Siyaset29 Haziran 2005 00:00

Çarliston Paşa?! - Hayrullah Mahmud

Gecenin ilerlemiş saati... Ankara – İstanbul arasında araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’la telefonda laflıyoruz. “Batılı olmanın bir numaralı kuralı nedir?!” diye sordum. Cevabı şöyle oldu: “Batı’da, Kilise, ‘For give but never forget’ der. Yani, Klise daima ‘Affet ama asla unutma’ der. Batı yaşamını bu söz üzerine kurmuştur. Türkiye’de ise yaşam bu sözün tam tersidir; ‘Unut ve asla hatırlama!” Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın yaptığı Yunanistan ziyareti de bu anlamda değerlendirilebilir! “Unut ve asla hatırlama!” Orgeneral Büyükanıt, sanki son yaşanan “bayrak yakma” hadisesinde de, Türkiye hatalıymış gibi davranıyor. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholcialis walgreen coupon site cialis coupon

Yunanlılar, yaptıkları yanlıştan dolayı TSK’yı ziyaret etmeleri gerekirken, Büyükanıt Paşa TSK adına olmasa da, Genelkurmay adına Yunanlılar’ın ayaklarına gidip aynen şöyle diyor:

“Gelin gerçek dost olalım!”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de geziyle ilgili benzer bir değerlendirmede bulunuyor:

“Özür dilendi, bitti!”

Yani...

“Bu tatsız hadiseyi unuttuk ve asla hatırlamıyoruz, devamını getirebilirsiniz nasılsa biz her defasında affederiz” demeye getiriyor.

AFFET AMA ASLA UNUTMA?!

Ya Yunanistan’ın da parçası olduğu Batı, en son “Ermeni sorunu” örneğinde olduğu gibi ne yapıyor?!

Bizi, yani Türkiye’yi, Osmanlı döneminde, savaş ortamında yaşanan bazı ölümlerden dolayı “insanlık dışı” bir suçu işlemekle itham ediyor!

İtham etmekle kalmıyor, Parlamentoları’ndan karar çıkartıp; “Ermenileri katlettiniz, soykırım yaptınız” diyor!

Diyebiliyor!..

Neden?!

Büyükanıt, Özkök gibi Paşalar yüzünden!

İşte Fransız, Alman Parlamentoları’nın aldıkları kararlar ortada!

Özkök ve Büyükanıt Paşalar ise kendi adlarına büyüklük yapıp, Yunanlı meslektaşlarına şöyle diyorlar:

“Yaşanan tatsız hadiseyi affettik ve unuttuk!”

Nitekim...

Büyükanıt Paşa’nın, Yunanistan ziyareti sırasında medyaya yansıyan görüntü ve fotoğraf karelerini inceledim!..

Vücut dili kitaplarından analiz çıkarttım!

Büyükanıt Paşa’nın vücut dili, bir dönem ABD’de ve Türkiye’de çok moda olan “Çarliston dansı”nı anımsatan bir kıvraklığın, eğilip bükülmenin izlerini taşıyordu.

İsmet Paşa olsa bu fotoğraf karşısında “gerdeğe girecek damat gibi sabırsızlanıyor” derdi.

1920’li 1930’lu yılların moda dansı Çarliston, bir hayli kıvraklık gerektiren hareketler içeriyor.

Hızlı eğilip bükülmeler, kalça sallamalar, zıplamalar gerektiren figürlerden oluşuyor.

Büyükanıt Paşa da, Yunanlı meslektaşlarının şaşkın bakışları arasında, “Çarliston dansı”na benzer bir vücud dili ile konuşuyor!

Ki...

Erdoğan’ın, Başbakan olduğu Türkiye’de, söylenenden yapılandan ziyade “vücut dili” önemli!

Erdoğan’ın Batılı liderlerle yanyana geldiği zamanki tabloyu biliyorsunuz!

Sadece “vücut dili” ile sorunları çözüyor.

