Toprak satışındaki ısrar - Enver Şat
Hükümet Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği yasanın yerine şimdi yeniden yabancılara toprak satışı yapmanın yollarını arıyor. Geçtiğimiz hafta bu konuda bir yasa teklifi bakanlar kurulunda imzaya açıldı. Her fırsatta Osmanlı’ya olan özenini sergileyen hükümet, anlaşılan tarımda da Osmanlıyı örnek almakta. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden tarım sorunu; · Adaletsiz bir toprak düzeni · İlkel tarımsal yapı · Yabancılara satılmış arazilerdi. escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenadiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cardskamagra kamagra 100mg kamagra gel
Yabancılara toprak satışı 1856 yılında Islahat Fermanı ile başlamıştır. 1857 yılından 1892 yılına kadar İzmir civarında yalnız İngilizlerin aldığı toprak miktarı 2 milyon 800 bin dönümdür. 1895 yılına gelindiğinde o güzel İzmir’in yüzde 85’inin tapusu yabancıların eline geçmişti. Buna gayrımüslimlerin (Rum, Ermeni, ve Yahudiler) eline geçen topraklar da eklenirse, bu rakam 6 milyon dönümü bulmaktaydı.
Daha sonra 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan ve kapitülasyonları kaldıran Lozan Barış Antlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Misakı Milli sınırlar içerisinde bağımsız bir devlet olabilmiştir. Bu, Türkiye’de yabancılar hukuku açısından yeni bir dönemdir.
2644 Sayılı Tapu Kanununa göre, yasanın 35 ve 36. maddesi hem yabancıların mülk edinmesini hem de edinilecek mülkün büyüklüğünü kontrol altına almıştı.
Cumhuriyetle birlikte topraklarımız koruma altına alınmıştır. Bu durum yıllara kadar bu şekilde gelmiştir. Ama nedense şimdiki hükümet, elinde ne var ne yok satıp savmak ister gibi.
Şimdi de CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği yasanın yerine yeni bir yasayı hazırlamaktalar.
1936’da TBMM açış konuşması: “Toprak Kanunu’nun bir neticeye varmasını Kamutay’ın yüksek himmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçinebileceği ve çalışacağı toprağa malik olması, behemahal lazımdır.”
1937’de TBMM açış konuşması:”Milli ekonomimizin temeli ziraattır. Bunun içindir ki, ziraatta kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, …isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tatbik etmek ve … her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lazımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek başlıca noktalar şunlardır: Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olan ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle, bölünemez bir mahiyet olması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlamak lazımdır. Küçük büyük, bütün çiftçilerin iş vasıtalarını artırmak, yenileştirmek ve korumak tedbirleri, vakit geçirilmeden alınmalıdır.”
Yukarıdaki sözler Mustafa Kemal’e aittir.
Oysa bugün kendilerini “Atatürkçü” olarak niteleyen gelmiş geçmiş bütün hükümetler, bu hedeflerin yakınından bile geçmediler.
1945’li yıllarda çıkartılan çiftçiyi topraklandırma kanunu ile ilgili olarak Eskişehir’in toprak ağası ve Eskişehir milletvekili olan Emin Sazak: “İstediğiniz kadar toprağı devlete ben vereyim. Ama o toprakları devlet benden yasa zoru ile alırsa, Emin Sazak Eskişehir’de ölür” diyordu.
Toprak reformu tam anlamıyla gerçekleştirilmedi.
Emin Sazak’lara dokunulamadı.
O nedenledir ki bugün Sinanlı köylüleri örneğinde olduğu gibi; köylüler, yıllardır işledikleri toprakların hâlâ sahibi olamadılar.
Tarımda bilimsel yöntemler geliştirilmedi.
Binlerce ziraat mühendisi işsiz güçsüz boşta gezerken ve mesleğiyle ilgisi olmayan işlerle uğraşırken, topraklarımız hâlâ bilimsellikten uzak yöntemlerle işlenmektedir. Küçük topraklar ise hozan yatmaktadır.
Hükümet satıyor.
Maden sahaları, fabrikalar, enerji tesisleri, telekomünikasyon sistemleri ve nihayet topraklarımız satılıyor.
Vatan parça parça satılıyor.
İşçilerin: “bizi satanı biz de satarız!” demesi artık pek fazla bir anlam taşımıyor.
Çünkü sadece oy vermemekle iş bitmiyor.
Geçtiğimiz dönemde iktidarda olan hiçbir parti bugün meclise giremedi ama, IMF politikaları ve ülkenin talanı hızlanarak devam etmekte.
Bu satışlara karşı daha etkili direnişlerin yapılması ve mutlaka engel olunması gerekiyor.
Yoksa gelen gideni her zaman aratacaktır.