Siyaset23 Haziran 2005 00:00

GENELKURMAY BAŞKANI ÖZKÖK NE DİYECEK ACABA? - Hasan Ünal

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök geçtiğimiz Nisan ayında İstanbul''daki Harp Akademileri''nde bir konuşma yapmıştı.Bir buçuk saate yakın bir süre alan ve televizyonlarda naklen yayımlanan bu konuşmasında pek çok konuya değinmiş ve özellikle Kıbrıs sorunu ve AB ile ilişkilere ağırlık vermişti.Kıbrıs adasının Türkiye açısından stratejik öneminin azalmadığını; hatta tam tersine arttığını belirtmiş ve üzerinde yaşanan problem çözülmeden Kıbrıs''ın apar topar AB''ye alınmasının yanlışlarına dikkat çekmişti.Daha önceki bazı açıklamalarını da ele aldığımız 23 Nisan günkü yazımızda Özkök''ün Kıbrıs''a dair 2003 başlarından bu yana söylediklerinin çelişkilerini ortaya koymuştuk.Ardından da sormuştuk: Eğer Kıbrıs''ın stratejik önemi azalmadıysa acaba Genelkurmay Başkanımız Ek Protokol hakkında ne düşünüyor? O zamanlar EK Protokol''ün imzalanmasına ilişkin, henüz tam olarak kesinleşmiş bir durum söz konusu değildi.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons site printable coupons for cialisnaproxennatrium site naproxen kruidvatdiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

Gerçi AKP hükümeti bu Protokolü imzalayacağına dair bir irade beyanında bulunmuştu; ancak ne Protokol''ün metni ne de bunun nasıl onaylanacağına dair prosedür tam olarak tebellür etmemişti.

Şimdi her şey ortada.

Elimizde bir Ek Protokol var ve hükümet bunu imzalayacağını söylüyor.

Üstelik AB ilişkilerimizdeki genel durum Nisan ayına göre epeyce kötüleşti.

Aklı başında herkesin Türkiye''nin AB''ye üye olmasının artık neredeyse imkansız hale geldiğini açık açık söylediği bir noktadayız.

Dolayısıyla bu aşamada Protokol''ün imzası ayrıca önem kazanıyor. Protokol''de neler olduğunu kısaca hatırlayalım.

Bu Protokol''ün Kıbrıs Rumlarını Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla tanımamız anlamına gelen tartışmalar üzerine yoğunlaşmak meseleyi saptırmak oluyor.

Çünkü devletler hukukunda tanıma konusu en siyasi olan bölümlerden biri ve tanıma konusunda açık ve farklı yorumlamaya imkan vermeyecek bir irade beyanı olması gerekiyor.

Yani Türkiye bu Protokol''ü imzaladıktan sonra da Kıbrıs Rum Kesimini bütün adanın tek meşru hükümeti olarak ve Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla tanımadığı iddasını sürdürebilir.

Ancak tanımaya çok yaklaşmış olacağı da bir gerçektir.

Öte yandan şimdi bu Protokolü imzalamaya bizi iten korku müzakerelerin başlamasını sağlamak yani Rum vetosundan kurtulmak ise, bu konu müzakereler - eğer başlarsa - defalarca yine karşımıza gelecek ve Rum tarafı kendisinin tanınmasının gereğini yapmamız konusunda bizi sıkıştıracaktır. Esas mesele Protokolün yükümlülükler bölümünde.

Burada açık yükümlülükler var.

Örneğin Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Cumnhuriyeti sıfatıyla ve adanın tamamı üzerinde ticaret belgelerini almaya ve vermeye yetkili tek otorite haline geliyor ve Türkiye de bunu kabul ediyor.

Bunu yaptığımız anda AB''ye gidip ''KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğünü çıkartın'' diyemeyiz; çünkü adamlar ''tamam belgeleri Rumlar üzerinden düzenlemeniz kaydıyla'' diyeceklerdir.

Yani kendi siyasetimizi baltalamış olacağız. Bu Protokol KKTC ekonomisine ciddi darbeler vurcaktır.

Kuzeydeki bütün bayilikler neredeyse iptal olacak ve/veya Güneye taşınıp oraya kaydolmak zorunda kalacaklardır.

KKTC''ye mal satan bir Türkiye şirketi eğer AB''ye de mal satıyorsa AB Komisyonu bu şirketleri KKTC ile yaptıkları ''illegal'' ticarete son vermedikleri takdirde cezalandıracağını söyleyecektir.

Avrupalı ve Uzak Doğulu her hangi bir şirketin KKTC ile doğrudan ticaret yapması mümkün olamayacaktır.

Bütün bunlar KKTC''nin tasfiye sürecini hızlandıracak ve bir daha geri dönülemez noktalara sürükleyecektir. Durum bu noktadayken, acaba Özkök ne düşünmektedir? Eğer Kıbrıs''ın Türkiye için stratejik önemi konusunda samimi ise o zaman bu Protokolün içerdiği mahzurları anayasal platformlarda hükümet ile paylaşmış mıdır? Eğer paylaştıysa da sonuç alamadığı anlaşılıyor.

Hiç olmazsa Parlamento''nun bu Protokolü onaylamamasına katkıda bulunacak açıklamalar yapacak mıdır? Eğer yapmayacaksa Protokolü mahzurlu bulmamakta mıdır? Eğer mahzurlu değilse nedir? Bu soruları artırmak mümkün; ama gereksiz.

Esas mesele Özkök''ün KKTC''nin tasfiyesi karşısında sessiz kalıp kalmayacağı...