İstihbarat27 Aralık 2004 00:00

"Sus, Yoksa Demokrasiyi Çağırırım"

HAYFA ZANGANA Saddam Hüseyin döneminde hapis yatmış, Iraklı yazar Güvenlik kaygısı ve kaçırılma korkusu Iraklı kadını evlerinde tutsak ediyor. Onlar ülkelerinin Halliburton, Bechtel, ABD'li sivil toplum kuruluşları, misyonerleri ve diğer şirketler tarafından yağmalanmasını izliyorlar. Yağmalama sürerken onlara temiz su ve elektrik ise verilmiyor. Petrol zengini olan ülkelerinde petrol almak için saatlerce kuyruğa girmeleri gerekiyor. Çocuklar arasında yeterli beslenemeyenlerin sayısı arttı. Yüzde 70'e varan işsizlik oranı yoksulluğu, fuhuşu, arka sokaklarda yapılan kürtajları arttırıyor. Geçici hükümette yolsuzluk ve adam kayırma kol geziyor. Ülkeyi ziyaret eden İngiltere Başbakanı Tony Blair dün Bağdat'ta, şiddetin 30 Ocak'taki seçimlerden önce de sonra da sürebileceğini söyledi. Ve şöyle devam etti: ''Ama bizim demokrasi adına çok güçlü ve kesin bir isteğimiz olacak.'' cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis forum link cialis bez receptarenovation vejle renovation skive renovaabilify link abilify

Irak'ın başkenti Bağdat'ın Sadr semtinde bir grup çocuk, petrol zengini ülkelerinde birer bidon mazot alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Irak halkına refah içinde, insan gibi yaşayabilecekleri koşullar ve demokrasi vaat eden 'güçler'in tanklarının önünde...

Basra'daki Dar el Zehra adlı yurtta ise yine 'aynı güçler'in bombalarının öksüz ve yetim bıraktığı çocuklar yaşıyor. Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra anne veya babalarını kaybeden 100 çocuğu barındıran yurdun müdürü Fevziye el Amut'un kucağında ağlayan Ahmet, ülkeyi yeniden yapılandıranların anne-baba sevgisinden yoksun bıraktığı binlerce çocuktan biri.

Blair ise Iraklı kadınlar için demokrasinin, çocuklarını korkutmak amacıyla kullandıkları bir kavram olduğundan habersiz olacak ki ülkede demokratik düzeni sağlamak konusundaki kararlılığını her fırsatta yineliyor.  

ABD Dışişleri Bakanlığı, "Iraklı kadınların demokrasi inisiyatifi" başlığı altında, ülkenin kadınlarını önlerindeki seçim ve demokratik hayatın gerçeklerine hazırlamak amacıyla 10 milyon dolarlık bir eğitim programı başlattı. Küresel konulardan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Paula Dobriansky şunları söyledi:

"Iraklı kadınlara toplumda adil muamele görmelerini sağlayacak lobi faaliyetleri ve seçimlerde yarışabilmeleri için gereken bilgi, deneyim ve araçları aktaracağız."

Ancak, açıklamada bu iş için ayrılan fonun büyük bölümünün, ABD yönetimiyle iç içe organizasyonlarla aktarılacağı belirtilmedi. Örneğin ABD Başkanı'nın yardımcısı Dick Cheney 'nin karısı Lynn 'in kurduğu Bağımsız Kadınların Forumu (IWF) gibi...

Irak'taki ABD yönetiminin en büyük yanlışı, Irak halkını, özellikle de kadınını anlayamamasıdır. Temeldeki algılama hatası, Iraklı kadınları, erkeklerin egemen olduğu bir toplumda sessiz, güçsüz kurbanlar olarak görüp acilen kurtarılması gerektiğinin düşünülmesi. Bu görüntü, Irak halkının bütün olarak ülkelerinin işgal edilmesini memnuniyetle karşılayacaklarının düşünüldüğü büyük tablonun içeriğine de uyan bir görüntü.

Ama gerçek farklı. Iraklı kadınlar Osmanlı İmparatorluğu döneminde bile toplumda etkin olarak görülüyorlar, sosyal yaşamda rol alıyorlardı. 1899 yılında ilk kız okulu açıldı. 1924'te ise ilk kadın derneği. 1937 yılında ise Bağdat'ta dört kadın dergisi yayımlanıyordu. Kadınlar 1920 yılında İngiliz işgaline karşı yapılan devrimdeki yerini aldı, buna savaşmak bile dahildi. 1950'lerde ise siyasi partiler kadın örgütleri kurdular. Tüm örgütlerin prensibi aynıydı:

Erkeklerin yanında savaşmak. Bu, 1958 yılındaki devrimde İngilizlerin empoze ettiği monarşinin sona ermesinin ardından kanıtlandı. Kadın dernekleri İngiliz işgalcilerin 30 yılda başaramadığını iki yılda başardı ve hukuksal olarak erkeklerle eşit haklara sahip oldu. Bu süreç UNICEF'in 1993 yılındaki şu raporu yayımlamasına neden oldu:

''Arap dünyasında Irak'taki kadınlar kadar güvene sahip olanlar çok az sayıdadır... Kadınlar ve erkekler yaptıkları eşit işe karşılık eşit ücret almalılar. Bir kadının geliri kocasınınkinden bağımsız olarak, kendi parası olarak görülmelidir. 1974 yılında eğitim ücretsiz oldu. 1979'da ise hem kızlar hem de erkekler için 12 yaşına kadar eğitim zorunluluğu getirildi.''

