıllarda İngiltere'de sel baskınlarının hızla artacağı, gereken önlem alınmadığı takdirde şu an yıllık 1 milyon sterlin olan sel felaketi maliyetinin kısa sürede yılda 20 milyon sterline çıkacağı belirtiliyordu.
Aynı gün Hürriyet Gazetesi'nde ise Yalçın Doğan Türkiye'de meteoroloji tahminlerinin neredeyse yapılamaz hale geldiğini, gündelik tahmin raporlarının bile İngiltere'den satın alınmakta olduğunu yazdı.
Yani bizler bırakın gelecekte olabilecek iklim değişikliklerine karşı öngörülerde bulunmayı yarın havanın ne durumda olabileceğini bile yurt dışından yardım olmadan pek bilemiyormuşuz.
İngiltere 20-30 yıl sonrasının tehlikelerine karşı bugünden harekete geçiyor, biz elimizdeki imkanları arabesk bir şekilde harcayarak bırakın geleceği öngörmeyi, yarına bile pek hazırlıklı değiliz.
Yakın gelecekte olması muhtemel önemli değişimler hakkında yazarken ben hep Türkiye'nin konumu nedeniyle şanslı ülkeler arasında yorumlanmakta olduğunu vurgulamıştım.
Bu böyle de, bu şansımızı kendi davranışlarımızla elimizden kaybetme ihtimalimiz de büyük.
Meteoroloji tahminlerindeki durum bir örnek bu dediğime, bir diğeri de olası İstanbul depremine karşı aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen pek bir tedbir alınmadığının ortaya çıkmasıdır.
Rasyonel insan beyninin kavraması mümkün olmayan şeylerdir bunlar ama Türkiye'yi yönetenler sıkça rasyonalite ile bağlarını koparabiliyorlar ne yazık ki, bunu da unutmamak lazım galiba.