Siyaset1 Temmuz 2005 00:00

ONU ÖYLE DEMEZLER, PEYNİR EKMEK YEMEZLER?!

Türkiye, 3 Kasım seçimleri sonrasında tarihinin en büyük kuşatmasını yaşadı!Cumhuriyet tarihinin en büyük (Soros) sivil-toplum çalışmasına maruz tutuldu!“AB’den tarih verilecek” masalıyla devletin birliği dirliği yok edilmek istendi!Malesef ki, bazı yüce Türk büyükleri de bu gelişmeleri “öküzün trene baktığı” gibi seyretmeyi tercih etti.....discount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

 

Kanarya mı Baykuş mu?!

 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, aylar sonra ilk defa konuştu!

Hem de bir muhalefet lideri gibi konuştu.

Koltuğunda gözü olan Mustafa Sarıgül’e karşı kullandığı üslubun “tıpkısının aynısı”nı Başbakan Erdoğan’a karşı kullandı.

İşte Milliyet’in Ankara Temsilcisi Fikret Bila’ya söyledikleri:

"İzmir Valisi olayı, değerler sisteminin çöktüğünü göstermektedir. Artık bu hükümet yönetiminde saygınlık, sorumluluk gibi hiçbir etik değerin kalmadığı anlaşılmıştır. Bir ülkede Başbakan, ki örnek ve öncü olması gerekir, kuyumcudan hediye kabul ediyorsa, ancak kamuoyunun baskısıyla ve gönülsüz biçimde iade etmek zorunda kalıyorsa, bir başka kuyumcuya annesi adına hastane yaptırabiliyorsa; yine bir başka işadamının verdiği bursla çocuklarını yurtdışında okutuyorsa... Daha başbakan olmadan batık banka patronlarının helikopterleriyle özel zirveler yapıyorsa, tabii o ülkenin valisi de aynı batık patronun biletiyle tatile gitmekte sakınca görmez. Bu anlayışa sahip bir Başbakan da, bu validen hesap sormaz, soramaz. Aynı hükümetin Maliye Bakanı için özel af çıkarılıyorsa, valiyi kime şikâyet edeceksiniz? Başbakan Başbakan'ken şirket kuruyorsa, kimi kime şikâyet edeceksiniz? Başbakanlık, bakanlık, valilik sorumluluk gerektiren, dikkatli ve özenli davranılması gereken, örnek olunması gereken görevlerdir. Ama bugün karşılaştığımız tablo, tam bir çürüme tablosudur."
Ki…

Baykal’ın “Gelecekte iki parti kalacak biri AKP diğeri CHP” kehanetinde bulunduğu partilerden Ak olanının başı, Recep Tayyip Erdoğan “cami” ve “anitkabir”i arkasına fon yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında şunları söylüyordu:

"Bizim siyaset tasavvurumuzda ahlak ve siyaset arasında hasımlık değil hısımlık vardır. Siyaset, halkın yerine düşünmek, halka rağmen yapmak değil, halkla birlikte düşünmek, birlikte iş yapmaktır. Türkiye, bugün dünyada hakkında en çok konuşulan ülkelerden biri. Kim ne derse desin, Türkiye için bu bir iade-i itibardır. Türkiye'nin gücünü dağıtmasalardı, kaynaklarımızı telef etmeselerdi bugün çok daha ilerilerde olacaktık. Bir avuç sülük bu ülkenin kamu ve özel bankalarında 50 milyar dolarını talan ve yağma etti. Henüz tam olarak bunun hesabını görebilmiş değiliz. Yeni bir çağın eşiğindeyiz. Sağdan soldan gelen baykuş sesleri sizleri yanıltmasın. Geçiş döneminin ortaya çıkardığı kaos görüntüsü sizleri korkutmasın.”

 

TEZEK VE SİDİK?!

 

Yani...

“Cami” de arkamda, “anıtkabir” de yanımda mesajı!

“Şiir gibi” ortamın havasını bozmaya çalışan “baykuş”lardan korkmayın, “mihrabımız yerinde duruyor” güvencesi!..

Menderes’in iktidarının son günlerindeki halet-i ruhiyyenin tıpkısının aynısı!

O dönemde de görüntüde genelkurmay başkanınından bir kısım medyaya, işadamından bürokrata dek hepsi iktidarın yanındaydı!

Sonra?!

Sonrası ortada!..

Tezekle yapılan, sidikle yıkıldı!

Peki Erdoğan’ın bu mesajı kime?!

Kime olacak, medyaya...

Kime olacak; işadamlarına...

Kime olacak; sivil-asker bürokrata...

Kime olacak; sokaktaki saf temiz vatandaşa...

Kime olacak; yerlerse yabancılara...

Bıraktım taze medya patronu Turgay Ciner’in gazetesinde yayınlanan “Ak işadamları” listesini, Erdoğan’ın şu anki fotoğrafını alıp giyiminden kuşamına masaya yatırsanız, “Kasımpaşalı” imajının üzerine çizik atılalı bir hayli zaman geçtiğini görürsünüz.

Hatta...

