Siyaset8 Temmuz 2005 00:00

DENKTAŞ'IN MADALYASI, CAMİ ve CUMA CEMAATİ - Hüseyin MÜMTAZ

Nihayet Denktaş’a ‘’Devlet Şeref Madalyası’’ verildi.             Münafık basın, ‘’Denktaş’ın töreninde Talat yok’’ diye yazdı.             Kimse Erdoğan’ın nerede olduğunu sorgulamadı.             Erdoğan ‘’Sun Valley’’deydi.             Erdoğan neden yoktu?             Sezer’le mutabakata varılıp iki gün önce veya sonrasına planlanamaz mıydı tören? O zaman da ‘’kerhen’’ verildiği belli olmayacaktı …cialis forum link cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsabilify idippedut.dk abilify

Erdoğan o gün; Müzik kanalı MTV’nin; LİVE-8’e destek veren liderlerle yaptığı röportajların yayınlandığı ‘’Switched On’’ programında idi. Kendisine "Herkes kendi kendine duşta şarkı mırıldanır. Siz söyler misiniz, hangi şarkıyı söylersiniz?" diye soruldu. Bir İstanbul sevdalısı olduğunu söyleyen Başbakan "Sana Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul"u çok sevdiğini belirtti ve AKP’nin ortak şarkısı “Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda''yı hatırlattı.

Peki Erdoğan bir ses sanatçısı olsaydı, hangi dünya yıldızıyla, hangi şarkıyı söylemek isterdi? Başbakan bu soruya “eyvah, çok zor bir soru! Sadece izleme fırsatı bulduk ama Frank Sinatra ile birlikte olabilirdi. Siyasetle örtüşen ‘My Way’" yanıtını verdi.
            Ne kadar rafine bir entelektüel çizgi…

Adamın, kurucusu olduğu devletini yıkmak için ne gerekiyorsa yapıyorsunuz, sonra dönüp madalya veriyorsunuz..

Vallahi bravo..

Madalya verilişi ‘’kerhen’’dir, zorlamayladır, tabanın gittikçe kabaran ‘’haksızlık yapılıyor’’ duygusunu bastırmak içindir ama alınması ‘’helâlinden’’dir, hallın teslimi ve tecellisidir.

Bu madalya Denktaş’ın anasının ak sütü gibi helâldir.

Tebriklerimizi arz ediyoruz..

Madalya töreni için Ankara’ya gitmeden önce Denktaş, Utku Çakırözen’in sorularını cevaplamış..

‘’Denktaş, Türk hükümetinin KKTC'ye yapacağı yardım kapsamında 12 cami inşaatına bütçe ayrılmasını şöyle değerlendirdi: ‘Kıbrıs'ta Rumlar 107 camiyi yerle bir ettikleri için nüfus mübadelesinden bu yana birçok kiliseyi cami olarak kullanıyoruz. Gerçekten böyle bir eksiklik var. Rumlar, Hıristiyanlık damgasını vurmak için 100 kişilik köye 500 kişilik kilise yaptı. Bence cami yapımı, adanın Müslümanlarla da dolu olduğunu göstermek bakımından iyi bir yatırımdır, gereklidir. Ben 1960'tan itibaren -Her köye bir cami, camisi olan köye bir minare- kampanyası başlatmak istedim. O zaman para bulamadık. Sadece AKP değil, önceki hükümetler de cami yapımı için kaynak ayırmışlardır."

Böylelikle Ferdi Sabit’e ‘’eli rahatlasın’’ diye geçenlerde verilen 100 milyon doların bir kısmı ile 12 cami yapılacağını da öğrenmiş oluyoruz.

Gerçi Denktaş nezaketen ‘’Sadece AKEPE değil, önceki hükümetler de cami yapımı için kaynak ayırmışlardır’’ diyor ama AKEPE’nin konuya bakışının diğerlerinden farklı olduğunu biliyoruz.

Şu satırları referandumdan hemen sonra yayınlanan 28 Nisan 2004 tarihli ‘’Bozgun, Kâbus ve Başımıza Gelenler’’ başlıklı yazımızdan aldık:

‘’ KKTC’den % 35 hayır çıktı.

