BİRLİK VAKFININ BİRLİĞİ, ÜLKENİN DİRLİĞİ - Hüseyin Mümtaz
Tarih 28 Mayıs 2005. Yer; İstanbul’un orta yeri.. İstanbul’un orta yeri her zaman sinema olacak değil ya bu sefer Cemal Reşit Rey Salonu. Eski ‘’Spor Sergi Sarayı’’ Birlik Vakfı’nın 20’inci Kuruluş Yıldönümü toplantısı yapılıyor. Kürsüde Hacettepe’li bir Profesör; Mustafa Erdoğan. ‘’Demokratikleşme ve Sivilleşme’’ konulu tebliğini sunuyor; Prof. Bilal Eryılmaz, Dr. Ömer Bolat, Doç.Dr. Şükrü Karatepe, Salim Uslu ve Yalçıntaş’ın oğlu Murat Yalçıntaş da ‘’müzakereci’’.. Prof. Erdoğan’ın ‘’tebliği’’ 27 sayfa.. İçindeki inciler… Okumadan önce sağlam bir yere oturun ve mümkünse kemerlerinizi bağlayın..
“Türkiye’nin siyasi sisteminin genel karakteri itibariyle çeşitlilik ve çoğulculuk,özgürlük ve adalet, açık toplum,sorumlu ve sınırlı yönetim, hoşgörü ve saygı, farklılıkları tanıma gibi temel insani değerlere yönelmiş, insan haklarına dayanan demokratik bir hukuk devleti idealinden epeyce uzak olduğu tartışma götürmez.”
“Bu rejim, resmi olarak içinde demokratik kurum ve mekanizmaları da barındırmakla beraber, işleyişi bakımından önemli ölçüde oligarşik bir özellik de göstermektedir.”
“Egemenlik her ne kadar millete ait sayılıyorsa da, egemenliğin kullanımında milletin demokratik temsilcilerinin başka ortakları vardır. Cumhurbaşkanı yanında silahlı kuvvetler ve yargı bürokrasileri ulusal egemenliğin fiili kullanıcıları arasındadır.”
“Besbelli ki, bugünkü Türkiye’de bütün toplumu ilgilendiren temel siyasal kararlar halkın demokratik temsilcileri tarafından alınamamakta; bürokratik oligarşinin değişmez programı demokrasi görüntüsü altında siyasi sisteme esas olarak hakim kılınmaktadır.
“…son yıllarda Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde bu yönde attığımız önemli adımlara rağmen, demokratikleşme Türkiye’nin gerçekleştirilmeyi bekleyen ana hedefi durumundadır”
“Herhangi bir sosyo-politik sistemde sivilleşmenin iki anlamı olabilir. Dar anlamda sivilleşme, siyasal sistem üzerindeki askeri etkinin sonra erdirilmesini ve siyasal sürece seçilmiş sivillerin hakim olmasını ifade eder. Bu anlamda sivilleşme askerî vesayetin yokluğu anlamına gelir ve başlıca iki pratik gereği vardır. İlki, silahlı kuvvetlerin tam olarak sivil denetim altın alınması, ikincisi ise askeri bürokrasinin demokratik siyaset alanına nüfuz etmemesinin sağlanmasıdır.”
“Demokrasi ilkesinin günümüzde en zor uygulanabildiği alan yargı sistemidir. Ancak, bütün mahkemeler değilse de, eğer varsa Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin belirlenmesine, hiç değilse, parlamentonun ciddi ölçüde katılması demokratikleşme açısından önemli bir göstergedir.”
“Ayrıca, yargıda demokratikleşmenin genel yöntemi yargılamanın jürili sisteme dayandırılmasıdır.”
“Nihayet, bu konuda, hakim ve savcıların halk girişimiyle görevden alınmasına imkan veren mekanizmalar da düşünülebilir.”
“Serbest oy ilkesi hem oy vermenin bir yükümlülük değil bir hak olmasını, hem de seçimlerin yarışmacı ve seçim kampanyalarının özgür/baskıdan azade olmasını gerektirir. Adil seçim, bunlara ek olarak, seçim sisteminin toplumdaki başlıca eğilimlerin hiç birisini politik sürecin dışında bırakmayacak ve bunları mümkün olduğunca orantılı bir şekilde parlamentoya yansıtacak bir seçim sistemini ifade eder.”
“Kültürel haklar dahil olmak üzere, sivil ve siyasal hakları herkes için güvence altına alan bir sistem aynı zamanda azınlıkların korunması ihtiyacını da büyük ölçüde kapsar. Bu haklar içinde ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin demokrasi bakımından özel bir önemi vardır.”
“Yukarıdaki kriterler açısından bakıldığında, Türkiye’nin halihazırdaki demokratik performansı ne yazık ki bir hayli zayıftır.”
“Azınlıkların korunması bakımından özel bir önemi bulunan kültürel hakların durumu daha da ciddidir. Türkiye anadili Türkçe olmayan vatandaşlarının kendi dillerinde öğrenim görme hakkını tanımamıştır. Bu haklar konusundaki çekingenliği yüzünden, Avrupa Konseyi’nin Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı ile Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesini onaylamaktan kaçınmaktadır.”
