Siyaset26 Ekim 2004 00:00

Kendini yok et raporları - Ahmet Gürsoy

İçinde yaşadığımız süreç,geçtiğimiz asrın başında mağlup olan Avrupa''nın Türkiye''den, kayıp ettiklerini geri alma yarışına dönmüş görülüyor.Olup bitenleri, bunca açık kurum kararlarını nasıl görmezden gelebiliyorlar ve nasıl, tüm bunlara rağmen halâ AB "tek idealimizdir" diyebiliyorlar anlayamıyorum.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie

6 Ekim ilerleme(!) raporunun ardından yayınlanan Avrupa Parlamentosu raporu hiç kimseye bir şey söylemiyor mu? Normal şartlarda savaş sebebi sayılacak istekleri içeren raporlar, şimdilerde sadece küçük şeyler olarak görülüyorsa, ortada ya hafızası boşalmış bir millet var; ya da topyekün tarihi bir reddiye söz konusudur.

Dikkatinizi çekerim.

Her şeyden evvel bu raporlar, sadece bir tek Avrupa ülkesinin görüşünü içermiyor.

Raporlar kurum adına yayınlanıyor ve bağlayıcı özellikleri itibariyle AB''nin görüşünü yansıtmış oluyor.

AB, kurum olarak Türkiye''nin kendi varoluşunu "sessiz devrimle" çözelterek, görmek istediği konuma getirmeyi hedefliyor.

Bu "sessiz" ve "işbirlikli" ayrıştırma, bir gelişim ve değişim gösterisi biçiminde takdim edilirken, milletin tarihi,estetik,kültürel birikimi, sözde medeni Avrupa''nın insafına terk edilmiş oluyor.

Halbuki Avrupa medeni ve çağdaş uygarlığı artık temsil edemiyor.

Avrupa, Irak''ta,Filistin''de, ve Afrika''nın içlerinde yaşanan katliamlara ses çıkarmadığı gibi, çoğunu da destekliyor.

Öyle ise "muassır" olan Avrupa değil, başkalarıdır.

Avrupa, sömürgeleri yoluyla masum milletlerin hazinelerin yağmalayarak zengin olmuş, bu sayede ekonomik anlamda tutunmuş varlıklı toplumları temsil ediyor.

Zenginler kulübünün "muassır medeniyet" gibi gösterilmesi, hem tarihi bir gaf ve hem de gafletin ta kendisidir.

Hükümet, bu "gaflet ve dalaleti" göstermekle, kendini de riske atıyor, Türkiyeyi''de.

Bunun en çarpıcı örneği 6 Ekim İlerleme(!) raporunudur.

Bu raporu Türkçe''ye çevirip, topluma sunmayan hükümet, halka karşı AB''ni koruyor.

Türk milletinden ne kaçırıldığını henüz tam anlamıyla öğrenebilmiş değiliz.

Dün Yeniçağ''ın manşetinden yayınlanan Avrupa Parlamentosu kararı ise çok daha vahim kararları içeriyor.

İçeriği itibariyle İlerleme raporuyla bütünleşen söz konusu rapor, bakın neler istiyor: 1.Müzakerelere başlansa bile Türkiye''nin bugüne dek görülmedik bir siyasi denetim altına alınmasını ve olası üyeliğin 2014 sonrasına bırakılması.

2.Ermenistan''la barış ve Kıbrıs''tan asker çekme, 3.Alevilerin Müslüman azınlık olarak korunması.

17 Aralık da oylanması beklenen rapor, "yıllık sistematik denetim" getiriyor olmasının yanında tüm istenenleri Türkiye yerine getirse ve denetimi başarılı bir biçimde verse dahi, istediği cevabı alamayacaktır.

Çünkü rapor "ucu açık" olmayı gerekli görüyor.

Bu durumda "sizi kabul etmiyoruz" hükmü Demokles''in kılıcı gibi Türkiye''nin tepesinde duruyor olacaktır.

Kısacası meselenin özünde Türkiye''yi başkalaştırıp, etkisiz ve kimliksizleştirerek ortada bırakmak var.

Zaten bunun böyle olduğunu Fransa Dışişleri bakanı söylüyor Le Figaro Gazetesine verdiği demeç ortada: "Türkiye''nin AB''ye katılması ne bugün gündemdedir, ne yarın; ne de yarından sonra gündemde olacaktır.

Aksini söylemek yalan olur.17 Aralıkta alınacak karar;Türkiye''yle müzakereye devam ya da kesme kararıdır.

Onun için aslında cevabı aranan soru şudur:Ankara''nın AB''nin dışında bir model seçmesi riskini göze alabilir miyiz?" Doğru söylüyor adam.

Gerçekten Türkiye''nin stratejik varlığını göz ardı edebilirler mi veya AB dışında bir model seçmesi riskini göze alabilir"ler mi? Göz ardı edip, riski göze alamadıkları için "yapılan iş, pastayı bölmeden evvel kesim yerlerini bıçak ucuyla işaretlemektir".İşaretlerin başında "azınlıklar" meselesi ile "ulus Devlet" var.

Tam bu noktada Başbakanlık raporunu hazırlayan işbirlikçi kesimin yaptığı şey, yerel düzeyde AB''nin dış taleplerini iç talebe dönüştürerek "pastanın kesim yerlerini" bir raporla kesmesi gerekenlere duyurmaktan ibarettir.

Ulus- devlete karşı çıkanların en belirgin özelliği ise yine ulus -devlet vatandaşı olmaları yanında bu devletin kaynaklarını en üst düzeyde kullanmaları, ülkenin seçkinleri arasında bulunmalarıdır.

Kesmek istedikleri dal, ayaklarının altında olandır, başkası değil.

İlginç ve düşündürücü olan da bu değil mi? Türkiye''nin ulus-devlet olmasının yanlış olduğunu söyleyenler, girmek istedikleri AB''nin Federal Almanya hariç hemen hepsinin birer ulus-devlet veya devletçik olduğun ne çabuk unutuyor.

Karşımızda duran şey bizden kendimizi yok etmemizi ve bunu yaparken de kendisinin adım adım takip edeceğini söylüyor.

Bizimkiler de teslimiyete rıza korusu kurup toplumu buna razı gelmeğe ikna etme çabası içindeler.