            Helal olsun o vatanseverlere..

            Karşı tarafta bulunan, kıblesi değişik olup da değişik ölçülerde başka vatanları sevenler ise “tek dişi kalmış canavar”ın çağımızdaki temsilcileri idi.

            Amerika vardı, AB vardı, Rum ve Yunanlılar vardı, PKK vardı..

            Tarikatlar vardı.

            Hayrettir, a)din bezirgânları ile b)Marksist-leninistler c)uluslar arası sermayenin sağladığı olanaklarla aynı amaç uğruna el ve gönül birliği içinde, “evet”çi idiler.

            Köylerde ruhlarını şeytana satmış bazı ârif ademler “Bu ülkenin dini diyaneti kalmamış, din diyanet getirelim dedik” diyorlardı.

            Sıkışınca “Ulûl emre itaat” keyfiyetinin arkasına sığınıyorlardı.

            Tarikat bağlantıları ile İstanbul’da, Türkiye’de maddi menfaat vaatlerinin duvarını aşamadık, % 35’te kaldık.’’

İşte Kıbrıs’ın kuzeyine 12 cami yapmak, ‘’Bu ülkenin dini diyaneti kalmamış, din diyanet getirelim’’ dedik anlayışının, ‘’Ulûl emre itaat’’ keyfiyetinin tabii sonucudur.

Üstelik AKEPE’lilerdeki bu ‘’Kıbrıs’a din götürmek’’ saplantısı yeni de değildir.

Gül; Erbakan zamanındaki ilk bakanlığı sıralarında Kıbrıs’a yeni gittiğinde büyükelçilikte öncelikle bol miktarda cami ve imam hatip okulu açmaktan, İlahiyat fakültesi kurmaktan bahseder.

56’ıncı hükümetteki başbakanlığı sırasında, 2003 başlarında Lefkoşa’da gençler Karen Fogg-Bush çocukları tarafından  KKTC ve Türkiye aleyhine meydanlara dökülünce de hemen o teklifini hatırlatır ve ‘’Biz zamanında söylemiştik. Denktaş eğer maneviyat güçlendirmek için imam hatip okulu ve ilahiyat fakültesi açmış olsaydı şimdi Filistinli gençler Arafat’ı nasıl taş ve sopalarla koruyorlarsa Denktaş’ı da ayni şekilde korur, aleyhine olmazlardı’’ demişti.

Kim diyor KKTC halkı dinsiz diye?

KKTC’de, Rumdan ele geçen ve camiye çevrilmiş tonla kilise vardır.

1071’den beri Anadolu’da, 1571’den beri de Kıbrıs’ta her fethedilen kiliseyi cami yapmadık mı?

Ergun Babahan, Erdoğan’a;  ANA Airbus Başbakanlık uçağı ile 23 saat süren Sun Valley yolculuğu sırasında soruyor;

‘’Biz bir araştırma yaptırdık. Bu camilerin (Türkiye’deki) çoğu boş. Üç, beş kişilik cemaati var.’’

Cevap; ‘’Ama Cuma namazlarında insanlar sokağa taşıyor, Cuma günü cami açığı var.’’

Babahan soruyor: ‘’Bir çok Arap ülkesinde bizdeki kadar cami yok.’’

Cevap; ‘’Arap ülkeleri ile bizim İslâmımız farklı.Orada isteyen insan sokağın ortasına seccadeyi atıp namaz kılabilir. Bizde biri böyle yapsa insanlar kızar’’.

Bayram ve Cuma namazlarında seccadeyi-hasırı sokağa atıp namaz kılan cemaate ben kimsenin bir şey yaptığını görmedim.

Görmedim ama bu cevaplar Erdoğan’ın bakış açısını da ortaya koyuyor. ‘’farklı’’ bir İslâmi anlayış içinde olduğunu ifade ediyor.

O halde ‘’hangi şerait’’, hangi ‘’şeriat’’?

İslâmın Arap ülkelerinde farklı, Türkiye’de farklı, İran’da, Arabistan’da, Libya’da farklı yorumları olabilir mi?

