Ekonomik durum geçmişe benziyor mu? Yiğit Bulut
Telekom ihalesinin sonuçlanmasıyla ''Türkiye elden gidiyor, bütün mallarımız satılıyor'' tartışması doruğa çıktı. Doruğun son noktasında savunulan tez ise oldukça düşündürücü: ''...Osmanlı da böyle bitmişti, 1800''ler sonrası ekonomik yapının yabancıların eline geçmesiyle çözülme başlamış ve imzalanan anlaşmalar ile sistem tamamen çökmüştü... Yaşadıklarımız aynen o günleri andırıyor''. Sevgili dostlar, konuyu sadece ekonomik benzerlik açısından ele alarak, geçmişin resmini çekmek ve bugünün verileri ile karşılaştırarak yorumsuz olarak sizlere aktarmak istiyorum. discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardcialis forum cialis prodaja cialis bez recepta
Bunu yaparken tarihsel tespitler ile ilgili alıntı yapacağım kaynak ''Türkiye''de yabancılar'' ve ''içimizdekiler'' kavramlarına değişik bir açıdan bakan ''Efendi'' kitabı.
İşte kitaba göre o günler: "...16 Ağustos 1838, Sadrazam Reşid Paşa, samimi dostu İngiliz elçisi Lord Stratford ile ticaret anlaşmasını imzaladı. Anlaşma aynı yıl Avrupa''nın diğer devletleriyle de imzalandı. Bu anlaşma ile Osmanlı devletçi ekonomiyi rafa kaldırdı ve gümrük vergilerini İngiltere ile birlikte saptamayı kabul etti. Osmanlı, ucuz mallar cenneti haline gelirken, üretmediğini tüketen bir toplum haline de geldi. En verimli alanlar yabancı sermayenin eline geçti. Bu durumun Osmanlı ekonomisine yansıması uzun sürmedi. 1814 yılında bir sterlin 23 kuruş iken, 1839''da 104 kuruş oldu. Bir sonraki adım ne oldu dersiniz. Avrupa devletleri, mali sorunlarına çözüm arayan Osmanlı''ya ''Hemen dış borçlanmaya gitmelisiniz'' diyerek baskı yapmaya başladı. Osmanlı Avrupa piyasasına tahvil satarak borçlanmaya başladı. Londra, Paris, Viyana, Frankfurt borsaları bayram ediyordu. Nasıl etmesin? Zenginleşmeye başlayan Avrupa orta sınıfı, tasarrufları için kendi ülkelerinde yüzde 3-4 gibi düşük faiz gelirleri yerine, yüzde 11-20 oranında yüksek faiz gelirleri ile İstanbul''a yöneliyorlardı. Alınan borç paralar, sarayların yapımına, dekoruna gidiyordu. Ekonomideki yapısal dönüşüm kültürel değişime de neden olmuştu. Osmanlı bürokrasisinin günlük yaşamı değişmeye başladı. Bürokrasi, daha fazla tüketebilmek için, daha fazla kirleniyordu; yani rüşvetsiz iş yapılmıyordu. Reşid Paşa yeni tip devlet adamlığının da yolunu açtı. Eskiden nüfuzlu paşaların himayesine girerek koltuk makam kapılırken, Reşid Paşa yabancı devletlere dayanarak kariyer yapma dönemini başlattı. Sadrazam ve paşalar, İngilizci, Fransızcı, Rusçu gibi isimlerle anılır oldu. Osmanlı aydını, spekülasyoncuların, büyük bankaların ve Avrupa devletlerinin elinde şaşkına dönüvermişti. Yabancı ticarethaneler ile bankalar tarafından yönlendirilen çoğunluğu yerli olan tüccarlar, Avrupa sanayi mamullerinin kırsal alana girişinin kolaylaştırılması için aracılık ediyorlardı. Avrupa''nın sermaye grupları, Osmanlı topraklarında komprador tüccardan sonra komprador bürokrasi inşa ediyorlardı..."
Alıntı sonrası soralım: Nasıl, benziyor mu?
Sevgili dostlar, geçmişte yaşananlar, yukarıda kullandığımız satırları doğru kabul etmesek bile yabancı kaynaklarda bile hemen hemen aynı şekilde yer alıyor. Bugüne gelince. Yine hiç yorum yapmadan sizlere günümüzden bazı verileri aktarmak istiyorum: ''...1994-2004 arasında: nüfus artış hızı: yüzde 17.4, milli gelir artışı hızı: yüzde 82, iç borç artışı: yüzde 589, dış borç artışı: yüzde 129, kişi başı gelir artışı: yüzde 53, kişi başı borç artışı: yüzde 189... Net rakamlar ile iç borcumuz son 10 yıl içinde 20.6 milyar dolardan 142 milyar dolara, dış borcumuz aynı tarih aralığında 65.6 milyar dolardan 150 milyar dolara, toplam borcumuz son 10 yılda 86.2 milyar dolardan 292 milyar dolara yükseldi. Toplam borç artış hızımız 2000 yılı öncesi yüzde 10''un altında kalırken, IMF ile yapılan stand-by ve yaşanan kriz sonrası yüzde 12-20 aralığına çıktı...''
Sonuç: Sizce yoruma gerek var mı?