Yapmayınız Abdullah Bey, yapmayınız! - Emin Çölaşan
‘İlk hedefimiz AB sürecini desteklemektir. Ordu (Türk Silahlı Kuvvetleri) dahil tüm kurumlar değişimi tartışıyor.’Dikkatinizi çekerim, bu sessizlik ve tepkisizlik ortamında Leyla Zana bile artık kendisine destek olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni gösteriyor. Ahhh, şu olan biten konusunda Genelkurmay’ın fikir ve düşüncelerini, niçin böyle sessiz kaldığını, bunları içine sindirip sindirmediğini bir öğrenebilsek!discount drug coupons click free discount prescription cardcialis forum cialis bez recepta cialis bez receptaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
NE hallere düştük! Dışişleri Bakanı Abdullah Gül dün basına konuşup son Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu hakkında kendini savunmaya kalkışıyor. İnciler döktürüyor:
‘Bizim bir rapor talebimiz olmadı. Hükümete böyle bir rapor gelmedi. Ayrıca o kurulun başında ‘Başbakanlık’ ibaresi yok.’
Nasıl yok? Rapor elimde. Açsın bana bir telefon, kendisine göndereyim. Başında aynen Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Raporu yazıyor.
Eğer raporu görmemişse çok ayıp. Demek ki bilmeden konuşuyor. Eğer raporun başında Başbakanlık sözcüğü varsa, bunu yapanları derhal şikayet etmeli ve haklarında sahtecilikten vesaireden dava açılmasını sağlamalı.
Gül devam ediyor: ‘Ben de bunları basından okudum. (Demek ki raporun bir nüshasını bulup getirtememiş!) Böyle bir rapor hazırlanmış mı, hazırlanmamış mı, bilmiyorum. (Rapor yazılmış, oylaması yapılmış ve ortalığa saçılmış, bilmiyor!) Bunları hükümetimize karşı kıskançlık ve basit bir duygu olarak görüyorum. Çeşitli kaprisler de olabilir. (Bak sen, şu savunma çabasına bak!) Kim yaptı, ne yaptı, onu da bilmiyorum. (Helal olsun valla, ya yanı başında olanlardan bile haberi yok, ya da milleti kandırmaya kalkışıyor.)’
Kendisine bir sorum var: Bu raporda yer alan sözlere katılıyor mu, katılmıyor mu? Net ve açık yanıt versin. Veremez!
Bir şey daha: Rapora olumlu oy verdiği iddia edilen 24 kişi ve kuruluş toz oldu. Kim bunlar? Rapor faili meçhul cinayete dönüştü!
AB kapısındaki Türkiye’de yaşadıklarımıza, düştüğü şu perişanlığa, komik duruma bakar mısınız!
***
Böyle ülke yönetimi olur mu? Türkiye Cumhuriyeti bu kafalarla yönetilmeye layık mı?.. Ve çok önemli bir soru daha:
Bütün bu yaşadıklarımız rastlantı mı, yoksa oyun planının bir parçası mı?
Bakınız, Leyla Zana ve saz arkadaşları dün soru sorulmasına izin vermedikleri bir basın toplantısı yaptılar. Zana Hanım buyurdu:
‘Hedefimiz yeni bir anayasa ile Kürtler de dahil tüm etnik grupların TÜRKİYELİLİK (!) üst kimliği altında tanımlanmasını sağlamaktır.’
Bunlar yakında parti kuracakmış. AKP hükümetinin karşısına bu isteklerle çıkacaklar. Bugün var olan bir raporu bile -zorda kalınca, rahatsız olunca- yalanlamaya kalkışanlar, o zaman ne yapacaklar?
Leyla Zana babasının hayrına konuşmuyor. Son Avrupa gezisinde direktifi AB’den aldı, ağzı açıldı. Sözlerini şöyle sürdürüyor:
‘İlk hedefimiz AB sürecini desteklemektir. Ordu (Türk Silahlı Kuvvetleri) dahil tüm kurumlar değişimi tartışıyor.’
Dikkatinizi çekerim, bu sessizlik ve tepkisizlik ortamında Leyla Zana bile artık kendisine destek olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni gösteriyor.
Ahhh, şu olan biten konusunda Genelkurmay’ın fikir ve düşüncelerini, niçin böyle sessiz kaldığını, bunları içine sindirip sindirmediğini bir öğrenebilsek!
***
Bir ülkenin bu durumlara düşürülmüş olması utanç vericidir. Üzerimizde içeriden ve dışarıdan oynanan oyunu görmek istemeyenler var. Artı, bu oyuna bilmeden alet olanlar, ya da tezgahı bilerek kuranlar var.
Oyunun ilk perdesi ‘Türkiyelilik’ kavramını yerleştirmek. Bunu yıllar önce ilk söyleyenlerden biri bugün başbakanlık koltuğunda oturmakta olan Recep Tayyip Erdoğan idi.
Şimdi aynı söylem AB ve Kürtçülerin elinde.
Dünkü Hürriyet’te AB’ci entel kesimden bir romancının döktürdüğü incileri de herhalde okudunuz. Şöyle diyordu:
‘Bundan sonra Türk daha az Türk, Kürt daha az Kürt, ama herkes daha fazla Avrupalı olacak.’
Mevsim sonu indirimli tarifeye buyurun bakalım!
***
Ülkemiz böyle durumlara hiç düşmemiş, böyle küçülmemiş, elalemin kapısında yalvar yakar olmamıştı. Başkalarının oyuncağı hiç olmamıştı.
Sonra bir de, hiç utanıp sıkılmadan Atatürk’ün arkasına sığınmaya yelteniyorlar:
‘Efendim Atatürk muasır medeniyet (çağdaş uygarlık) demişti. Biz o yüzden AB için çaba harcıyoruz.’
Atatürk öyle demişti de, bunu el kapılarında bu durumlara düşerek yapanları görse, o anda yanından kovardı. Siz Türk devletinin Atatürk döneminde hiç bu durumlara düşürüldüğünü, el kapılarında yalvardığını, verdikçe verdiğini duydunuz mu?
Atatürk onurlu adamdı. Türkiye Cumhuriyeti onurlu ülkeydi.
Onun adını bu pisliğe karıştırmasınlar, altında kalırlar.
***
Emin Çölaşan’ın notu: Gazeteci arkadaşımız Fikret Bila’nın çok ilginç bir kitabı çıktı. ‘Satranç Tahtasındaki Yeni Hamleler. Hangi PKK?’ Lütfen okuyun, söylediklerimize hak verin. (Ümit Yayıncılık)
Emin Çölaşan