Sosyal adaletle Telekom: solun rantçıları
Bazı olaylar vardır, turnusol kağıdı gibidir, hamilelik testi gibidir, bu tür olaylar karşısında insanların davranışları ve söyledikleri, onların gerçek düşüncelerini ve duygularını ortaya çıkararır. Bir insanın yurtseverliği , refah zamanında değil, zorluk zamanında, savaş zamanında ortaya çıkar. O insan barış ve refah zamanlarında en sıkı milliyetçi , en ateşli yurtsever olabilir, ancak o kişinin samimiyeti savaş ve yoklukta belli olur. Aynı şekilde , bazısı normal zamanlarda, çok ateşli eşitlik, anti-emperyalizm nutukları atarken , konjonktür değişince , çıkarları değişince, emperyalistlerin, ezenlerin tarafına geçip , kavramları ters yüz edip, kendi dönekliğine kalkan yapmaya çalışır.naproxennatrium go naproxen kruidvat
Bazı olaylar vardır, turnusol kağıdı gibidir, hamilelik testi gibidir, bu tür olaylar karşısında insanların davranışları ve söyledikleri, onların gerçek düşüncelerini ve duygularını ortaya çıkararır. Bir insanın yurtseverliği , refah zamanında değil, zorluk zamanında, savaş zamanında ortaya çıkar. O insan barış ve refah zamanlarında en sıkı milliyetçi , en ateşli yurtsever olabilir, ancak o kişinin samimiyeti savaş ve yoklukta belli olur. Aynı şekilde , bazısı normal zamanlarda, çok ateşli eşitlik, antiemperyalizm nutukları atarken , konjonktür değişince , çıkarları değişince, emperyalistlerin, ezenlerin tarafına geçip , kavramları ters yüz edip, kendi dönekliğine kalkan yapmaya çalışır. Bu ters yüz edilmiş içi boş söyleme göre örneğin, eşitliği sadece ve sadece çokuluslu şirketler ve emperyalistler dünyaya getirebilir ya da asıl emperyalistler, çok uluslu şirketlerle iç içe geçmiş gelişmiş kapitalist devletler değildir, asıl emperyalistler, gelişmekte olan ülkelerin ulus devletlerdir. Bush ve ekibi çok iyidir, Blair harikadır,Soros kahramandır, ancak Chavez, Castro, Denktaş gibiler kötüdür, zararlıdır. Holding medyasının köşelerini kapmış böyleleri, solun bütün partilerine her fırsatta akıl verirler: Sol iktidar olmak istiyorsa Kıbrıs’ı boş vermeli, Ermeni soykırım yalanını kabul etmeli yapamıyorsa itiraz etmemeli , emperyalist tetikçisi PKK bölücülerini savunmalı, yapamıyorsa bunlara ses çıkartmamalı vs.vs… Solculuk= ver-kurtulculuk eşitliğini kafalarına yerleştirenlerin 1980 lerden beri ve özellikle de AKP Hükümeti zamanında, üstelik de hiçbir eser ortaya koymadan, bütün varlıklarımızı sattıkları halde, 80 yılda oluşmamış iç – dış borcu Türkiye’nin sırtına yüklemelerine, her geçen yıl artan işsizliğe, bütçenin yarıdan fazlasının faiz ödemelerine gitmesine, özelleştirilen fabrikaların, madenlerin , tarım işletmelerinin kapatılmasına, çalışanlarının ve o çalışanların kazançlarından faydalanan milyonların gelirlerinin yok edilmesine (örneğin bkz. http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=583390 , http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=583370 , http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=583364 ) söyleyecek bir şeyleri yoktur. Türk Telekom’un satışı da Holding Medyası’nda köşeler kapmış olan kerameti kendinden menkul solun rantiye kesiminin solculuğu hakkında bir turnusol kağıdı, hamilelik testi işlevi gördü. Holding Medyasına yuvalanmış solun rant lordları, SEKA’nın kapatılmasına, Seydişehir’in haraç mezat satışına, topraklarımızın satışına bir şey demedikleri , bunlara sessiz kaldıkları gibi şimdi artık açık açık Türk Telekom’un birilerine peşkeş çekilmesini alkışlıyorlar.
