YEREL HÜKÜMETLER = BÖL-PARÇALA-YÖNET - BAYRAM ANKARALI
Bir kere, bu rapor tamamıyla Türkiye Cumhuriyetine düşmanlık, uluslarası anlaşmaları hiçe sayma ve ülkemizin üniter yapısını hedef alan tuzakları içeriyor. Raporun üçüncü maddesinde; Türk Hükümetinin reformları anlatılırken, dini ve kültürel özgürlüklerden bahisle, Kürtleri hiç tartışmasız “azınlık” kavramı içerisine alıyor. Ve Lozan çöpe atılıyor!.. Altıncı maddenin 1.5. fıkrasında “Türkiye büyük bölgesel ayrılıkların olduğu bir ülkedir.” tesbiti yapılıyor. Bu tesbitin arkasında neler olabileceğini aşağıdaki satırlarda daha açık ve net görme imkanı bulacağızlevitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
Avrupa Birliği’nin çatırdaması ile birlikte kendi içinde sorgulanmaya başlaması, kanaatimce son “altın vuruş” için Türkiye üzerine yönelmesine neden olmuştur.
Bir çok noktadan yapılabilecek değerlendirmelerde dikkatli okuyan bir göz rahatlıkla görecektir ki, alınan kararların, imazalanan anlaşma metinlerinin satır aralarında sinsi planlar yer almaya devam ediyor.
6-7 Temmuz 2005 tarihleri yine Türkiye mesaisi ile geçti, AB kurumlarında..
Önce, kadın kotası gündeme getirildi.
Daha önce işaret ettiğimiz PKK-AB işbirliği ve bağlantısını doğrulayacak bir netlikte Türkiye’den kadın kotası isteminde bulunan AB, aynı kotayı sözde “Kürt Konfederasyonu” taslağına koyan PKK ile parti tüzüğüne alan DTH ile aynı noktada buluşuyor. Ya da tüm bu çalışmalar tek bir “odaktan” organize edilmekte..
Bu gün değinmek istediğim husus ise 6 Temmuz’da AB Bölgeler Komitesine sunulan ve aynı oturumda kabul edilen Komitenin Türkiye Raporu..
Rapor Danimarkalı Helen Lund tarafından hazırlanmış.
Mütareke basınına şöyle yansıyacaktır: “AB Bölgeler Komitesi raporunda Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlatılmasına destek veriliyor.”
Peki satır aralarını okuma özürlülerin görmediği, görmezden geldiği hususlar neler?
Bir kere, bu rapor tamamıyla Türkiye Cumhuriyetine düşmanlık, uluslarası anlaşmaları hiçe sayma ve ülkemizin üniter yapısını hedef alan tuzakları içeriyor.
Raporun üçüncü maddesinde; Türk Hükümetinin reformları anlatılırken, dini ve kültürel özgürlüklerden bahisle, Kürtleri hiç tartışmasız “azınlık” kavramı içerisine alıyor. Ve Lozan çöpe atılıyor!..
Altıncı maddenin 1.5. fıkrasında “Türkiye büyük bölgesel ayrılıkların olduğu bir ülkedir.” tesbiti yapılıyor. Bu tesbitin arkasında neler olabileceğini aşağıdaki satırlarda daha açık ve net görme imkanı bulacağız.
Yine altıncı maddenin 1.10.h. fıkrasında Türkiye’ye “kadın-erkek ve etnik kökenlerle ilgili ayrımcılığın” sona erdirilmesi hususunda yardım öneriyor!...
Şimdi gelelim altıncı maddenin 2.14. fıkrasına: Türk Hükümetinden Yerel Hükümetlerle ilgili Avrupa Birliği Sözleşmesine uyulması isteniyor!....
Peki neler var bu sözleşmede? İşte zurnanın kötü öttüğü yer orası!..
Gelin beraber değerlendirelim bazı maddeleri...
Madde 5: Sınırların korunması. (Ülkenin değil, Yerel Hükümetin sınırlarının korunması.) Yerel Hükümetin sınırlarının Merkezi Hükümet tarafından Yerel Hükümetin izni ve dahli olmadan değiştirilmesini bir anlamda yasaklıyor ve gerekirse bölgesel referandum öngörüyor...
Madde 6.1.: Yerel Hükümetler kendi idari yapılarını kendileri belirleyecekler...
Madde 9.1.: Yerel Hükümetler Milli-Merkezi ekonomi politikaları çerçevesinde, kendi finansal kaynaklarını kendileri sağlayabilecek ve özgürce harcama yapabilecekler...
Madde 11.: Yerel Hükümetlerin yasal korunması Anayasa ile sağlanacaktır.
Şimdi bazı aklı evveller çıkıp, “ne var bunlarda merkeziyetçi yapıdan kurtulup yerinden yönetime geçiliyor” gibi yorumlarda bulunacaklardır.
En baştan söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti yönetim, kültürel yapı, coğrafya ve toplum olarak hiçbir AB ülkesiyle ve hatta batı ülkesiyle kıyaslanabilir bir yapıda değildir. Kendine has bir yönetim biçimi benimsemiş, bunu da Anayasal güvencelerle uygulayagelmiştir. Türkiye’yi bölgesel “Federasyon” yapısına itmeye veya buna benzer uygulamaları dayatmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.