Bu gösteriş ve depdepe düşkünlüğünü, amiyane tabiriyle “sonradan görmeliği” eleştiren yakın dostlarına Emine Erdoğan, “Siz bu işlerden anlamazsınız” diye çıkışıyor. 

Keşke o ikazları dinleyip, şeytanlarına yenik düşmeseler!.. (Di!..)

Çünkü Şeytan, kibirin yanında saklı!

Yazık!..

 

GERDANLIK İADE EDİLMEDİ?!

 

Ki...

Baykal’ın altını çizdiği şu “gerdanlık skandalı”na da birkaç satır ben ekleme yapayım:

Birincisi o “gerdanlık” hiç iade edilmedi.

İade edilen basit ve ucuz bir parçaydı.

Gerdanlık ve broşun toplam değeri söylendiğinin aksine 100 bin dolar civarındaydı.

Eskiden olsa Rahmi Turan gönderirdi “Gölge Adam” Ertuğrul Akbay’ı müşteri kılığında o kuyumcuya, işin gerçeğini çıkarırdı ortaya.

Eskiden olsa Zafer Mutlu gönderirdi hiç düşünmeden Olay Tan’ı, Ramazan Öztürk’ü, Korcan Karar’ı, Figen Ünal Şen’i oraya, çıkarırdı işin doğrusunu ortaya.

Eskiden olsa Ufuk Güldemir yapardı aynı şeyi!

Reha Muhtar durmaz kendi giderdi, ama önceden gönderirdi Kubilay Tümen’i oraya, öğrenirdi işin doğrusunu, sonra da patlatırdı haberi!

Artık devir o devir olmadığı için kimse “Jaguar” hadisesinde olduğu gibi gerçeği merak etmiyor.

Bir dönem eski sol taze liberal kalemlerin küçümsedikleri Reha Muhtar haberciliğinin dahi yanına yaklaşılamıyor!

(Kim bilir belki birileri oraya bir ekip gönderip hazırlamıştır kasedi. Çarşaf çarşaf yayınlanan konuşma kayıtlarının bir benzerinde saklıdır gerdanlık hadisesinin içyüzü!)

Neden?!

Niye?!

Çünkü Türkiye, 3 Kasım seçimleri sonrasında tarihinin en büyük kuşatmasını yaşadı!

Cumhuriyet tarihinin en büyük (Soros) sivil-toplum çalışmasına maruz tutuldu!

“AB’den tarih verilecek” masalıyla devletin birliği dirliği yok edilmek istendi!

Malesef ki, bazı yüce Türk büyükleri de bu gelişmeleri “öküzün trene baktığı” gibi seyretmeyi tercih etti.

İnanıyorum, Reha Muhtar ekranlarda olsaydı, o şirin üslubu ile çekinmeden bunların hepsini söylerdi.

Vatandaş da doğruları, bir nebze de olsa duymuş olurdu.

Ya bugün?!

Aman Tayyip Erdoğan’ı kızdırmayalım yoksa bize özelleştirmeden bir şey koklatmaz havası hakim.

Yazık!

İMAM CEMAAT?!

 

Hala bazıları Karun kadar zengin olunsa da, “milyar dolarlar”ın bir işe yaramadığını... Yerli yabancı çok güçlü tanıdıkları olsa da adamın, “ihanet” edenlere kim olursa olsun, hangi görevde bulunulursa bulunsun, nasıl zulmediğini görmüş değil!

Oysa...

Onca canlı örnek var ortada!

Ama bazıları hala çok açgözlü, “daha daha” diyor!

“Vatan elden gidiyor, sıra sana geliyor” diyorsun, o hala “bana bir şey olmaz, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” havasında!

Yazık!

Ve...

Son olarak:

Ertuğrul Özkök her zaman olduğu gibi yine çok kibar yazmış, “İzmir Valisi Skandalı”yla ilgili... Hem Özkök’ün hem de Baykal’ın sözlerine kısa bir ek de ben yapayım...

Varın ülkenin ne halde olduğunu sizler daha iyi anlayın:

TMSF’nin el koyduğu Pamukova çiftliğinde, devletin namusu emanet edilmiş bir Bakan alem yapıyorsa, kim kime ne diyebilir?!

Kimden neyin hesabını soracaksın?!

İmam yellenirse, cemaat ne yapmaz ki!

İzmir Valisi, İçişleri Bakanı’nın akrabasıymış.

Eskiler boşuna, armut dibine düşermiş dememişler. 

Düştü işte!..

Sonsöz: Kimin “Baykuş”, kimin “Kanarya” olduğunu çık kısa süre sonra hep birlikte göreceğiz. İrin Çuvalı paatladığında “Susurluk” bunun yanında Cin Ali’nin serüveni kalacak. İtalya’daki “Temiz Eller” benzeri bir şey!

 Unutmamalı ki, yakın tarihimizde “Odunu diksem milletvekili yaparım” diyenlerin sonu, yine iki odunun arasında bitti! İnsanın içinden, bu tür konuşmaları dinlediğinde, Sabah’ın itibarının zirvesinde olduğu günlerde, Zafer Mutlu’nun Umur Talu’ya yazdığı o tekerleme gibi cümleyi tekrarlamak geçiyor:

“Onu öyle demezler, peynir ekmek yemezler...”