Bunlar artık Türk Ulusunun fakirini değil, Standard Poor’sun fakirlerini seviyor, onlar gibi düşünüyor(Derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s’un Türkiye Analisti Faruk Soussa, Telekom özelleştirmesindeki başarının kredi notu için olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.)
Bunlar artık kimilerine göre 12 Eylül Darbesinin gerçek nedeni olan , Türkiye’yi küresel sermayeye eklemleyen 24 Ocak kararlarını kutsuyorlar. Tansu Çiller’in “40 milyar $ a satacaktık” şehir efsanesini kalkan yapmışlar, Çokuluslu Şirketlerin (ÇUŞ) ların uslu çocukları olarak, AKP ve TÜSİAD ‘la kolkola girmişler, Türk Telekom’un satışına karşı çıkanlara Holding mevzilerinden atışlar yapıyorlar. Diyelim ki Tansu Çiller’in 40 milyar $ lık şehir efsanesi doğru, peki şunlar ne olacak:
- 40 milyar $ a Telekom’u alan şirket, bu verdiği 40 milyar$ ın acısını kimden çıkaracaktı? Bu şirketin sunacağı hizmetlerin fiyatlarına yansımayacak mıydı? Yoksa bu şirket de Türk dostu bir şirketti kar güdüsüyle değil Türk Dostluğu güdüsüyle mi çalışıyordu?
- Türk Telekom her sene Türkiye’nin Kurumlar Vergisi birincisi olmuyor mu? Üstelik her şeye burunlarını sokan, afra tafralarından geçilmeyen TÜSİAD’ın bütün şirketlerine de ödediği vergi ile fark atmıyor mu?
- Türk Telekom yüzbinlerce insana iş kapısı sağlamıyor mu? Yan sanayi ve hizmetlerini de düşündüğünüzde bu milyonlarcasına iş imkanı demek değil mi? Yabancı firma aldığı Telekom’dan işçi çıkarmayacak mı? Türkiye’de yapılabilecek bir çok taşeronluk işlerini , yan hizmetleri , yabancı ülkelerde yaptırmayacak mı , bu işsizliği artırmayacak mı , milli geliri azaltmayacak mı?
- Yabancılar neden hep hazıra konmak istiyor?Yabancılar ve Türk özel sektörü , Türkiye’nin , Türk Milleti’nin 80 yılda yemeyip de yaptığı değerlerini almak yerine, neden bunlar gibi sanayi tesislerini sıfırdan kendileri de yapmıyor? Örneğin Ereğli’yi alacaklarına , Türkiye’nin bir başka yerine bir tane de fabrika kendileri kursunlar. Bir tane Tüpraş da yabancılar yapsınlar, neden hep hazıra konuyorlar? Türk Telekom gibi bir telekominikasyon işletmesini de bir de yabancılar kursunlar , ya da yepyeni bir teknoloji ile yepyeni bir dalda yepyeni bir fabrika , işletme kursunlar. Biz yabancı sermayeye karşı değiliz kap kaççı yabancı sermayeye karşıyız.
- Serbest piyasada örnek diye alınan gelişmiş Batı ülkelerinin hiç biri, Telekom gibi stratejik önemdeki bir kıymetinin kontrolünü yabancılara bırakmaz, hatta bu ülkelerde , değil kamu işletmeleri kritik özel şirketlerin bile yabancılara satışı sıkı denetim altındadır.
- Arjantin IMF’nin her dediğini yaptı: kendi kamu işletmelerini sattı, bu arada Telekom’unu da sattı , ancak gene de ekonomik krizden kurtulamadı, hatta çok daha şiddetli bir kriz yaşadı. Şimdi artık bu kamu kuruluşları yabancılara çalışıyor, satılacak bir şey kalmadığı gibi devletin sağladığı gelirler ve piyasayı düzenleme enstrumanları da elden gitti. Ayrıca Arjantin’de Telekom’u alan firmalar fahiş fiyatlarla halkı ezdiler. İletilişim artık bir zorunluluk olduğu için kimse fahiş fiyatlara itiraz edemedi, hizmetlerden de vazgeçemedi. Serbest piyasa tabusu yüzünden devlet de şirketlere müdahale edemedi. Halk isyan etti. Bolivya’da halk özelleştirilen şirketlerin kamulaştırılması için aylardır eylem yapıyor, çünkü Latin Amerika’da halk özelleştirmenin fakirleşmenin , sömürülmenin katmerlisi olduğunu anladı.
