Siyaset21 Ekim 2004 00:00
Baskın Oran''ın itirafları - Arslan Bulut
Rapora göre, Türkiye, Lozan Anlaşması''nın bazı hükümlerini ihlal ediyor. Raporda, Anayasa''nın, ''değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek'' maddeleri arasında yeralan "Türkiye devletinin dili Türkçe''dir" ifadesi de eleştirildi, "devletin dili olmaz" denildi. Baskın Oran işte bu niyetlerle, suyun damlaya damlaya kayayı oyması gibi, bu tür raporların da Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni oyacağını açıkça söylüyor.
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu''na maledilen "Azınlık Raporu"nun, 78 kişilik kurul içinde bulunan 24 kişinin işi olduğu anlaşıldı.
Kurul başkanı Prof.
Dr.
İbrahim Kaboğlu, raporun kurula ait olduğunu savunurken, insan hakları bölümü başkanı Doçent Vahit Bıçak, "Rapor, Prof.
Dr.
Baskın Oran''ın başkanı olduğu ''Azınlık Hakları Komisyonu'' tarafından hazırlandı ve 78 üyeli kuruldan sadece 24''ünün oyuyla geçti.
Rapor, Başbakanlığın, Danışma Kurulu''nun talep ettiği bir rapor değil.
Kişisel görüşler" diye açıklama yaptı.
Milliyet''e açıklama yapan İbrahim Kaboğlu ise raporun, Başkanlık Divanı''nca işleme konulmadan, basına verildiğini belirtti ve şöyle dedi: "Baskın Oral, bazı kavramların daha da hukukileştirilip bir uzlaşma metni haline getirilmesine yönelik tavsiyemizi tam olarak metne yansıtamadı.
Burada sorun olabilir.
Sevr sendromu gibi ifadelerin törpülenmemesi, konuya karşı olanlara koz verdi.
Hassas bir konu ama raporu karalama kampanyasına dönüştürmemek lazım." Kaboğlu''nun açıklamasından, raporu kendisinin de benimsediği anlaşılıyor.
Sadece, yazım sırasında daha politik bir üslup kullanılması gerektiğini düşünüyor! Kaboğlu veya Baskın Oran! İkisi de aynı yolun yolcusu.
Aynı kabın içindeler! Zaten, raporun Baskın Oran''ın elinden çıktığı da belliydi.
Çünkü, rapordaki Şkirleri, daha yumuşak bir üslupla her yerde anlatıyordu.
Şimdi, Başbakanlık zırhını kullanarak, Tür toplumunu 81 yıldır ayakta tutan bütün değerlere açıktan saldırma imkanına kavuştu.
Sorun, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanlığı''na Prof.
Dr.
İbrahim Kaboğlu''nu ve Azınlık Hakları Komisyonu kurarak başına Prof.
Dr.
Baskın Oran''ı getiren zihniyetten kaynaklanıyor.
Zaten, "Türk kimliği yerine Türkiye kimliği koyalım" diyen de aynı zihniyetin sahibi Tayyip Erdoğan değil miydi? Danışma Kurulu''nda Jandarma Komutanlığını temsilen bir Türk subayının, Kamu-Sen, Türk-İş, Toplumsal Düşünce Derneği, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği, Cem Vakfı gibi sendika ve dernek temsilcilerinin de bulunduğu biliniyor.
Bu kuruluşlardan sadece Toplumsal Düşünce Derneği, bir açıklama yaparak, raporun oylanış şeklinin usulsüz olduğunu bildirdi! İçişleri Bakanlığı da cılız bir açıklama yaptı! Raporu kaleme alan Azınlık Çalışma Grubu Başkanı Prof.
Baskın Oran ise bu açıklamaya da cevap verdi ve raporun 1,5 yıldır engellenmeye çalışıldığını, bakanlıkların temsilcileri hatta sivil toplum örgütü temsilcilerinin itirazlarıyla karşılaştıklarını söyledi.
Prof.
Oran, ''''Sonunda oylayıp kabul ettirdik.
Bu raporun tek başına hiçbir sonucu olmaz.
Ama, damlaya damlaya kayayı oyar.
Devletin kurduğu bir kurum bile artık devletin 1920''lerden 2000''lere gelmesini istiyor'''' dedi.
Oran, raporu birkaç yıl önce kaleme alsalardı, en az 5 yıl hapisle cezalandırılacaklarını da söyledi.
Raporda ''Sevr sendromu'' nun bitmesi, Lozan Anlaşması''nın gerektiği gibi uygulanması isteniyor.
Tek kültürlü ulus-devlet yerine ise, ''Türkiyelilik üst kimliğinin benimsenmesi'' öneriliyor. Raporda, Türkiye''nin azınlıklar konusundaki sınırlayıcı tutumunun dünyadaki eğilimlere ters düştüğü de iddiua ediliyor.
Rapora göre, Türkiye, Lozan Anlaşması''nın bazı hükümlerini ihlal ediyor. Raporda, Anayasa''nın, ''değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek'' maddeleri arasında yeralan "Türkiye devletinin dili Türkçe''dir" ifadesi de eleştirildi, "devletin dili olmaz" denildi. Baskın Oran işte bu niyetlerle, suyun damlaya damlaya kayayı oyması gibi, bu tür raporların da Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni oyacağını açıkça söylüyor. Tabii, uyum yasaları ile ve sonunda bütünüyle Türk Ceza Kanunu''nda yapılan değişikliklerle, artık bu türden konuşmaların suç olmaktan çıktığını da biliyor ve bu sayede devleti oymaya dönük girişimlerin serbest olduğunun altını çiziyor! Bu yasalara imza atanlar, eserinizle ne kadar övünseniz azdır!
