Siyaset20 Haziran 2005 00:00

ÜÇ-DÖRT YILDIZLI GENERALLER VE ALT KADEMELER - Hüseyin Mümtaz

Türkiye’de geçirdiği iki yılın ardından ayrılmaya hazırlanan Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Edelman Milliyet’ten Sedat Ergin’e ‘’Veda Mülakatı’’ vermiş.            Ve demiş ki; (18 Haziran 2005)            '’Çuval' krizi hâlâ aşılamadı, Süleymaniye olayı sonrası 3 ve 4 yıldızlı generaller düzeyinde ilişkileri düzelttik. Sıra alt kademelerde’’.            Dilin kemiği yok.Adamdır, söyler; gazetecidir yazar..            Fakat bu lâf son derece münasebetsiz bir lâftır efendiler.Yenilir yutulur lâf değildir.Ağalar, beyler, paşalar….Bu laf tahammül edilir şey değildir.Daha yeni yeni, AB Büyükelçilerinin bir takım dernek ve sivil toplum örgütleriyle beraber çarşaf çarşaf ilanlar yayınlamalarının, başbakan ve dışişleri bakanına Ankara’daki yemekte talimatlar yağdırmalarının şokunu üzerimizden atmaya çalışıyorduk..naproxennatrium go naproxen kruidvatclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilooxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Murat Yetkin yazıyor; (18 Haziran 2005)

‘’AB üyesi olmayan, etkili bir ülkenin büyükelçisi "Başka koşullarda bu içişlerine müdahale sayılırdı. Ama üye olmak için başvuran sizsiniz, buna hazırlıklı olmalıydınız. Devamını da bekleyin" dedi, önceki akşam diplomatik bir davette.’’

Öyle ya hamama giren terler..

Balığa çıkanın burnu ıslanır..

Dolayısı ile hadi AB Büyükelçilerinin böyle davranışlarının ‘’kendilerince’’ ve ‘’AB muhiplerince’’ topluma yutturulmaya çalışılan bir izah tarzı var diyelim.

Ama Edelman’a ne oluyor?

Tabii.. Bir hafta önce Boğaziçi’nde ‘’Amerikan karşıtı kafalar ezilmelidir’’ dediği zaman ‘‘Haddini aşma’’ demeyip, sayıyla kendisine gelmesi gerektiğini yüksek sesle yüzüne haykırmaz ve üstelik konuta şaraplı yemeğe davet ederseniz, yüz bulan muhatabınızın bir hafta sonra bunları ve daha kim bilir neleri söylemesine râzı olacaksınız demektir.

Edelman’ın ‘’Üç-dört yıldızlı generaller’’ ve ‘’alt kademeler’’ imâsı resmen suçtur, ayıptır, orduyu bölmeye yöneliktir, alt kademeleri isyana teşviktir.

            ‘’Kafalar ezilmeliydi’’ ve ‘’generaller-ast kademeler’’ sözlerini bir Türk vatandaşı söylemiş olsaydı, inanın dakkasında yakasına yapışılırdı.

            Peki Edelman’ın ayrıcalığı ne?

            Bu gücü nereden buluyor?

            Kim bu adama haddini bildirecek?

            ‘’Diplomat gibi davranmak’’, ‘’toleranslı olmak’’ ne zamandan beri hariciyecilerden başka meslek erbabının da hayat tarzı olmaya başladı?

            Birisinin çıkıp âcilen Edelman’a cevap vermesi, söylediklerine açıklık getirmesi lâzımdır.

            Ne diyor Edelman?

            ‘’ Şimdi üç ve dört yıldızlı general düzeyinin ilerisine geçerek, bu temasların daha alt kademelerde tesis edileceği ve yeniden canlandırılacağını ümit ederim. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt ve bizim Avrupa'daki Kara Kuvvetleri Komutanımız General Well, bu konuda çalışıyorlar. Bu da önemli bir katkı olacak.’’

            ‘’Bu, üzücü bir olaydı. ..Size üç ve dört yıldız kademelerinde çok iyi ilişkiler kurduğumuzu, şimdi ordularımız arasında daha alt kademelerde daha fazla temas kurmamız gerektiğini söylerken, gerisindeki faktörlerden biri de bu.  Süleymaniye'nin yol açtığı zararın telafi edilebilmesi için biraz daha zamana ve daha fazla temasa ihtiyacımız var. Bir hayli kırgınlığa ve kızgınlığa yol açtı, bu durumla ilgilenmemiz gerekiyor...