Bunu gören yabancı gözlemciler de, Erdoğan’la ilgili her defasında kendi medyalarında aynı tespiti yapıyorlar:

“Mr Erdoğan, vücut dilini çok iyi kullanıyor!”

Erdoğan, o vücut dili sayesinde, 17 Aralık’ta, AB’den sonu belli olmayan bir üyelik tarihini, ABD ile de Beyaz Saray’da 30 dakikası beklemeyle geçen Başkan Bush’la “Net 7 Dakikalık” bir zirve imkanını yakalayabildi!

Çok yakın dostu Berlusconi ise “Umut ederim Türkiye AB’ye girer” derken, Schöreder de bir anda kapıyı gösterip sırtını dönüverdi.

Bu bakımdan “vücut dili ile siyaset” çok önemli!..

PAŞA’NIN VÜCUT DİLİ?!

Ne var ki!..

Org Büyükanıt ise Erdoğan kadar başarılı olmasa da umut vaad ediyor!

“Başına çuval geçirilen” bir ordunun Generali olarak bir hayli neşeli!

Bayrağı’nın onuru çiğnenen bir ülkenin askeri olarak fazla heyecanlı!

Eğilen, bükülen, olduğu yerde hızlı dönüşler yapan, “Çarliston dansının figürlerini” aratmayan kıvraklıkta mesajlarla dolu konuşmalar yapıyor!

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a, bir gazeteci ve Atatürk Türkiyesi’nin bir genci olarak, önemli gördüğüm şu hususun altını çizmeyi bir görev adlediyorum:

Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde Yunanlılar’dan korkmamıştır.

Türk insanı Yunanlı’yı bir düşman olarak görmemiştir.

Aksine; Yunanlılar “Megalo İdea”ları gereği Türkleri düşman olarak görmüşler, buldukları her ortamda, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmışlardır.

Sokaktaki ortalama Türk vatandaşı da Yunanlı’dan korkmaz!..

“Yunanlılar geliyor” paranoyası içinde değildir.

Türk medyasında Yunanlılar’ı karalayan –birkaç aşırı yayın hariç- haber pek yer almaz.

Ama, Yunan medyasında durum mukayese edilemeyecek ölçüdedir!

“Türkler geliyor” paranoyası orada vardır!

Yunanlılar’ın savunma harcamaları ortada!

Olsa olsa Türk milleti, Kurtuluş Savaşı sırasında, Yunanlılar’ın sergiledikleri tutumdan dolayı bu millete kırgındır, o kadar!..

Ama bir Türk asla bunun kinini gütmez!

Bu bakımdan, Yunanistan ziyareti sırasında sergilediğiniz vücud diline hiç gerek yoktu!

“Gelin gerçek dost olalım” mesajını sizin değil, Yunanlı meslektaşlarınızın vermesi gerekmez miydi?!

Kıbrıs’ta yaşanan zulmün ardında da Türkler’in parmak izi olmadığı halde, Başbakan Erdoğan’ın harikulade vücud dili sayesinde özür diler hale geldik!

Sayın Paşam, bu kadar taviz çok değil mi?!

Eğer tavizin, her defasında geri adım atmanın adı “yüksek siyasetse” Türk Bayrağı’nı bu topraklarda dalgalandırmaya ne gerek var?!

Bunca şehidi neden verdik?!

İçinizden geçen bir ülkenin bayrağını –çekebilecek gücünüz varsa- çekin göndere olsun bitsin!

Bu tatsız tiyatro da sona ersin!

KİMİN PAŞASI?!

Öte yandan...

Genelkurmay Başkanı Özkök de benzer bir üslubu devam ettiriyor.

Sanki, kendisinin Genelkurmay Başkanı olduğu ordunun, bazı askerlerinin kafasına çuval geçirilmemiş gibi davranıyor?!

Ankara’dan ayrılan ABD Büyükelçisi Edelman’ın veda ziyaretleri bağlamında, Sedat Ergin’e söylediği “Şimdi üç ve dört yıldızlı general düzeyinin ilerisine geçerek, bu temasların daha alt kademelerde tesis edileceği ve yeniden canlandırılacağını ümit ederim” sözlerini büyük bir pişkinlikle cevaplıyor:

“Çuval olayının ardından, ben bu sıkıntı yaratır demiştim!”

