İstihbarat22 Ağustos 2004 00:00

Bilinçli mesajlar - Uluç Gürkan

Türkiye, dışarıdan olduğu kadar, içeriden de çözülmeye zorlanıyor. Toplumun bilinçaltına, ulusal aidiyet duygusunu zedeleyici mesajlar ısrarla veriliyor. Etnik ve dini alt kimliklerin ulusal üst kimliğin üzerine çıkarılması için büyük bir seferberlik uygulanıyor. discount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında TBMM’de, Türkiye’nin geçmişinin 20’nci yüzyılı anlayabilmenin anahtarı olduğunu söylemiş ve konuşmasını şöyle sürdürmüştü:

‘Asıl önemlisi, Türkiye’nin geleceğinin 21’inci yüzyılın biçimlenmesi için belirleyici olacağıdır. Yeni yüzyıl, Türkiye’nin geleceğini nasıl tanımlayacağına ve hem bugün, hem de yarın için rolünü nasıl oynayacağına göre biçimlenecektir.’

Clinton’ın bu değerlendirmesi, gönül almaya dönük bir abartı değildir. Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya’nın kesiştiği bir noktada bulunan Türkiye, 21’inci yüzyılın büyük oyununda ister istemez ağırlıklı bir rol oynayacaktır.

Peki, nasıl bir rol oynaması söz konusudur Türkiye’nin?

Önünde iki seçenek var.. Birincisi, çağdaş uygarlık hedefine ilerleyen laik ve demokratik Cumhuriyet olarak etkinliğini göstermek. İkincisi ise ‘ılımlı İslam’ rolünü oynamak.

Türkiye, laik ve demokratik Cumhuriyet etkinliğiyle, terörle beslenen uygarlıklar çatışması tezini çürütecek tek güçtür. Demokrasinin bir Hıristiyan değeri olmadığını, nüfusu Müslüman olan ülkelerde de işletilebileceğini kanıtlayarak dünyayı barış yönünde değiştirebilir.

Ancak, ABD’nin bugünkü Bush yönetimi, geçmişte Irak’ta Saddam’ı, Afganistan’da da El-Kaide’yi destekleyerek kendi canavarlarını yaratan Dr. Frankeştayn misali, şimdi Türkiye’de ılımlı İslam oyununa yatırım yapıyor. Çünkü hedefi, İslam dünyasının gerçekten demokratikleşmesi değil. Ortadoğu Projesi kapsamında bu coğrafyayı, gerektiğinde askeri müdahalede de bulunarak, kontrol altında tutmak istiyor.

Ilımlı İslam rolü paralelinde Türkiye’ye de, etnik ve dini cemaat federasyonları temelindeki Osmanlı elbisesi yeniden giydirilmeye çalışılıyor.

* * *

Türkiye, dışarıdan olduğu kadar, içeriden de çözülmeye zorlanıyor. Toplumun bilinçaltına, ulusal aidiyet duygusunu zedeleyici mesajlar ısrarla veriliyor. Etnik ve dini alt kimliklerin ulusal üst kimliğin üzerine çıkarılması için büyük bir seferberlik uygulanıyor.

‘Sabetaycılık’ tartışmaları bu seferberliğin önemli bir parçasıdır.. Soner Yalçın imzalı ‘Efendi’ adlı kitabın bu süreçte nasıl bir tehlikeli nokta olduğuna 25 Mayıs 2004 günü bu sütunda dikkat çekmiştim. Atatürk ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği ‘kurtuluş ve kuruluş’ devriminin aslında örtülü bir Yahudi işi olduğu propagandası, yurtseverlerin çabalarıyla hızını kaybetmiş de olsa, hala sürüyor. ‘Cemaat-i Müslümin’i uyandırmak ve Atatürk’ün kutsal emaneti olan laik ve demokratik Cumhuriyetin yerini, ‘daha İslami’ denilen Osmanlı modeline terk etmesi amaçlanıyor.. 

* * *  

Paralel bir bilinçaltı mesaj ise mafyayı yüceltici televizyon dizileriyle veriliyor. ‘Kurtlar Vadisi’, bu dizilerin en önemlisi..

Bu dizide, Türkiye’de gücün karanlık kişilerde olduğunun, Cumhuriyetin sahibinin de bu karanlık güçler olduğunun pompalaması yapılıyor. Böylece, bir yandan Cumhuriyete karşı tezgahlanan oyuna direnenler karanlık güçler olarak tanıtılırken, bir yandan da dizinin özellikle gençler üzerinde yarattığı ve bir tür toplumsal isteriye dönüşen ‘mafya milisleşmesi’ etkisi sayesinde çürüme sürecine hizmet edilmiş oluyor.

Dizinin ‘konsept danışmanı’nın ‘Efendi’ kitabının yazarı Soner Yalçın olması, bu arada dizinin son bölümünde, gizli servis yöneticisi arabasında vurulduğunda elinin altındaki ‘Efendi’ kitabının ekranlara yansıması ve belli bölümlerde kitabın ‘gerçekleri yazıyor’ diyaloglarıyla öne çıkarılması herhalde rastlantı sayılamaz.

Ortada bir oyun var. Yargıtay-MİT ve mafya üçgeninde yaşanan son olaylar, bu oyuna Türkiye’nin en saygın kişi ve kurumlarıyla en ‘derin’ örgütlerinin biraz da gönüllü olarak düştüklerini gösteriyor.

Bu oyun, her ne pahasına olursa olsun bozulmalıdır. Bu oyuna her boyutta direnmeye kararlı, küçük ve büyük demeden oyunu bozmak için çaba gösterebilecek herkesin elini taşın altına sokması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sahipsiz olmadığını tüm dünyaya kanıtlamaları gerekiyor.

21.08.2004