Siyaset17 Ağustos 2004 00:00
Kurumlar nererde? - Yavuz Gökalp Yıldız
Aşiretlerin ve uyuşturucu baronlarının devlete meydan okuduğu (!), Amerikalılar'ın yeni terör örgütü oluşturduğu (!) bir ortamda, bu meydan okumalarla uğraşacak kurumlar birbirleriyle çatışıyor. Ve devletin kurumlarına güven azalıyor.
Kurumsal bilincin oluşturulamadığı yerde, bireylerin iradeleri öne çıkar. Mevkiler, ulusun çıkarlar için değil, kişisel hırs ve menfaatlerin aracı olur. Kurumlar, 'ele geçirenler'in kişilik ve kimliğine bağlı olarak rota değiştirir. Buna göre de, düşman ve tehdit tanımlamaları ve alanları yine yeniden belirlenir. Raporlar ve kararlar buna göre biçimlendirilir. Yönlendirmeler buna göre yapılır. Ve olan, ülkeye olur!
Güve delikleri!
MİT ve Yargıtay. Her ikisi de yaşadığımız çağda güçlü ve saygın olması gereken kurumlar. Biri hukuk devletinin, diğeri ulusal güvenliğin teminatı. Bugünkü tartışmalarla bu kurumların yıprandığı ya da yıpratıldığı söylense de, bu iki kurumun üzerine düşen işlevleri hakkıyla yerine getirdiğini söylemek zor.
Son yıllarda yargı üyelerinin isimlerinin geçtiği skandallar, aşiretlerin meydan okumalarına karşı kalınan sessizlik, uyuşturucu baronlarının hakimiyet ilanları, terör örgütlerinin dış desteklerinin kesilememesi, kırmızı çizgilerin delik deşik olması, çevre ülkelerde Türkiye'nin bir istikrar unsuru olarak görülememesi, içte etki ajanlarının cirit atması, sivil toplum örgütü adı altında ülkenin her yerinin örümcek ağlarıyla sarılması vb. Örnekler çok. Kurumsal yapılardaki zafiyet, güve delikleri gibi ülkemizi lime lime ediyor.
Bu duruma hükümet politikaları gerekçe olarak gösterile bilinir. Ancak şunu unutmamak gerekiyor. Siyasal-yönetsel kurumlar, devlet politikalarının kalıcılığının teminatıdır. Ulusları, geleceğe taşıyan belli aralıklarla değişen hükümetler değildir!
Kurumlar zafiyet içindeyse, ulusun geleceği için büyük politikalardan söz etmek de nafile!
Arınma ve yeniden
yapılanma!
Ülke yönetiminde güçlü kurumsal yapılara dayalı hiyerarşik bütünlük varsa, komploların uygulanma durumu olmaz. Kısa sürede bu tür oyunlar bozulur. Tersi durumda ise, her türlü komploya hazırlıklı olmak gerekir. Ülkemizde 'güç oyunları'nın daha belirleyici olması, bu yüzden. Tanık olduğumuz ilişkiler, bu alandaki eksikliğimizin bir sonucu. Kurumsal irade değil, bireysel iradenin egemen olduğunun işareti.
Bu nedenle hangi kurumda olursa olsun, 'kirli' ya da 'temiz' ilişkiler ağının ortaya çıkmasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu, kurumsal bilincin oluşmasını sağlayacak arınma ve yeniden yapılanma için gerekli.
Her kurum kendi yetki alanı içinde işlevlerini yerine getirdiğinde, demokratik-hukuk devleti kurumsallaşır. Yargının kendisi, yargı bağımsızlığının teminatı olmak zorundadır. İstihbarat örgütleri ise, sübjektif yönlendirmeleri ve Soğuk Savaş döneminin istihbarat anlayışını aşıp Türk ulusunu geleceğe taşıyacak görev ve sorumlulukla hareket etmelidir.
Kurumların işler kılınması için, güç odaklarının değil, ulusal çıkarların sorumluluğuyla hareket eden nitelikli insanlara ihtiyaç var. Devlet yönetiminin temel taşı olması gereken nitelik, ne yazık ki, salt diplomalarla elde edilmiyor!
Güve delikleri!
MİT ve Yargıtay. Her ikisi de yaşadığımız çağda güçlü ve saygın olması gereken kurumlar. Biri hukuk devletinin, diğeri ulusal güvenliğin teminatı. Bugünkü tartışmalarla bu kurumların yıprandığı ya da yıpratıldığı söylense de, bu iki kurumun üzerine düşen işlevleri hakkıyla yerine getirdiğini söylemek zor.
Son yıllarda yargı üyelerinin isimlerinin geçtiği skandallar, aşiretlerin meydan okumalarına karşı kalınan sessizlik, uyuşturucu baronlarının hakimiyet ilanları, terör örgütlerinin dış desteklerinin kesilememesi, kırmızı çizgilerin delik deşik olması, çevre ülkelerde Türkiye'nin bir istikrar unsuru olarak görülememesi, içte etki ajanlarının cirit atması, sivil toplum örgütü adı altında ülkenin her yerinin örümcek ağlarıyla sarılması vb. Örnekler çok. Kurumsal yapılardaki zafiyet, güve delikleri gibi ülkemizi lime lime ediyor.
Bu duruma hükümet politikaları gerekçe olarak gösterile bilinir. Ancak şunu unutmamak gerekiyor. Siyasal-yönetsel kurumlar, devlet politikalarının kalıcılığının teminatıdır. Ulusları, geleceğe taşıyan belli aralıklarla değişen hükümetler değildir!
Kurumlar zafiyet içindeyse, ulusun geleceği için büyük politikalardan söz etmek de nafile!
Arınma ve yeniden
yapılanma!
Ülke yönetiminde güçlü kurumsal yapılara dayalı hiyerarşik bütünlük varsa, komploların uygulanma durumu olmaz. Kısa sürede bu tür oyunlar bozulur. Tersi durumda ise, her türlü komploya hazırlıklı olmak gerekir. Ülkemizde 'güç oyunları'nın daha belirleyici olması, bu yüzden. Tanık olduğumuz ilişkiler, bu alandaki eksikliğimizin bir sonucu. Kurumsal irade değil, bireysel iradenin egemen olduğunun işareti.
Bu nedenle hangi kurumda olursa olsun, 'kirli' ya da 'temiz' ilişkiler ağının ortaya çıkmasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu, kurumsal bilincin oluşmasını sağlayacak arınma ve yeniden yapılanma için gerekli.
Her kurum kendi yetki alanı içinde işlevlerini yerine getirdiğinde, demokratik-hukuk devleti kurumsallaşır. Yargının kendisi, yargı bağımsızlığının teminatı olmak zorundadır. İstihbarat örgütleri ise, sübjektif yönlendirmeleri ve Soğuk Savaş döneminin istihbarat anlayışını aşıp Türk ulusunu geleceğe taşıyacak görev ve sorumlulukla hareket etmelidir.
Kurumların işler kılınması için, güç odaklarının değil, ulusal çıkarların sorumluluğuyla hareket eden nitelikli insanlara ihtiyaç var. Devlet yönetiminin temel taşı olması gereken nitelik, ne yazık ki, salt diplomalarla elde edilmiyor!