Sanki…

Kendisi, TSK’nın başı değilmiş gibi bir halet-i ruhiyye içinde!

Belki bu üslubunu yadırgamam da hata!

Çünkü; star Medyası’nın Ankara Temsilcisi ve Başyazarı’yken, Erdoğan’ın Başbakan olmak için 3 Kasım seçimlerinin ertesi günü “Genelkurmay Başkanı Özkök ile aramı yapın” diye Wolfowitz’e yazdığı “Rica Mektubu”nu yayınlamıştım.

Sonrasını biliyorsunuz!...

Sonrasında Erdoğan, sihirli bir değnek değmişçesine Siirt’ten seçilerek Başbakan oldu!

Ardından Zapsu’nun Özkök ve Erdoğan’ın arasını Can Ataklı’nın da olduğu bir ortamda Esenboğa Havalimanı’nda bana “Şiir gibi” diye tanımladığı dönem geldi!

Belki de…

Orgeneral Özkök, kimseye sormadan Genelkurmay’ın başını ABD’de bir masaya bağlamıştır.

Wolfowitz mektubu bunun en büyük kanıtı değil mi?!

Wolfowitz emredecek, Özkök yapacak!

Çünkü ortada duran fotoğraf net ve verdiği demeçler bu gözlemi doğruluyor!

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başı olmaktan ziyade, bir askeri ateşe gibi konuşuyor!

Benzer hadise, bıraktım ABD’yi AB’yi, herhangi bir üçüncü dünya ülkesinde olsa adamı koltuğundan uçuracak gelişme karşısında Özkök, yasak sağma kabilinden, “Çuval olayının ardından, ben bu sıkıntı yaratır demiştim” açıklamasını yapıyor!..

Yapabiliyor!..

Hem yüzü hiç kızarmıyor!..

Oysa…

Org. Özkök, “Sıkıntı yaratır” diyeceğine, varolan sıkıntıyı çözmesi gerekmez miydi?!

Ya da çözemiyorsa, istifa etmesi!..

Daha önce Milliyetçi İnsiyatif’te yazmıştım.

Türk askerinin başına “Çuval geçirme” hadisesi tepeden tırnağa Genelkkurmay’da görevli bazı Generaller ve siyasi iktidarın aymazlığının bir eseridir.

Ortada ne bir istihbarat ne de yürek eksikliği vardır.

Eğer o gün Süleymaniye’de görevli Türk askerlerine, operasyon yapmaya gelen ABD’li askerler için “A unsur komutanının merkezde misafir edilmesinin gerekli görüşmelerin yapılmasını ve sonucun derhal bildirilmesini” demek yerine “A unsurunu etkisiz hale getirin” denilseydi, bu tatsız olay da yaşanmazdı.

Edelman’ın tespitleri “Bazı” kelimesini kullanmak kaydıyla doğrudur!

“Dört ve üç yıldızlarda sıkıntı yok” ama aşağılarda ciddi sıkıntı var!

Fay hatlarında çok gaz birikti!

Ankara’da gerilim had safhada!..

Kaynayan kazan kapak tutmuyor!

Ki…

Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ’dan da, son ABD ziyareti sırasında “Çuval” sorununun TSK içinde çözülmesi isteniyor.

Başbuğ da bu isteğe “Yukarıda sorun çözüldü, sıkıntı aşağıda” cevabını veriyor..

“Bu sorun aşılsın” denilince, “Ne yapabilirim ki” diyor!

Aldığı cevap anlamlı:

“Siz bir şey yapamıyorsanız, o zaman yapabilen, bu sorunu çözen gelsin!”

Hadise bu kadar net!

CEYLAN’IN YÖNETTİĞİ ORDU?!

Daha önceden yazmıştım…

Yeri gelmişken bir kez daha tekrarlayayım:

Bir Latin atasözü şöyle der:

“Bir Ceylan’ın yönettiği Aslan Ordusu’na, bir Aslan’ın yönettiği Ceylan Ordusu evladır!”