“Demokratik siyasi sürece yapılan müdahalelerin yol açtığı kesintiler Türkiye’de sıkça karşılaşılan durumlardır. Bunun temel nedeni, silahlı kuvvetlerin komuta kademesinin demokratik rejimle bağdaşmayan görev algısıdır. Askerler bir yandan kendilerini ülkenin kaderinden sorumlu sayıyor, öbür yandan da rejimin yegane meşruluk temeli saydıkları Kemalist ideolojinin yorumu konusunda tekel iddiasında bulunuyorlar.”
“Siyasi Partiler Kanunu bütün siyasi partilere devlet ideolojisini dayatmak ve hepsine aynı örgütsel biçimi giydirmek suretiyle, onları tek-tipleştirmektedir. Merkeziyetçi, homojenleştirici, laikçi-milliyetçi resmi çizgiyi onaylamayan siyasi partiler rahatlıkla kapatılabilmektedir.”
“Devletin yapılanmasını daha demokratik hale getirmek için yapılması gerekenlerden biri, yürütmenin iç yapısını bu ilke doğrultusunda yeniden düzenlemektir. Bunun en doğru yöntemi, yürütme yetkisini doğrudan doğruya halkın seçtiği bir başkana havale etmek ve böylelikle aynı zamanda yürütmenin içindeki ikiliği ortadan kaldırmaktır. Bunun yapılmaması veya muhtelif nedenlerle yapılamaması durumunda, iki başlılığın yarattığı sakıncayı gidermek üzere halihazırdaki sistem içinde cumhurbaşkanının anayasal yetkilerini azaltarak onu sembolik devlet başkanı haline getirmek gerekir.”
“Yargıda demokratikleşme bakımından, ceza yargılamalarında jürili sisteme geçilmesi, medeni yargılamada ise tahkimin uygulama alanının genişletilmesi uygun olur. Savcıların atanması ve görevden alınması, yargıçların ise görevden alınması prosedürüne, her birinin yetki bölgesindeki seçmenlerin dahil edilmesi de düşünülmelidir. Mamafih, bu ikinci önerinin uygulanabilirliği, kamu idaresinin adem-i merkeziyetçi esaslar doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına bağlıdır.”
“Kurumsal tedbirlerin başında Milli Güvenlik Kurulu’nun kaldırılması ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması ve bu makama “üçlü kararname”yle atama yapılması gelmektedir. Öte yandan, MGK’nın kaldırılması gerekir. Çünkü, tecrübe gösteriyor ki, MGK anayasal bir kurum olarak var olduğu sürece, hukuki düzenleme ne olursa olsun, onun hükümetlerin üstünde bir Demokles Kılıcı gibi durması tümüyle engellenemez.”
“Kurumsal tedbirler arasında düşünülmesi gereken başka bir tanesi de, askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılması ve gönüllülük esasına dayanan bir meslek haline getirilmesidir.”
“Türkiye’de ordu-millet mitinin devamlılığını sağlayan etkenlerden biri, askerliğin bir vatan hizmeti olarak genel bir zorunluluk halinde bulunmasıdır.”
“Türkiye’de silahlı kuvvetlerin siyasal süreci sürekli gözetim altında tutmasının ve yönlendirmeye çalışmasının ana nedeni, askerlerin aldıkları eğitimin ideolojik karakteridir. Böyle olmasını kolaylaştıran bir neden anayasanın kendisinin kimi ideolojik özellikler taşımasıdır. Bundan dolayı, hem Anayasanın ideolojiden arındırılması hem de buna bağlı olarak askeri okullardaki eğitimin ideolojik unsurlardan arındırılarak teknik hususlara inhisar ettirilmesi demokratik bir zorunluluktur. Belirttiğimiz gibi, demokratik bir rejimde askeri eğitim konusu sivillerin karışmaması gereken, “askerlerin iç işi” değildir.”
“Demokratikleşme için, temel hak ve özgürlükler rejiminin daha da iyileştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda en temel ihtiyaç Anayasanın Başlangıç kısmının metinden tümüyle çıkarılmasıdır. Çünkü özgürlükçü ve çoğulcu-demokratik bir siyaset anlayışına ve hukuk devletinin gereklerine taban tabana zıt olan bu başlangıcın redaksiyon veya ekleme-çıkarma yoluyla düzeltilmesi neredeyse imkansızdır. Anayasa’nın “Cumhuriyet’in Nitelikleri”ni belirleyen 2. maddesinin de yeniden formüle edilmesi ve bu çerçevede “Atatürk milliyetçiliği”ne yapılan vurgunun metinden çıkarılması demokratik çoğulculuk açısından şarttır. Buna bağlı olarak, kültürel, ideolojik ve dini çeşitliliği tanıyan ve bu gibi konularda devletin tarafsızlığını vurgulayan bir hükmün ayrı bir fıkra veya madde olarak Anayasaya eklenmesine de ihtiyaç vardır.”