Kurul başkanı Prof.
Dr.
İbrahim Kaboğlu, raporun kurula ait olduğunu savunurken, insan hakları bölümü başkanı Doçent Vahit Bıçak, "Rapor, Prof.
Dr.
Baskın Oran''ın başkanı olduğu ''Azınlık Hakları Komisyonu'' tarafından hazırlandı ve 78 üyeli kuruldan sadece 24''ünün oyuyla geçti.
Rapor, Başbakanlığın, Danışma Kurulu''nun talep ettiği bir rapor değil.
Kişisel görüşler" diye açıklama yaptı.
Milliyet''e açıklama yapan İbrahim Kaboğlu ise raporun, Başkanlık Divanı''nca işleme konulmadan, basına verildiğini belirtti ve şöyle dedi: "Baskın Oral, bazı kavramların daha da hukukileştirilip bir uzlaşma metni haline getirilmesine yönelik tavsiyemizi tam olarak metne yansıtamadı.
Burada sorun olabilir.
Sevr sendromu gibi ifadelerin törpülenmemesi, konuya karşı olanlara koz verdi.
Hassas bir konu ama raporu karalama kampanyasına dönüştürmemek lazım." Kaboğlu''nun açıklamasından, raporu kendisinin de benimsediği anlaşılıyor.
Sadece, yazım sırasında daha politik bir üslup kullanılması gerektiğini düşünüyor! Kaboğlu veya Baskın Oran! İkisi de aynı yolun yolcusu.
Aynı kabın içindeler! Zaten, raporun Baskın Oran''ın elinden çıktığı da belliydi.
Çünkü, rapordaki Şkirleri, daha yumuşak bir üslupla her yerde anlatıyordu.
Şimdi, Başbakanlık zırhını kullanarak, Tür toplumunu 81 yıldır ayakta tutan bütün değerlere açıktan saldırma imkanına kavuştu.
Sorun, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanlığı''na Prof.
Dr.
İbrahim Kaboğlu''nu ve Azınlık Hakları Komisyonu kurarak başına Prof.
Dr.
Baskın Oran''ı getiren zihniyetten kaynaklanıyor.
Zaten, "Türk kimliği yerine Türkiye kimliği koyalım" diyen de aynı zihniyetin sahibi Tayyip Erdoğan değil miydi? Danışma Kurulu''nda Jandarma Komutanlığını temsilen bir Türk subayının, Kamu-Sen, Türk-İş, Toplumsal Düşünce Derneği, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği, Cem Vakfı gibi sendika ve dernek temsilcilerinin de bulunduğu biliniyor.
Bu kuruluşlardan sadece Toplumsal Düşünce Derneği, bir açıklama yaparak, raporun oylanış şeklinin usulsüz olduğunu bildirdi! İçişleri Bakanlığı da cılız bir açıklama yaptı! Raporu kaleme alan Azınlık Çalışma Grubu Başkanı Prof.
Baskın Oran ise bu açıklamaya da cevap verdi ve raporun 1,5 yıldır engellenmeye çalışıldığını, bakanlıkların temsilcileri hatta sivil toplum örgütü temsilcilerinin itirazlarıyla karşılaştıklarını söyledi.
Prof.
Oran, ''''Sonunda oylayıp kabul ettirdik.
Bu raporun tek başına hiçbir sonucu olmaz.
Ama, damlaya damlaya kayayı oyar.
Devletin kurduğu bir kurum bile artık devletin 1920''lerden 2000''lere gelmesini istiyor'''' dedi.
Oran, raporu birkaç yıl önce kaleme alsalardı, en az 5 yıl hapisle cezalandırılacaklarını da söyledi.
Raporda ''Sevr sendromu'' nun bitmesi, Lozan Anlaşması''nın gerektiği gibi uygulanması isteniyor.
Tek kültürlü ulus-devlet yerine ise, ''Türkiyelilik üst kimliğinin benimsenmesi'' öneriliyor. Raporda, Türkiye''nin azınlıklar konusundaki sınırlayıcı tutumunun dünyadaki eğilimlere ters düştüğü de iddiua ediliyor.
Rapora göre, Türkiye, Lozan Anlaşması''nın bazı hükümlerini ihlal ediyor. Raporda, Anayasa''nın, ''değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek'' maddeleri arasında yeralan "Türkiye devletinin dili Türkçe''dir" ifadesi de eleştirildi, "devletin dili olmaz" denildi. Baskın Oran işte bu niyetlerle, suyun damlaya damlaya kayayı oyması gibi, bu tür raporların da Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni oyacağını açıkça söylüyor. Tabii, uyum yasaları ile ve sonunda bütünüyle Türk Ceza Kanunu''nda yapılan değişikliklerle, artık bu türden konuşmaların suç olmaktan çıktığını da biliyor ve bu sayede devleti oymaya dönük girişimlerin serbest olduğunun altını çiziyor! Bu yasalara imza atanlar, eserinizle ne kadar övünseniz azdır!