‘’Gerek halkla ilişkiler, gerek iki ülkenin askeri kurumları arasındaki ilişkiler açısından bir sorun yarattı ve bunu aşabilmek için sürekli bir şekilde elimizden gelen bütün çabayı sarf etmemiz gerekiyor.

‘’Ne kadar süreceğini bilemem. Ama aşacağımızı umuyorum. Nasıl 1 Mart oylaması ABD tarafında bir etki yarattıysa, bu olay da da bir etki yarattı. Kanımca yaralı olan dokunun iyileşmesi için biraz zamana ihtiyaç var.’’

            Edelman konuyu bu kadar açık ve net bir şekilde ortaya koyduğuna göre benim de ilgililerden bazı cevaplar almaya hakkım olduğunu düşünüyorum.

            Millet askerinden bir açıklama bekliyor:

1.      Üç ve dört yıldızlı generaller nasıl ikna edilmişlerdir?

2.      Daha alt kademeler neden ikna edilememişlerdir?

3.      Orgeneraller Büyükanıt ve Well’in ‘’bu konudaki çalışmaları’’ hangi aşamadadır?

Şu satırları 27 Mayıs 2003 günü yazmışız: (YÜZBAŞI GİBİ-Hüseyin MÜMTAZ. Toplumsal Dönüşüm Yay. Haziran 2oo4. İstanbul. Sayfa:83. Genç Subaylar.)

‘’25 Mayıs Pazar gecesi erken saatlerden itibaren internetgazete.com’da servise konulan yazımızın başlığı “Neden Sadece Genç Subaylar?” idi. Ve Genelkurmay Başkanı’nın basın toplantısını yapmasına 24 saatten az bir zaman vardı.

            O yazıda şöyle diyorduk;

            Genelkurmay Başkanı, Akepe’li başbakana demiş ki ‘Akepe’nin kimi uygulamalarından genç subaylar tedirgin’.

            Sadece genç subaylar mı, sadece ordu mensupları mı?

            Akepe’nin “kimi” değil, bütün uygulamalarından bütün millet rahatsız.”

            Peki Orgeneral Özkök ne diyor:

            Şayet TSK'da tedirginlik varsa bu bir kesimde değil, TSK'nın bütünündedir.”

            Biz şunları da söylemişiz o yazımızda;

            Hem genç olmak, göreceli bir kavramdır kıymetli okuyucu.

            Üstelik Türk Ordusu            hem herkesin yatıp kalkıp ihtilal düşündüğü bir operet ordusu değildir, hem orduda subaylar genç-orta yaşlı-yaşlı diye ayrılmazlar.

            Fişek gibi genç nice orgeneral bilirim, yaşamaktan bezmiş nice yaşlı üsteğmen..

            Türk Ordusu’nda subay sınıflandırması; her türlü “cunta” kavramını önleyici, hem “silsile-i merâtib”e ve hem de emir komuta zincirine uygun ve her biri ayrı ve kendine özgü katı kurallara bağlı olarak subay-üstsubay-general şeklindedir.

            Ama her birinin ortak vasfı “Harbiyeli” olmalarıdır.”

            Peki Orgeneral Özkök ne diyor:

            “TSK'nde genç subaylar yaşlı subaylar ayırımı yoktur. Komutanlar arasında şahinler, güvercinler sertlik yanlıları yoktur. Bu tür iddiaları yalanlamaktan öteye lanetlediğimi, kusura bakmayın ağır laf söylüyorum ama açıkça ifade etmek istiyorum. TSK'nde tek vücut olmuş bölünmez bir kitle ve modern yönetimimiz uyarınca kollektif bir akıl ve davranış biçimi vardır….Cumhuriyetin temel esasları üzerinde herhangi bir görüş ayrılığı olabilir mi? Biz hepimiz bu mesleğe girerken silahlara el bastık ve kanunlara nizamlara amirlere, emirlere mutlak biyat edeceğimize yemin ettik. Ve hep bunun bilinci içerisindeyiz. İşte görüş dediğimiz şeyler bunlardır. Burada hiçbir farklılık olamaz. Bunlar hep vehimlerden ibarettir.

