Vahim, Çok Vahim! - Ümit Zileli
Hangisini yazmalı, hangisini anlatmalı... Türkiye'yi sarıp sarmalayan, dört bir yandan kuşatma altına alan, o ünlü deyişle, ''Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete'' dedirten o kadar çok olay üst üste yaşanıyor ki, yazmaya sütunlar yetmez! acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons click free discount prescription cardcialis coupons printable link discount prescription drug cardrenovation vejle renovation skive renova
Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Ekim'de yayımladığı üç belgeden ''Komisyon Kurmayları Çalışma Belgesi - Türkiye'nin üyelik perspektifi açısından ortaya çıkan önemli konular'' başlıklı bölümün 9. sayfasında ''ülkeyi aşan konular'' kısmını okuyalım:
- Bölgedeki bir anahtar konu, kalkınma için suya ulaşmaktır. Su, önümüzdeki yıllarda Ortadoğu'da giderek artan bir stratejik konu olacaktır ve Türkiye'nin katılımıyla, su kaynaklarıyla ilgili altyapının (Fırat ve Dicle nehir havzalarındaki barajlar ve sulama projeleri, İsrail ve komşu ülkeler arasındaki sınır aşan su işbirliği) uluslararası yönetim beklentisi, AB için önemli bir konu haline gelecektir.
Ne kadar açık değil mi? Ne denli diplomatik dille yazılmış olursa olsun, söylenen çok basit; stratejik önemi giderek artan ve de Türk topraklarından çıkan su, AB ve İsrail işbirliği ile ''uluslararası yönetim'' adı altında kontrol altına alınacak!!!
Burada soru; Türkiye'nin egemenlik haklarını ortadan kaldıran böyle bir metnin bu rapora nasıl girdiği değildir! Soru; Türkiye'yi yönetenlerin böylesine vahim bir durumu nasıl kabullendikleri, hangi hakla onay verdikleridir!
Aklım almıyor diyeceğim ama maalesef alıyor, ''Diyarbakır BOP'un yıldızı olacak'' diyebilen anlayış, bunu da yapar!!!
Türkiyelilik üst kimliği!
Önceki gün Emin Çölaşan 'ın köşesinde yayımladığı ''Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Ekim 2004 Raporu'' nu okuduğunuzda, AB ilerleme raporunda yer alan vahim konulara verilen onayın ne kadar doğal olduğunu anlayıveriyorsunuz!!!
Raporda, azınlıkların büyük kısıtlamalar altında olduğu belirtiliyor. Bunun temel kaynağı olarak ise anayasanın ''Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir'' şeklindeki üçüncü maddesi gösteriliyor. Milletin bölünmez bütünlüğü kavramının Batılıya çok ters geldiği, milleti oluşturan çeşitli altkimlikleri inkâr anlamı taşıdığı anlatılıyor! Devletin dilinin Türkçe olması ise ''anlaşılamaz'' şeklinde değerlendiriliyor!
Türk teriminin aynı zamanda etnik bir grup olduğu anlatılan raporda, ''Osmanlı'daki altkimliklerden biri Cumhuriyetle birlikte üst kimlik haline gelmiştir. Bu durum diğer altkimlikleri yabancılaştırıcı niteliktedir'' deniliyor. Sonuçta tek kültürlü ulus-devlet modelinin yerine ''Türkiyelilik'' üst kimliği altında çokkültürlü yeni bir toplum modeli öneriliyor. Bunun için de anayasa ve yasaların ''yeni bir içerikle'' yeniden yazılması isteniyor.
- Tesadüfe bakın; Leyla Zana da Avrupa'da yaptığı son konuşmada aynen bunu istemişti!
Bu ''ibret'' belgesi, nerelere götürülmek istendiğimizi, yapılanların, söylenenlerin hiç de tesadüf olmadığını gayet güzel anlatıyor!
Trabzon'un sırrı!
Başlık, Cumhuriyet'in dünkü manşeti. Son haftalarda Trabzon Havaalanı'na inen Amerikan ve İngiliz askeri nakliye uçaklarının sayısında büyük artış görülmüş. Çok doğal! Bir ay önce yazdığım ''Tersanelerimize kadar girdiler'' başlıklı yazımda Dışişleri Bakanlığı genelgesiyle yedi liman ile altı havaalanının Amerika'nın hizmetine verildiğini anlatmıştım. İşte ABD şimdi bu genelgeden doğan haklarını kullanıyor! Uçakların varış noktasının ise Irak olduğu belirtiliyor.
İşte benim aklım bunu hiç almıyor; Irak'a gidecek olan uçak niçin Trabzon'da ikmal yapıyor? Niçin İncirlik değil de Trabzon? Üstelik ''Irak'a gidecek'' açıklamaları da havada kalıyor, zira bu resmi bir açıklama değil, Trabzon Valisi'nin havaalanı polisinden aldığı duyum! İnsanın aklına; ''Acaba, BOP çerçevesinde Kafkasya ve Hazar/İran bölgeleri için bir takım 'iyilikler' mi düşünülüyor'' sorusu geliveriyor!
- İnsan aklının şu fesatlığına bakın!