Siyaset6 Temmuz 2005 00:00

Yoksa Masa Mı Hazırlanıyor? Sadi Somuncuoğlu

Türkiye içte-dışta büyük bir kuşatma altında, devletin beyni ise Milli Güvenlik Siyaset Belgesi''ni dahi çıkaramayacak kadar dağılmış.Ey AB ve İHD sen nelere kadirmişsin? Milli Savunma Bakanı Gönül''e göre, MGSB''yi Cumhurbaşkanı Sezer görüştürmemiş, anında cevap veren Cumhurbaşkanlığına göre ise Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Özkök.Tam cenazeyi kim kaldıracak kavgası.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgdiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

Oysa artık bizi savunma stratejimizi bile belirleyemeyecek hale getirenin de, uğruna varımızı yoğumuzu feda ettiğimiz AB olduğunu itiraf etmemiz gerekmiyor mu? Üyeleri arasında dahi ortak güvenlik ve dış politika birliği sağlayamayan AB, iktidarın ve Genelkurmay Başkanı Özkök''ün "başarı" dediği 17 Aralık zirvesinde, Türkiye''den "güvenlik ve dış politikasını tamamen AB''ye uyumlu hale getirmesini" istedi.

Başbakan Erdoğan da, "Kaf Dağı''nın ardındaki" AB uğruna kolları sıvayıp, Türkiye''nin kuşatılmışlığına ve ayrıştırılmasına aldırmadan, "daha bağımsız hareket edeceğini" ilan etti.

Türkçesi, TSK başta, kurumlarımızdan bağımsız ama AB''ye bağımlı bir güvenlik ve dış politikamız olacaktı.

BU İLK DENEME, ARKASI VAR .

İktidarla, TSK, Kıbrıs, Ege sorunları, Ruhban Okulu başta Türkiye''nin hayati güvenlik meselelerinde taban tabana zıt görüşlere sahip olduğundan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi hazırlanamadı.

Ve ülkenin güvenliği yanında önemli bir müessesi daha ağır bir darbe aldı.

Ama bu domino etkisi yapacak gelişmelerin sadece başlangıcı.

Siyaset Belgesi tartışmalarında iktidarın, TSK''yı iç güvenlikten de bertaraf etmek istediği ortaya çıktı.

Burada yolların yine AB ile çakıştığını görüyoruz.

Çünkü AB, TSK İç Hizmet Kanunu''nun "Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi" ile ilgili 35.maddesinin de değiştirilmesini istiyor.

AB''nin listesinde başka neler var? -Genelkurmay Başkanı''nın Milli Savunma Bakanı''na bağlanması -Vicdani red hakkının tanınması -Askerlerin politik, sosyal ve dış politikada açıklama, brifing veya demeç vermemeleri -Cumhurbaşkanının MGK''ya başkanlık etmemesi, Kıbrıs gibi konularda devlet zirvesi düzenlememesi AB KİMİN SÖZCÜSÜ?.

AB''nin, ülkenin güvenlik ve dış politikasının, askerlerin devre dışı bırakılarak, sivil toplum örgütleriyle birlikte hazırlanması talebi de var.

Peki AB, 20 yıldır bölücü terörle mücadelede 40 bin insanını kaybeden Türkiye''nin iç ve dış güvenliğinde zaafiyete yol açan ve daha da açacak taleplerde niçin bulunuyor? Sivil toplum örgütünden ne anlıyor? İşte bu sorunun cevabı AB''nin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor.

Çünkü bu isteklerin tamamını PKK''nın yan kuruluşu olarak bilinen İHD''nin 2000''de, daha AB, Türkiye''ye, KOB''u vermeden hazırladığı "Kopenhag Siyasi Kriterleri ve Türkiye Mevzuat Taraması" adlı kitapta buluyoruz.

Öncelikle MGK''nın işlevsizleştirilmesi başta AB''nin 4 yıldır önümüze koyduğu diğer taleplerin patentinin de İHD''ye ait olduğunu vurgulayıp, bu kitapta yer alan TSK ile ilgili isteklere bakalım; -Genelkurmay Başkanlığı''nın sivil idarenin kesin emrinde olması için Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanunun değiştirilmesi -TSK İç Hizmet Kanunu''nun, Cumhuriyeti koruma-kollama görevi maddesinin kaldırılması -Askerlik Kanunu''nun değiştirilerek, gönüllülük ilkesinin getirilip, vicdani red hakkının tanınması İHD, bunların dışında Memleket İçi Düşmana Karşı Silahlı Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu''nun kaldırılmasını, böylece "Yurttaşlar arasında düşman arama zihniyetinden vazgeçilmesini", YAŞ toplantılarındaki görüşme ve alınan karların açıklanıp, yayınlanmasıyla, YAŞ kararlarına karşı yargı yoluna gidilmesini de istiyor.

Bakalım AB, bunları ne zaman önümüze koyacak? Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, 2,5 yıl önce "Türkiye''de farklı güçler AB''ye giden yolda birleşti.

İslamcılar ve Kemalistler (herhalde 2.cumhuriyetçileri kastetmişti) tek sesle hareket ediyorlar.

Hiçbir ayırımcılık yapmadan biz de yapıcı cevap veriyoruz" demişti.

Adalet Bakanı Çiçek de geçenlerde, hem de TBMM kürsüsünden, AB ülkelerinde uygulanmayan bazı konuların Türkiye''nin önüne sürüldüğünü, kendisinin de gelen heyetlere,"Uygulamadığınız bu teklifleri bize niye getiriyorsunuz?" diye sorduğunu söyleyip, şu vahim itirafta bulundu.

"Onların çok açık söylediği bir şey var.

Türkiye''deki bir kısım sivil çevreler kendi taleplerini AB''ye götürüyorlar, oradan da bize geliyor.

AB, ayna görevi görüyor, ''Sizinkiler istiyor, ondan getiriyoruz'' diyorlar.

Körler, sağırlar birbirini ağırlar..." Keşke mesele bu kadar basit olsaydı.

Körler-sağırların birbirini ağırlamasının, Türkiye''nin üniter yapısını ve bütünlüğünü tehdit edecek boyutlara vardırması yetmiyormuş gibi, topyekün savunma gücümüzü parçalayıp, ülkemizi korunmasız ve örtülü operasyonlara hazır hale getirdiği görülmüyor mu? TSK''nın milli güvenlik politikalarında devre dışı bırakılması çabalarıyla eş zamanlı, Güneydoğu''ya "askeri değil, sivil çözüm" istenmesi "PKK güçleri ile pazarlık masasına oturulmasının" gündeme getirilmesi, Türk ve Kürt aydınları olduğunu iddia edenlerin PKK ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ne "eşit mesafede çağrıları" ve de terörün düğmesine basılması acaba tesadüf mü? Yoksa bir yerlerde, birilerinin masa hazırlığı mı var?