Hangisi doğru?

Erdoğan’ınkinin doğru olduğunu kim söylüyor?

Akepe Cuma cemaati için cami istiyor.

Kıbrıs’a 100 milyon dolar yardım yapıp, ‘’Fakat bu paranın bir kısmı ile 12 cami yapacaksın’’diyor.

Ama dönüp Türkiye’de kilise açıyor, dağ başındaki Ani harabelerinin bilmem ne manastırının onarımı için 4.2 trilyon harcıyor.

AB istedi diye.

Edirne eski başkenttir. Evliya Çelebi, ‘’Her sokağın bir ucunda cami görünür’’ diyor.

Ben 1980’li yıllarda her sokağın ucunda cami değil, cami harabesi gördüm.

Onları neden onarmıyor Akepe?

Fenerbahçe Ordu evinin yanındaki trilyonluk arazi Vatikan’a bağlı bilmem ne rahiplerine tahsis ediliyor.

AB istedi diye.

Adana Seyhan’daki Bebekli Kilisesi yine Vatikan’a tahsis ediliyor.

Babahan soruyor;

‘’Türban konusunda tavrınız ne olacak? Çözüm öneriniz var mı?’’

Cevap; ‘’Var. Biz bu konuda devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında bir ayrım yapalım diyoruz. Hiç olmazsa isteyen kızlar vakıf üniversitelerine türbanla girebilir, eğitim hakkını kullanabilir.’’

Ben hem bu teklifin ardında hem ‘’yasal olmayan eğitim kurumları açmada ceza indirimi ve paraya çevrilebilmesi’’ yasasının ardında Heybeli’nin gölgesini seziyorum ey okuyucu..

Sen ne diyorsun?

‘’Tevhidi tedrisat’’ yasası bir kere delinince  bizde de batıdaki gibi sıra sıra rahibeler sokaklarda boy gösterecek olmasın?

 Babahan’ın Telekom ile ilgili sorusuna verdiği ‘’Telekom’da en çok peşkeş sözü ağırıma gidiyor. İhale herkesin gözü önünde yapıldı. Komutanlarla yemekteydik, heyecanla izlediler’’ cevabını; konuyla ilgili olmadığı için ileride ince ince irdelemek üzere sonraya bırakıyorum.

Yalnız sormadan edemiyorum.

Bu cevaptan; ‘’komutanlar’’ın da Telekom’un satışını onayladığı sonucunu mu çıkarmamız gerekecek?

Cevabı herhalde yine ‘’komutanlar’’ verecek bir başka kokteylde.

Vereceklerdir de, ben…

Doktriner Marksist Ferdi Sâbit ile radikal Müslüman Erdoğan ve Gül’ün
nasıl olup da Kıbrıs’ın özelleştirilmesinde kolkola olduklarını anlayamıyorum bir türlü..

Marksist sendikacı Ferdi Sâbit 12 cami yaptıracak…

Hem de Rumla birleşecek…

Şimdi YDÜ öğrencilerine 100 puanlık mezuniyet sorusu:

Güzelyurt kilisesindeki ilk âyinde Ferdi Sâbit kiliseye mi gidecek, on metre yakınındaki Suudi parasıyla yapılan camiye mi?

Osmanlı zamanında Türk parasıyla yaptırılmış olup da 80’den sonra yıktırılarak yerine Suudi parasıyla yaptırılan camiye..

Neyse; Denktaş’a madalyası hayırlı, uğurlu olsun..

Keşke Babahan; yukarıdaki söyleşiden sonra aynı soruları Denktaş’a da sorsa..

Denktaş’ın, yukarıda Erdoğan’ın verdiği cevapları işittikten sonra denk getirip şunu söyleyeceğini zannediyorum:

‘’Türkiye’de her köyde, her mahallede cami var da neden binlerce bölücü, gerici ve işbirlikçi halâ devlet aleyhine çalışıyor?’’

Fakat Denktaş sahip olduğu devlet adamı terbiyesi ile akılına gelse bile bu soruyu sormaz..

8 Temmuz 2005

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”