Eğer okullarda olduğu gibi yılsonunda Paşalara da karne veriliyor olsaydı, baştan söyleyeyim ben bu iki Paşa’yı da önce bütünlemeye bırakır, ardından da okuldan uzaklaştırırdım!

TSK’ya iyi liderlik yapmadıkları için!

Şanlı Türk Ordusu’nun “şanı”nı bazı mahvellerde paspas ettikleri için!..

Türkiye’nin “Çarliston ritmli” vücud diline ihtiyacı yok!

Bazı Paşalar’ın Erdoğan’ın ilişkilerim çok iyi dediği Kazakistan, Yunanistan, İtalya güzergahında dolaşmalarının bu ülkeye ne fayda sağladığını da önümüzdeki dönemde hep birlikte göreceğiz?!

Ve...

Son olarak...

Geçen yıl, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün tuttuğu takım Beşiktaş’la ilgili medyada nahoş haberler yer almıştı!

Acaba diyorum, sıra Fenerbahçe bağlamında bazı NATO müteahhitlerini mercek altına almaya gelmedi mi?!

Çünkü her nedense bazı Paşalar, Fenerbahçe Kulübü’nden çıkmıyor?!

Çünkü her nedense, bazı NATO müteahhitleri hep Fenerbahçeli oluyor!

Fenerli ve dört yıldızlı bir generalin dostu, Ankara Tunus Caddesi’ndeki NATO Müteahhidi bile, Fenerbahçe’nin şampiyon olmasının ardından, kör gözüne parmak sokarcasına, sokağa boydan boya Fenerbahçe bayrağı asıyor!

Acaba diyorum?!

Neden bazı Paşalar hep Fenerli oluyor?!

Atatürk’ün dahi kendini bir takıma kote etmekten imtina ettiği tarihsel bir perspektifte, bu Fener sevgisinin altında ne yatıyor?!

Bu arada, yeri gelmişken Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök’e şu soruyu sormak elzem oluyor:

2004 YAŞ sürecinde, gündemde sıra yolsuzluklara geldiğinde, Başbakan Erdoğan’ın önünüze koyduğu 22 yolsuzluk ve usulsüzlük dosyasında, neden sıra hala “1 Numaralı” dosyaya gelmedi ya da gelemedi?!

Ve neden Erdoğan’ın başını çektiği AKP ve onun çok sorumlu aynı zamanda sorumsuz danışmanı Cüneyd Zapsu ile ilgili yolsuzluk ve “hediye dosyaları” MGK’da gündeme getirilmedi!?

Getirmek için vatanın tamamının satılması, peşkeş çekilmesi mi bekleniyor?!

Çevik Bir’in muhteşem 28 Şubat numarasından sonra ordu defterden “bir” rakamını sildi de bizim mi haberimiz olmadı?!

Genelkurmay’da ne zamandan beri, sayı saymaya 22’den başlanıyor?!

Varsa bir açıklamanız, anlatın da bilgilenelim!

Orgeneral Torumtay örneğinde olduğu gibi istifa etmenin de bir onuru vardır!

ABD Büyükelçisi Edelman’ın ve Pentagon’un dahi Genelkurmay’ın tepesindeki komutanları “TSK’ya hakim değilsiniz” diye muhatap almadığı bir ortamda, “irin çuvalı” patlamadan bazı Paşalar’a onurluca istifa etmek yakışmaz mı?!

Sizce Türkiye de, her alanda, Batı’da olduğu gibi “Affedecek ama asla unutmayacak” yöneticileri hak etmiyor mu?! Ne dersiniz?!

Sonsöz: Sayın Büyükanıt, “Sigara sağlığa zararlıdır!” Kenan Paşa’nın “Çok sigara içiyor, sigarayı bırakmalı” öğüdünü ciddiye almalıydınız. Ciğerlerinizi üşütmüşsünüz, geçmiş olsun!

Sevgiler...