Darbenin lafından rahatsızım”

            Ben kendi payıma Orgeneral Özkök’e şükranlarımı arz ediyorum.

            Arkadan şu söylediklerini alt alta sıralıyorum:

1.      “Kaygılarımızı artırıcı gelişmeler de süre gelmektedir. Bunların detaylarına girmeyeceğim, ama bunların başında devlet kadrolarına irticai düşünceleriyle şaibeli kişilerin yerleştirilmekte oluşudur. Gayet tabii ki bu kişilerin icraatıyla Silahlı Kuvvetler'in yanında ülkenin geleceğini düşünen bütün kurumlarca izleneceğini ve izlenmekte olduğunu da belirtmek isterim.”

2.      ‘‘28 Şubat'a bir sebep-sonuç ilişkisi içinde bakmak gerekir. Sebep ortada duruyorsa sonuçlar da ortadan kalkmaz.

3.      “Bazı yazarlarımız, ‘’Erdoğan'la şiir gibiyiz’’ diye takdim ettiler, kulağa hoş gelsin diye. Asla ben böyle şey söylemedim.

4.      TSK AB'ye karşı değil, aksine AB'ye uyumun deneyimli bir vasıtasıdır. Ancak AB'ye her şeye rağmen değil, onurla, eşit şartlarla, milli ve coğrafya bütünlüğümüzü koruyarak girmektir. Bakın İngiltere tam üye olduğu halde ortak para birliğine girmedi. AB'ye giriş için tarih alan Romanya'da Genelkurmay başkanı doğrudan cumhurbaşkanına bağlıdır. Finlandiya da böyledir‘’.

Demiş Genelkurmay Başkanı..

Biz de yazının sonunu şöyle bağlamışız:

“Akredite basının seçkin temsilcileri” ellerine büyük bir fırsat geçmişken şunu sormayı unutmuşlardır:

“Sadece genç subaylarda değil, hepinizde olduğunu söylediğiniz tedirginlik sadece irtica-mürteci-AB konusunda mıdır?

1.Kuzey Irak’ta Kürt devletinin oluşumu, yeni Irak devletinde Kürtlerin oynamaya hazırlandığı ağırlıklı rol ve Türkmenlerin çaresizliği;

2.Kıbrıs’ta içine düşülen dibi belirsiz gayya kuyusu;

3.Ege’de, Helsinki’ye uygun milli egemenliği zedeleyecek yeni açılımlar;

4.Öcalan’a af, PKK’ya af.

5 AB müfettişleri ve müşevviklerinin “uyum yasaları” kılıfı altında ülkenin üniter yapısını tehdit eden, Sevr’e geri götüren çabaları da genç subayları, pardon hepinizi rahatsız etmekte değil midir?

Ben olsaydım, sadece türban-irtica-mürteci sarmalında sıkışmaz, bunları da eklerdim.

Fakat ben akredite değilim’’.

Yukarıda ne dedik?

General-asteğmen bütün subayların ortak vasfı Harbiyeli olmalarıdır…

‘’Harbiye denilince de durup, önce yutkunmalı, sonra da en az üç dakika düşünmelidir.

            Orduevlerinde her toplantıda ihtilal konuşulmaz ama her toplantı bitiminde eşler ve çocuklar dahil herkes ayağa kalkarak bir ağızdan Harbiye Marşı’nı söyler.

            “Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti/ Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız”

veya;

 “Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti/Tarihlere sorun ki bize ‘Ölmez Türk’ derler” şeklindeki yürek kabartan mısraları bulunulan salonu aşar, dışına taşar, Süloğlu, Çıldır, Şırnak veya Lefkoşa’dan taa Ankara’ya Dikmen-Kömürlük sırtlarına kadar uzanır.

İnanın bana bu “sinerjinin” önünde kimse kolay kolay duramaz.’’

Yanlış mı demişiz, haksız mı söylemişiz?

Kimsenin bu dakikaya kadar (18 Temmuz 2005 saat 16.00); haddini bildirmediği Edelman’ın dayanılmaz edepsizliği karşısında sadece Harbiyeli olarak, tek kişilik kocaman bir ordu olarak, yukarıda sorduğum sorulara cevap bekliyorum.

Bayrak açtım, rüzgâr bekliyorum. 18.06.2005 15:55:21