Cumhuriyet aydınlanmadır.. - Uluç Gürkan
Türkiye’de Cumhuriyet aydınlanmadır. Aydınlanma aynı zamanda, Cumhuriyetin ‘çağdaş uygarlık’ hedefinin ‘Tanzimat Batılılaşması’ ile ayrımını da ortaya koyar. Tanzimat Batılılaşması sömürge kültürüdür. Batılı efendilerin taklidi, küçük bir örneği olma özlemidir. Cumhuriyet ise tarihin yeniden yazılışı ve bitmiş, tükenmiş Türk ulusunun yeni ve çağdaş bir geleceğe doğuşudur. Niyazi Berkes’in sözleriyle, ‘Mustafa Kemal ve arkasındaki bir avuç ilericiler ile, gene bu savaşın içinde bulunan muazzam bir gericiler kitlesi arasında, didişile didişile, santim santim koparılmış’ bir aydınlanma kavgasıdır.discount drug coupons site printable coupons for cialiscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgcialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponkamagra kamagra 100mg kamagra gel
Yarın 29 Ekim.. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 81 nci yıldönümü.. Kimileri, her zamanki küstahlıklarıyla dudak bükecek, burun kıvıracak. Ancak, Türkçemizde güzel ve doğru bir söz var, ‘güneş balçıkla sıvanmaz’ diye.. Kim ne düşünürse düşünsün, Türkiye’nin bugünkü Avrupalılık iddiası Cumhuriyetin ürünüdür.
Cumhuriyete dudak büküp, burun kıvıranlar da, hem varlıklarını, hem de bu küstahlıklarını Cumhuriyete borçludurlar..
* * *
Türkiye’de Cumhuriyet aydınlanmadır.
Aydınlanma aynı zamanda, Cumhuriyetin ‘çağdaş uygarlık’ hedefinin ‘Tanzimat Batılılaşması’ ile ayrımını da ortaya koyar. Tanzimat Batılılaşması sömürge kültürüdür. Batılı efendilerin taklidi, küçük bir örneği olma özlemidir.
Cumhuriyet ise tarihin yeniden yazılışı ve bitmiş, tükenmiş Türk ulusunun yeni ve çağdaş bir geleceğe doğuşudur. Niyazi Berkes’in sözleriyle, ‘Mustafa Kemal ve arkasındaki bir avuç ilericiler ile, gene bu savaşın içinde bulunan muazzam bir gericiler kitlesi arasında, didişile didişile, santim santim koparılmış’ bir aydınlanma kavgasıdır.
Cumhuriyet ile Türkiye’de öncelikle siyasal egemenlik anlayışı köklü ve kalıcı bir biçimde değişmiştir. Bir sömürü ve baskı aracı olarak kullanılan saltanat, hilafet gibi doğa üstü güç kurumları yıkılmış, egemenlik koşulsuz olarak ulusa devredilmiştir. Altıyüz yıllık hukuk, toplum ve siyaset kurumları, yerlerini çağdaş bir anlayışın kurumlarına terketmiştir.
Böylece gerçekleşen olay, Türkiye’de demokratikleşme sürecinin başlatılması ve yeni bir kamusal kişiliğin yaratılmasıdır. Bu süreçte Osmanlı cemaat düzeninin ‘kulları’, ‘Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı’ kimliğini kazanmış, açık anlatımıyla kadını ve erkeğiyle ‘özgür birey’ özelliğiyle insanlığını kazanmıştır.
Ötesinde, dünya tarihinde eşine az rastlanan bir köklü dönüştürme projesi olarak takvim, kıyafetalfabe bile değiştirilmiştir. Bugünün Türkiyesinin herhangi bir AB üyesi ülkeden ciddi tek farkı insanlarının dini inançlarıdır. Ancak unutmamak gerekir ki, Fransız devriminin Hıristiyanlık için anlamı neyse, Türk devriminin İslam dünyasındaki yeri de eş anlamlıdır.
* * *
Ne yaman bir çelişki.. AB’ye Cumhuriyet değerleriyle değil de Tanzimat kafasıyla sımsıkı sarılmış günümüzün gericiler kitlesi, Cumhuriyetimizin temellerine saldırıyı demokrasi gibi pazarlamaya uğraşıyor.
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan’la çizilmiş sınırlarının tartışmaya açılmasının AB’yle hiç bir ilgisi olamaz. Laik Cumhuriyetin daha İslami bir yapıyla değiştirilmesinin demokrasiyle bağdaşması mümkün değildir?
Bu küstahlığı durdurabilmek için, Cumhuriyet tutkumuzu bir ‘nostalji’ olmaktan kurtarıp, demokrasiden ekonomiye, eğitimden sağlığa kadar bütün alanlarda topyekün bir ‘çağdaş uygarlık seferberliğine’ dönüştürmemiz gerekiyor.
Türk ulusu, ‘kurtuluş ve kuruluş’ mucizesini en zor koşullarda gerçekleştirebilmiştir. O koşullar altında dahi ayrımcılık ve bölücülük tuzağına düşmemiştir. Bugünse, 1920’lerle karşılaştırılmayacak kadar güçlüdür. Eğer bu güç gereğince değerlendirilebilseydi, AB ile ilişkilerimizde pek de yenilir yutulur cinsten olmayan son raporu içimize sindirmek durumunda kalmazdık, Irak’ın kuzeyinde PKK’nın tasfiyesi ve Kerkük’te Türkmenlerin haklarının tanınması için ABD’nin himmetini beklemezdik.