Siyaset6 Temmuz 2005 00:00

Aldatmalar, Saptırmalar - Korkut Boratav

Son zamanlarda Türkiye'nin geleceği bakımından önem taşıyan birtakım gelişmeler, yoğun bir ''beyin yıkama, yanıltma, göz ardı etme'' kampanyası ile kamuoyuna aktarılıyor. Üç örnek gösterelim. AB Komisyonu''nun Türkiye için önerdiği ''müzakere çerçevesi''ni, bizim finans çevreleri ve AB uzmanlarının büyük bölümü, önemli bir başarı olarak yorumladılar. Sanki, kritik olan tek sorun, görüşmelerin 3 Ekim''de başlaması imiş gibi...

Hayret doğrusu... Komisyonun belgesinde, Türk kamuoyunun hazmetmekte güçlük çekeceği, Ermenistan'la sorunların çözümünü (''komşularla iyi ilişkiler'' ifadesiyle) gündeme getiren ve Kıbrıs sorununda Türkiye''yi (bu kadar ödünden sonra) hâlâ iyi niyetli davranmaya davet eden ifadeleri bir yana bırakalım. Bu belge, aslında, Türkiye'nin yol haritasını ''imtiyazlı ortaklık'' hedefine yönlendiren; dolayısıyla tam üyelik seçeneğini kenara iten bir metindir. AB ile üyelik dışında sıkı bağlar içeren bir ilişki seçeneği açıkça ifade edilmiyor mu? Kimi konularda, örneğin emeğin serbest dolaşımında kalıcı istisnalar gündeme gelmiyor mu? AB'nin Türkiye'yi hazmetme kapasitesinin sınırlı olabileceği belirtilmiyor mu? Üyelik görüşmelerinin kesilme koşulları bir kez daha vurgulanmıyor mu? Kısacası, özel statülü bir ortaklık seçeneğinin sadece adı konulmamıştır. Bunlara, AB'nin ve Avrupa'nın çok sayıda ''ağır topu'' nun aşağı yukarı aynı kapıya gelen demeçlerini katınız. İngilizlerin The Times gazetesi, komisyonun son belgesi yayımlanmadan önce ''Türkiye'nin tam üyeliği artık bir yavaş ölüm sürecine girmiştir'' teşhisinde bulunuyordu. Bu saptama artık fazla iyimserdir. Üyelik seçeneği, aslında, rafa kaldırılmıştır.

Bence, bizim resmi çevreler ve dikkatli AB uzmanları da durumun farkındalar. Yine de ''her şey eskisi gibi'' mesajını pompalayarak kamuoyunu yanıltıyorlar. Bazı AB tutkunları ''sonuç değil, süreç önemlidir'' gibi bir söylem geliştiriyorlar. Uyarmamız gerekiyor: Halkın sürekli yanıltılmasına dayalı bir süreç, Türkiye'de demokratik refleksleri değil, olsa olsa faşizan ve karanlık tepkileri besleyecektir.

****

Türk Telekom'un yüzde 55 hissesi 6.5 milyar dolara, birazcık ''İtalyan sosu'' da katılarak Hariri ailesine satılıyor. İşler yolunda giderse güz aylarında ilk taksit AKP iktidarının emrine verilecek ve belki de bir erken seçimin finansmanına kaynak sağlayacak...

Suudi-Lübnan karışımlı Hariri klanı, bugünlerde ABD''nin Ortadoğu''daki gözdelerinden biri. Bir kardeş Lübnan''da Suriye aleyhtarı cephenin lideri olarak başbakanlık koltuğuna geçiyor; diğeri de Türkiye ekonomisinin öncü sektörlerinden birini satın alıyor... Bu ailenin sicilini iyi bilenlerle haberleşiyorum. Bilgi geldiğinde okurlarımla paylaşacağım.

Türkiye'nin ''vatansız'' sermaye ve medya çevrelerini izleyin: ''Paranın, sermayenin vatanı yoktur'' diyerek başlıyorlar. ''Telekom tesisleri bir yere gitmiyor ki; burada kalıyor; ucuza gitmedi, ama keşke on yıl önce satsaydık'' diye sürdürüyorlar. Bir de utanmadan, ''Satmayalım da turşusunu mu kuralım...'' diyenler var. Muhalifler ise ''çağdışı, ulusalcı tepkiler..'' yaftalarıyla susturuluyor.

''Ucuza mı gidiyor'' eleştirileri yanıltıcıdır. Halkımızın seksen yıllık emeğinin birikimi olan bir sektörün satışına, hangi meşrepten olurlarsa olsunlar yurtsever solcu, sosyalist, herkesin ilke olarak karşı çıkması gerekiyor.

****

Daha önce iki kere Anayasa Mahkemesi'nden dönen ( ''Temel Yasa'' bağlamlı) içtüzük değişikliği, IMF yasalarını Meclis tatilinden önce çıkarmak telaşı içine giren AKP tarafından bir kez daha geçirildi. Anayasanın, bu konuda üçüncü defa ''delinmesi'' ni değerlendiren finans uzmanlarını TV ve radyo programlarında izlediniz mi? Bu bakımlı, şık, ağızları laf tutan, ancak vurguları ile bir parça ''Amerikan Türkçesi'' konuşan genç uzmanlar nasıl da keyiflendiler... IMF yasaları, hele sosyal güvenlikle ilgili olanı, hızla geçsin de son stand-by anlaşmasının ilk taksiti gelsin; borsadaki yükselme desteklensin...

Daha önce, TBMM Irak tezkeresini reddettiğinde depresyona giren bu '' Özal çocukları'' nerelerde okudular? Hiç mi anayasa, hukuk, siyaset bilimi, tarih görmediler? Asgari bir demokrasi kültüründen hiç mi nasiplenmediler? Onların, bizlerden gizli tuttukları bir özlemleri var: Anayasa Mahkemesi, Danıştay'ı olmayan bir Türkiye... IMF, Dünya Bankası ve AB tarafından hazırlanan yasaları, göstermelik bir mecliste görüşülmeden kabul edilen; yürütmenin başına ve Çankaya'ya Washington veya Brüksel'den ithal edilen kişilerin oturtulduğu bir Türkiye...