- Her şey, ama her şey (sağlık,sosyal güvenlik, telekom, içme suyu, kanalizasyon da dahil) özelleştirildiği zaman, kamu ya da devlet de serbest piyasa tabusu ile özel şirketlere müdahale edemediği zaman, parası olmayan, işi olmayan , hastalanan , zor durumda olanlar ne yapacak? Özelleştirilmeyle semiren zenginlerin , avuçlarının içine mi bakacak? Bu zenginlerden gelecek sadakalarla mı yaşayacak? Halk zaten kendi hakkı olan temel hizmetleri, zenginlerden sağlanan bir lütufmuş gibi mi görecek? İşsiz , yoksul, Türk Milleti , köleleştirilip, Soros’un dediği gibi ihraç ürünü olarak mı kullanılacak?
- Devlet şirketleri zarar ettiği zaman bile aslında halka ucuz hizmet sunduğu için bunun farkında olmasa bile halk kazançlıdır. Özel şirketlerin karları halkın cebine gitmez. Zaten günümüzde muhasebe teknikleri ile, off shore şirketleri ile , vergi cennetleri ile, firmalar vergi kaçırmada , vergi ödememekte uzmanlaşmışlardır. Türkiye’de de daha önce özelleştirilip de kapatılmayıp çalışan tesislerin karlarında , ödedikleri vergilerde büyük düşüşler olmuştur.
- Halk kamunun elindeki şirketlere , hükümet vasıtasıyla iyi kötü müdahale edebilir. Kamu işletmeleri fahiş fiyat artışlarına kolay kolay gidemezler , zira yönetimleri halkın seçtiği siyasetçilerdedir. Özel şirketler hele hele yabancı şirketler halkın denetiminin neredeyse tamamıyla dışındadır.
- Her şey özelleştirildiği zaman büyük şirketler, küçükleri yutarlar ve bu kaçınılmaz olarak tekelleşmeye gider. Gümrüklerin, sermaye hareketlerin serbest olduğu koşullarda, yerli firmalar uzun vadede gelişmiş ülkelerin güçlü firmalarının yemi olurlar. Yani bizim gibi ülkelerde özelleştirme kaçınılmaz olarak yabancılaştırmadır. Sonuçta iş öyle hale gelir ki Devlet , özellikle de Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin devletleri güçsüzleşirken, yabancı karteller halkın ve devletin sırtından güçlenip palazlanır, kontrol edilemez , zapt edilemez hale gelir.
En kıymetli varlıklarımızın satışına karşı çıkanların ezici bir çoğunluğu özel sektöre karşı değiller, ancak her şeyin özellikle de Türk Telekom gibi, Tüpraş gibi , Ereğli gibi, Tekel gibi, Seydişehir gibi , elimizde kalmış en değerli varlıklarımızın satılmasına karşılar. Yabancı sermayeye karşı değiller, kap-kaççı, yağmacı , hazıra konucu , kan emici yabancı sermayeye karşılar. Çin’de olduğu gibi, sıfırdan değer yaratacak, fabrika - tesis kuracak , yeni iş alanları açacak, teknoloji getirecek, vergi verecek, yabancı sermayeye kimse bir şey demiyor , itiraz Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin yapmaya , kurmaya değil hazır olanı çok düşük değerlerle almasınadır .
Holding medyasının solcu rant lordlarının ise her özelleştirmede foyaları meydana çıkıyor. Onlar artık Türk Milleti’nin yanında değil , emperyalistlerle beraber karşısındadırlar. Her yaptıkları, her yazdıkları hamileri, besleyicileri Soros’un fakirleştirilmiş, bölünmüş, ayrıştırılmış, köleleştirilmiş Türk Milletinin kanını satın alma hedefine hizmet ediyor.