Kurtuluş sonrası Irak...

1990'ların başında Irak'taki okuryazarlık oranı, Arap dünyasındaki en yüksek orandı. Ortadoğu'daki birçok ülkeden daha fazla kadın önemli, etkin konumdaydı.

İşin trajik yanı, kadınların Saddam 'ın baskıcı rejiminde yaşıyor olmalarıydı. Doğru, kadınlar yüksek siyasi makamlarda bulunuyordu. Ancak rejime karşı çıkan kız kardeşlerine yapılan haksızlıkları protesto etmek için hiçbir şey yapmadılar.

Şimdi aynı şey ''yeni, demokratik Irak'' ta oluyor. Ülkenin ''kurtuluştan'' sonra ABD Başkanı Bush ve İngiltere Başbakanı Blair , Irak'taki kadınların durumlarının iyileştirilmesini ülkeye ilişkin vizyonlarının odak noktası olarak açıkladılar. Beyaz Saray'da bir avuç Iraklı kadın ülkenin işgalini haklı göstermeye çalıştılar. Haziran ayında geçici hükümete yönetim devredilirken kabinede altı kadın bakana sandalye ayrıldı. Ama onlar sonuçta Irak halkının seçtiği kadınlar değildi.

Irak Başbakanı İyad Allavi 'nin yönetiminde çokuluslu güçler, Iraklılara karşı işledikleri suçlar nedeniyle yargılanmıyor. Yasal sorgulamalardan uzak tutuluyor. Allavi yönetimindeki kadın siyasetçilerle Iraklı kadınların çoğunluğunu oluşturan kitle arasındaki uçurum her geçen gün derinleşiyor. Bakanlarla ABD ve İngiltere'nin elçilikleri yeşil hat içinde güvenli bir şekilde yaşarken Irak halkının kendi sokaklarında bile güvenli yürümesi mümkün değil. ABD tanklarının öncelikli haklarını şöyle özetlemek mümkün:

"Konvoyu geçerseniz öldürülürsünüz."

Güvenlik kaygısı ve kaçırılma korkusu Iraklı kadını evlerinde tutsak ediyor. Onlar ülkelerinin Halliburton, Bechtel, ABD'li sivil toplum kuruluşları, misyonerleri ve diğer şirketler tarafından yağmalanmasını izliyorlar. Yağmalama sürerken onlara temiz su ve elektrik ise verilmiyor. Petrol zengini olan ülkelerinde petrol almak için saatlerce kuyruğa girmeleri gerekiyor. Çocuklar arasında yeterli beslenemeyenlerin sayısı arttı. Yüzde 70'e varan işsizlik oranı yoksulluğu, fuhuşu, arka sokaklarda yapılan kürtajları arttırıyor. Geçici hükümette yolsuzluk ve adam kayırma kol geziyor. İçişleri Bakanı El Nakip 49 akrabasını ''sadece vasıflı ve iyi yetişmiş olmaları nedeniyle'' yüksek makamlara atadığını itiraf etti.

Başbakanın bilmedikleri...

Öldürülen akademisyen, gazeteci ve bilim insanları arasında kadınlar da var. Televizyon spikeri Lika Abdülrezzak iki aylık bebeğiyle birlikte vurularak öldürüldü. Musul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Leyla el Saad evinde öldürüldü.

Allavi rejiminin feministlerinin sessizliği artıyor. ABD jetlerinin attığı fosforlu ve misket bombalarıyla tarumar olan kentlerdeki kız kardeşlerinin acısı, yarısını kadın ve çocukların oluşturduğu 100 bin Iraklı sivilin ölmesine demokratikleşme için eğitimde sarf edilecek süslü sözlerle karşılık veriliyor.

Ülkeyi ziyaret eden İngiltere Başbakanı Tony Blair dün Bağdat'ta, şiddetin 30 Ocak'taki seçimlerden önce de sonra da sürebileceğini söyledi. Ve şöyle devam etti: ''Ama bizim demokrasi adına çok güçlü ve kesin bir isteğimiz olacak.''

Acaba Başbakan, demokrasinin bugünlerde Iraklı kadınların yaramaz çocuklarını korkutmak için ''Sus, yoksa demokrasiyi çağırırım'' diyerek kullandıkları bir kavram olduğunu bilmiyor mu?