“İnsan hakları anlamında temel hakların, yürürlükteki anayasada olduğu gibi (m. 12), topluma karşı ödev ve sorumluluklarla kayıtlanması da doğru değildir. Bu tür kayıtları anayasadan çıkarmak toplu yaşamaktan doğan karşılıklı ilişkilerin sıhhatine bir zarar vermez; çünkü amaç bireylerin topluma ve ailelerine karşı ödev ve sorumluluklarının bulunduğunun değil, fakat devletin bu gibi ödev ve sorumlulukları bahane ederek insan haklarına keyfi kısıtlamalar getirmesinin reddedilmesidir.”
“Kişilerin birinci türden ilişkilerinde söz konusu olan ödev ve sorumluluklarına riayet etmemeleri onların insan haklarına sahip olma yeterliklerine her hangi bir halel getirmez.”
“Anayasa’nın etnik vurgular taşıyan –milliyetçilik-, -Atatürk milliyetçiliği-, -Türk devleti- gibi ibarelerinin ve eğitim ve öğretim hakkını düzenleyen 42. maddesinin son fıkrasındaki “Türkçe’den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” hükmünün kaldırılması gerekir.”
“Yerel yönetim organlarının seçimi bakımından seçme hakkına sahip olmak için “vatandaşlık” şartı aranmamalı; makul bir süreden beri o yerde oturuyor olmak seçmen sayılmak için yeterli sayılmalıdır.”
“Kişilere -şu veya bu grubu desteklemek için vakıf kuramazsın- veya –devletin ideolojik tercihlerinden ayrılamazsın- demek vakıf kavramıyla bağdaşmaz”
“Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü ve dolayısıyla sivil toplum bakımından önemli bir konu da, dinî ve mezhebî inanç ve yorum farklılıklarına dayalı sivil örgütlenmelerin “İnkılap Kanunlarıyla” yasaklanmış olmasıdır. Bu yasağın simetrisi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir kamu idaresi birimi olarak varlığıdır.
Dolayısıyla, sivilleşme bir yandan sivil dinî örgütlenmelerin serbestleştirilmesini, öbür yandan da DİB’nin kaldırılmasını veya hiç değilse çoğulcu bir yapı içinde özerkleştirilmesini gerektirmektedir.”
“Adem-i merkeziyetçi bir idari reform sivilleşmek bakımından da önemlidir. Demokratik Batı –özellikle Anglo-Amerikan- dünyasında yerel yönetimler sivil toplumun odağında yer alırlar. Özerk yerel yönetim kamu işlerinin önemli bir parçasının merkezî devletten yerel inisiyatiflere kayması demektir. Bundan dolayı, yerel yönetimlerin yetkileri ve mali kaynakları bakımından güçlendirilmesi bir demokratikleşme programının vazgeçilmez esaslarındandır.”
Hani bu memleketin, devletin, vatanın, milletin kendini koruma iç güdüsü?
Hani bu vatanın vatansever ve dinamik evlâtları?
Bana sorma kıymetli okuyucu.. Ben de senin gibi onu uzun bir süredir mumla arıyorum.
Karada, havada ve denizde..
Her zaman ve her yerde arıyorum..
Ne yazık ki çıt yok…
Fotoğraf çekiyorlar, hatıra defteri tutuyorlar, not alıyorlar, bol bol sosyal faaliyet düzenliyorlar.
İşin daha da ilginci bu konuşmanın, ülkenin başbakanının ‘’huzurunda’’ yapılmış olmasıdır.
TSK; bu konuşmanın kendisi ile ilgili bölümlerinde, ‘’askerin itibarını düşürmeye’’ yönelik hiçbir şey bulamadı mı?
Ya da ‘’halkı askerlikten soğutmaya’’ ilişkin?
Peki Sayın başbakan; ‘’anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek’’ maddelerinin tartışılmaya açılması hakkında acaba ne düşündü?
Yargıç ve savcıların eline geçmedi mi bu konuşma metni?
Neden geçmedi?
Anayasa’nın ‘’Milliyetçilik, Atatürk milliyetçiliği, Türk devleti’’ gibi ibarelerinin tartışmaya açılması önerisi, neden bizim burnundan kıl aldırmayan, her topa maydanoz ‘’aydınlar’’ canibinde en ufak bir yankı uyandırmadı?
Irzına geçilen komşu çocuğu olunca adliyenin kapısına yığılan mahalleli; kendi namusuna dil uzatılıyor; neredesin?
Neredesin ey millet?
Sonuç olarak ey okuyucu, Birlik Vakfı’nın bir birlik için çalıştığı aşikâr da, kimle neden ve nasıl bir birlik düşündükleri açık ve net değil.
Kerameti kendinden menkul, sisler içinde, şüpheli bir birlik..
Yeşil bir birlik, ılımlı bir birlik..
Yeşil Kuşağın ‘’ılımlı’’ Birliği…17 Haziran 2005